
Aklıma gelen ilk düşünceyi söyleyeyim kafamdaki ses bana diyor ki, eğer gelirsem beni öldüreceksiniz, çünkü böyle koşullandırılmıştım. Büyürken bana Filistinlilerin terörist olduğu öğretildi. Bir Filistinlinin insan olma ihtimali yoktu ve Filistinlilerin direnişinin Yahudilerle hiçbir ilgisi olmayıp, Filistinlileri topraklarından kovan, ayırımcılığı, etnik temizliği ve soykırımı destekleyen yerleşimciler olduğu gerçeğiyle ilgili olma ihtimali kesinlikle yoktu. Aklımda bunlar geçerken, içimde başka bir ses vardı. Bence bu ses daha derin, atalardan gelen bir sesti. Bugün bile tüm koşullandırılmalarıma bu ikinci sesle, daha derin bir sesle, daha derin bir bilgiyle meydan okuyabilmiş olmamam hayret ediyorum.
Ve o ses hemen dedi ki hayatın boyunca sana bu kişinin seni öldüreceği, bu kişinin bir terörist olduğu ve insan olmadığını söyledi ve işte tam karşınsa duruyor. Bu söylenenlerle hiç alakası yok. O anda, o düşüncemi dile getiremedim ve saçmalık deyip evet, geleceğim dedim. Kendi gözlerimle görmem gerekiyordu. Siyonist olarak büyütülmüş bir çocuk için bu duyulmamış bir şeydi.

Bir Filistin kasabasına gidip ceset torbasında dönmeyeceğimi düşünmek bile saçmaydı. Ama önümüzdeki birkaç gün içinde gelmem gerektiğini söyledi. Bir Cuma günü Yeruşalim'de Şabat yaptım. Pazar günü ise İsrail yerleşimci sömürgesinde iş günüydü. Ben de Yeşiva'ya gittim. Sabah Gemara'ya girdim. Sanırım Kiduşin kısmındaydık. Sonra öğle yemeği sırasında kipamı çıkardım, şapkamı taktım. Yeşiva'dayken Filistinlilerin beni öldüreceği korkusuyla gitmeme izin verilmeyen tek yer olan Şam Kaısı Shar Schem'e gittim. Şam Kapısı'ndan içeri adımımı attığım anda, aslında Filistinli oldum demek istemiyorum. Bu çok saçman bir yerleşimci olarak muazzam bir ayrıcalığa sahiptim.
Onlardan biri olmaktan ziyade yerleşimci bir sömürge rejimine tabi olmanın nasıl bir şey olduğunu bir nebze olsun deneyimledim diyelim ve bir Filistin otobüsüne bindim ve benim için, böyle, ilginç bir şeydi. Ve bu tamamen farklı bir otobüs sistemi. Ama bunun da ötesinde, sanki birdenbire beni öldürmesi gereken insanlara bir araya gelmiştim. ve aslında, Filistin otobüsünde bulunduğum sırada tam dersi oldu; güvenlik algım açısından, kimlik ve aidiyet duygum, nerede güvende olduğum noktasında birdenbire Filistinli olmaya evrildi ve tehdit aldım birdenbire şuna dönüştü: "Vay canına, bir Filistin otobüsündeyim bir soykırımcı, yerleşimci sömürgede Filistinli olarak görülüyorum. Birazdan, bu işgalci ordunun bana ne isterse yapabileceğini bilerek, bir buçuk saat boyunca askeri kontrol noktalarından geçeceğim. Ve sahip olduğum tek koruma Amerikan pasaportu ki bu herhangi bir Filistinlinin sahip olduğundan çok daha fazlası. Yine de çok korkuyordum. Filistinli bir babayı kızının nasıl teselli etmeye çalıştığına dair bir görüntü hatırlıyorum.

Bu adam muhtemelen 65 yaşındaydı ve ben o anda bu adamın katlanmak zorunda kaldığı derin aşağılanmanın farkında vardım ve üstelik o, Ramallah'tan Kudüs gidebilen ayrıcaklıklı biriydi. Ve Kalendiya kontrol noktasından geçtiğimiz esnada İsrail ordusu askerlerinin gelişini, bizi taciz eşini hatırlıyorum. Ve Kalendiye kontrol noktasından geçtiğimizdeduvarın iç kısmında güzel bir grafiti gördüğümü, elinde sapan tutan bir çocuk grafitisi gördüğümü hatırlıyorum.
O sırada Yahudi beynim bana şöyle dedi: "Vay canına, bu inanılmaz. Kuran ve Tevrat ne kadar da benziyor" Onlarda da sapanlı Kral Davut imgesi var.Sonra otobüs yolunda devam ettiğinde sapanın bir İsrail ordusu askerine doğrultulmuş olduğunu gördüm. İşte o zaman benim için her şey paramparça olmaya başladı, dedim ki: "Bir saniye! Burada kim kim? Bunlar atalarımın zulme direnmek için kullandıkları taşların aynısı. Ve şimdi Filistin'in bu taşları, Filistinliler tarafından da zulme direnmek için kullanılıyor ve bizler en büyük kabusumuza dönüştük. Ramallah'ta bir arada oturduğumu hatırlıyorum...