DOĞU AVRUPA'DA DEVAM EDEN "YAHUDİ KARŞITLIĞI"
19. yüzyılda Yahudi diasporasının temel merkezleri Rusya ve Polonya'da Yahudilere zulüm yaygınlaştı. Özellikle Rus imparatorları 3. Aleksandr (1881-1894) ve 2. Nikolay (1894-1917) dönemlerinde hükümetin de teşvik ettiği pogromlar (katliam) yaşandı.
Bu dönemlerde Avusturya, Fransa, Almanya ve Macaristan'da antisemitizmi savunan pek çok parti etkileyici seçim başarıları elde etti.
Baskı ve aşağılanmaya maruz kalan birçok Doğu Avrupalı Yahudi, ABD'ye göç ederek yeni bir hayat kurmayı tercih etti. Bunu yapamayanlar için ise Siyonizm, bu zulümden kaçmak için alternatif bir umut oldu.

ANTİSEMİTİZMİN SOYKIRIMA DÖNÜŞTÜĞÜ İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI
Avrupa'da yıllardır var olan antisemitizm, Almanya'da 1933-1945 yıllarını kapsayan Nazi döneminde, zirveye ulaştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa'daki milyonlarca Yahudi sistematik olarak öldürüldü ya da toplama kamplarında zorla çalıştırılmaya ve işkenceye maruz kaldı.
Nazi lideri Hitler, Yahudilerin mallarına el koyma, akademi, yargı, ordu ve sivil hizmet alanlarında işlerinden etme kampanyası yürüttü. İbadethanelerinin de ortadan kaldırıldığı Yahudilerin ticarethaneleri de kapatıldı. Yahudilerle Yahudi olmayanlar arasında evlilikler yasaklandı.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Versay Anlaşması sonucundaki tüm olumsuzlukların günah keçisi ilan edilen Yahudilerin siyasi haklarının çoğu ellerinden alındı. Almanya'da yaşanan tüm enflasyon ve ekonomik krizden de Yahudiler sorumlu tutuldu.
"Kristallnacht" olarak bilinen Nazilerin provoke ettiği 9 Kasım 1938'deki ayaklanmada, en az 267 sinagog yok edildi, 91 kişi öldürüldü. Yahudilere ait birçok iş yeri ve ev yok edilirken, 30 bin Yahudi, Dachau, Buchenwald, Sachsenhausen ve diğer toplama kamplarına gönderildi.
Hitler'in 1939'da ilerleyişine başladığında, başta Polonya'dakiler olmak üzere "faşist" yönetim altındaki ülkelerdeki Yahudiler, gettolarda, şehrin duvarlarla çevrili bölümlerinde yaşamaya başladı. Bu bölgelerde Yahudilere yeterli yiyecek, tıbbi hizmet ve ısınma hizmeti sağlanmadı.
Toplama kamplarındaki yüz binlerce Yahudi, savaşa destek olması adına köle işçi olarak çalıştırılıyordu. Nazi Parti yetkililerinin Ocak 1942'de bulduğu "Yahudi sorununa son çözüm" planıyla Yahudiler gettolardan tehcir edildi.
Mağdurlar, tren istasyonlarında hayvan vagonlarına koyularak Polonya'da gaz tesisleri bulunan ölüm merkezlerine, imha kamplarına gönderildi.
Auschwitz, Treblinka, Chelmno ve Nazi Partisi'nin silahlı kolu SS tarafından yönetilen diğer kamplarda, fareleri öldürmek için tasarlanmış bir pestisit kullanılarak endüstriyel tarzda idam uygulandı.
Yaşlılar, reşit olmayanlar ve fiziksel olarak zayıf olup çalışacak durumda olmayanlar ilk öldürülenlerdi. Güçlüler de zayıflamaya başlayıp çalışmayacak hale geldiklerinde yok edildi. 1943'ün ortalarında neredeyse ölüm kamplarına gelen tüm Yahudiler derhal öldürüldü.
Müttefik ordular Almanya ve Polonya'ya girdiğinde, toplama ve ölüm kamplarındaki insanları kurtardı ancak şahit oldukları görüntülerin, kamplardan kaçanların medya ve hükümet yetkililerine verdiği bilginin çok daha ötesinde olduğu ortaya çıktı.
Daha sonra Holokost olarak adlandırılan bu katliam, öncesinde sayıları 9 milyonu bulunan Avrupalı Yahudilerin yaklaşık üçte ikisinin ölümüyle sonuçlandı.

AVRUPA'NIN "SUÇLULUK DUYGUSUNUN" BORCUNU MU ÖDÜYOR?
Avrupa'da Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde Yahudilere yönelik ayrımcı politikalar ve antisemitizmin; İkinci Dünya Savaşı'nda da Yahudilerin soykırıma uğramasının üzerine Avrupa ülkeleri Yahudilerin Filistin topraklarına göçüne ve İsrail devletinin kurulmasına destek verdi.
Hayatta kalan Yahudilerin Filistin'e yerleştirilmesi fikri İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD tarafından da benimsendi.
Yahudi devletinin kurulmasından sonra İsrail'in politikalarına ve eylemlerine, savaş suçu teşkil etse de ses çıkarmayan Avrupa'nın bu tutumunun altında yatan nedenin, geçmişten gelen suçluluk duygusu olup olmadığı sorgulanıyor.

Başkan Erdoğan'ın 25 Ekim AK Parti grup toplantısında yaptığı açıklama:
"BATI'NIN SANA BORCU ÇOK AMA TÜRKİYE'NİN SANA BORCU YOK"
Şimdi buradan İsrail'e ve dünyaya sesleniyorum. Toplantılar yapıyorlar. Son yaptıkları toplantıda yine bir araya geldiler, tüm batı Hamas'ı bir terör örgütü olarak görüyor. Şimdi buradan sesleniyorum. Ey İsrail, sen bir örgüt olabilirsin. Bu batının sana borcu çok. Ama Türkiye'nin sana borcu yok. Hamas bir terör örgütü değil, topraklarını ve vatandaşlarını koruma mücadelesi veren bir kurtuluş, mücahitler grubudur.
