AB'nin tuzağını Erdoğan böyle bozdu
21. Yüzyılın savaş teorisine göre 'düşman' kavramı yeniden tarif ediliyor... Küresel arenada vekâlet savaşları ittifakları değiştirirken 'silah' anlayışı da değişiklik göstermeye başlıyor... İşte yeni dönemin savaş tekniğinin adı: hibrit savaşlar... Peki, hibrit savaşlar ne anlamaya geliyor, saldırı metotlarını kimler, nasıl belirliyor ve son dönemde Türkiye hangi küresel güçlerin hibrit savaş tekniklerine maruz kalıyor? İşte tüm bu soruların yanıtı
A HABER - "Savaş ile barış dönemleri arasındaki ayırımın bulanıklaştığı, mücadelenin savaş sahaları dışına taştığı, sivil ve askerler arasındaki farkların ortadan kalktığı ve asimetrik özellikleri de içinde barındıran askeri, yarı-askeri ve bazen de sivil gayretler bütünü"
İşte Yeni dönemin savaş tekniğinin adı; Hibrit savaş...
Vekalet savaşları, ittifakları değiştirirken, silah kavramları da farklılaşmaya başlıyor...
Ve Savaş alanları ilginç başlıklarda kendisini gösteriyor...
İkincil savaş mecrası olarak bilgi alanı, 'Psikolojik Harp'in pişirildiği idrak alanı, psikolojik harp'i eyleme dökme mecrası olarak sosyal alan ve Kamu diplomasisinin kullanıldığı Stratejik iletişim alanı;
Hibrit savaş tekniğinin 'vücut' bulduğu başlıklar...
Uzmanlar bu başlıkların kodlarını ise şöyle veriyor:
'Vekalet Savaşı'nın ön cephesinde medya var... Arka bahçesinde ise piyasalar...'Vekalet Savaşı'nın zırhlı tugayını hukuk olarak adlandırırsak, saldırı tugayının da terör olduğunu söyleyebiliriz...
Stratejist Abdullah Çiftçi şöyle yorumluyor: 21. Yüzyılda dünyayı sevk ve idare ettiğini düşünen, dünyanın farklı bölgelerindeki doğal kaynaklara ve enerjiye güçlere ulaşmak isteyen güçler eğer o bölgedeki hükümetlerle liderlerle anlaşamıyorsa istediklerini elde etmek için, savaşmadan savaş halini farklı yöntemler kullanıyorlar. Bunlar nedir?
1. Finans savaşı… Şu an Türkiye'nin yaşadığı,
2. İstihbarat savaşı… Yani ifşa savaşı şantaj, montajla gizli olması gereken bilgilerin kamu önüne çıkartarak sosyal medyadan paylaşıp algı oluşturma,
3. Siber savaş
1999 yılında "Sınırsız Savaş" stratejisini yazan Qiao Liang ve Wang Xiangsui adlı iki Çinli subay; savaşın, askerlerin dışında tüm güçlerin kullanıldığı bir zemine evrildiğini vurguluyor...
21. yüzyılın savaş teorisine göre de düşman yeniden tarif ediliyor...
Savaşın yeni cephesinde çevre, finans, ticaret, kültür, hukuk ve medya var.
Savaşın silahları ise borsa spekülasyonu, Medya satın almaları ve Karakter suikastları.
Hedef, belirlenen ülkeyi içten çökertmek ve teslim almak olurken, o ülkede kurulan yerel ittifaklar taktik gereği kurulur... Ve bu ittifakta ahlak ve kural yoktur!
Daha anlaşılır bir dille söyleyecek olursak, ortada devletlerarası bir savaş yok, ancak onlar adına medya, sosyal medya, finans ya da hukuk gibi kritik öneme sahip alanlarda yürüyen bir algı savaşı var...
Uluslararası Terör Uzmanı Hüseyin Bayazıt ise şöyle tanımlıyor: "Hibrit Savaş" kavramı daha çok alanlarının değişmesini anlarsak hibrit savaşı anlarız. Ne dedi cumhurbaşkanı Avrupa Birliğine karşı? Dezanformasyon ve propagandaya dayalı hibrit savaş yapılıyor. Yani bizim bildiğimiz muharebe savaş anlayışı, muharebenin tabiatı ve karakteri değişti. Bundan dolayı da savaşın alanları değişti. Mesela siber savaş diyoruz, sivil toplum örgütlerine dayalı savaş diyoruz efendime söyleyeyim sosyal medyaya dayalı savaş var. Sivil toplum örgütlerinin yanında hukuk tabanlı hukuk sistemini ve adalet sistemini hukuku kullanarak, 17 - 25'de olduğu gibi çok boyutlu oldu.
Farklı cepheleri aynı anda kullanarak gerçekleştirilen bir savaş tekniği bu...
Hibrit savaş tekniği çok çeşitli silahlarla yürütülüyor ama bunların hepsi ateşli silahlar değil...
Cep telefonundaki kamera, bilgisayarlardaki fotoğraf düzenleme yazılımları ve Sosyal medyadaki ulaşılabilirlik,
Hepsi, bu savaş tekniğine dâhil... Modern savaşın kritik bir unsuru bu teknik... Devletlerarası enformasyon mücadelesinin temeli...
Türkiye son dönemde terör örgütleri ile mücadelesinde, siyasi-ekonomik gelişiminde işte bu yöntemle sekteye uğratılmak istenen ülkelerin başında geliyor...
Özellikle FETÖ, DEAŞ ve PKK gibi örgütlerin, yabancı istihbarat servisleriyle birlikte kurguladıkları bu alan, toplumsal algının yönetilmesi ve hazırlanması açısından son derece kritik bir öneme sahip oldu...
Gezi olaylarındaki manipülatif operasyonlarla, 17-25 Aralık kumpasındaki farklı icra alanları medya ve yargı üzerinden harekete geçirildi...
17-25 Aralık sürecinde, bir yandan hukuki operasyon yürütülürken bir yandan da sosyal medyadan devlet büyüklerine ve sisteme yönelik akıl almaz bir linç girişimi başlatılıyordu...
Gezi olaylarında medya ve sosyal medyada yansıtılan yanıltıcı ölüm haberleri, montajlanmış polis fotoğrafları, orantısız müdahale görselleri aylarca ısıtılıp medya alanlarında kullanıldı...
Abdullah Çiftçi A Haber'e verdiği röportajında şöyle demişti: Gezi olayında hükümet 100 milyar dolarlık bir proje projeksiyonu açıklamıştı tüm yabancıları davet etmişti. Ne zaman 31 Mayıs'ta. 1 Haziran'da gezi oldu. Ve tüm dünyada 1buçuk milyar insan sanki sokaklarda insanlar ölüyormuş gibi bir algı oluşturdular Madonna tweet attı ve tüm Arap dünyası özellikle gözü buradaydı bir anda panikledi. "Ne oldu Türkiye'de?" şeklinde. Amaç ne; hükümetin yapmış olduğu 100 milyar dolarlık yatırımı dışarıdan yatırım gelmesini engellemekti.
Nefret ve şiddet, yıkılması istenen ülke yönetimine karşı kışkırtılıyor, toplumun iç savaşa sürüklenmesi adına her argüman sahaya sürülüyordu...
Uludere'de 30'u aşkın kaçakçının öldürülmesi ile HDP'nin Kobani kışkırtması sonrası yaşanan katliam da bunun bir benzeri...
Terör örgütlerine ya da teröre destek veren siyasetçi-gazeteci-akademisyenlere karşı yürütülen operasyonların sulandırılması ise bu minvalde okunması gereken konulardan...
Türkiye, her alanda sistematik hibrit tekniklerinin etkisi ile mücadele ederken, üst aklın son dönemde kullandığı en dinamik savaş politikası da taşeron ülkeler tarafından bir bir devreye sokuluyor...
Örneğin, terör kriterlerini Türkiye gerçekliğinden uzak tutarak, demokrasinin ayaklar altına alındığı algısıyla harmanlayan AB, tam da hibrit savaş yönteminin göbeğine oturmuyor mu?
Cumhurbaşkanı Erdoğan aşağıdaki sözlerle AB'ye yüklenmişti:
AB ilişkilerimizde ahkâm kesenlere bu kararı okumalarını tavsiye ediyorum. Kararda ne diyor. 'Nefret, şiddet ve savaşın kışkırtılması ifade özgürlüğü kılıfına saklanamaz' diyor.
Sizde olunca bu ifade özgürlüğü kılıfına saklanamıyor da, bizde olunca niye buna siz kılıf uyduruyorsunuz. Biz terör örgütlerini ve eylemlerini övenler için hukuk mekanizması işlettiğimizde hemen ifade özgürlüğü diye karşımıza çıkıyorsunuz. Devam ediyor karar. 'Dezenformasyon ve propaganda hibrit savaşının bir parçasıdır' diyor. Bizde olanlar ne, dezenformasyon değil mi? Bunlar hibrit savaşına girmiyor mu?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın işaret ettiği bu teknik ve bu tekniği kendi lehine çevirmek için harekete geçen Avrupa Birliği tam da bu noktada en geçerli örnek...
Avrupa, Aynı operasyonel hamleleri 15 Temmuz darbe sürecinde de uygulamadı mı?
FETÖ'ye yönelik yargıda, askeriyede ve devletin tüm kritik noktalarında başlatılan operasyonları sorgusuz sualsiz reddederek, dünyaya Türkiye'de mağduriyetlerin yoğun olduğu algısını yaydı...
Bunu yaparken de içerideki sözde muhalif dinamikleri harekete geçirmekte geç kalmadı...
Başını Almanya'nın çektiği Batı medyası neden her gün farklı bir medya ortamında Türkiye'ye karşı akıl almaz bir linç girişimine kalkıştı?
Erdoğan ise şu sözlerle Avrupa'nın oyununu ortaya koymuştu:
Siz kendinizi ciddiye almıyorsunuz ben sizi ciddiye alayım. Bir gün önce hibrit savaş tekniklerinden bahsedip, ertesi gün Türkiye'yi terör mücadelesi nedeniyle eleştirirseniz sonuç fiyasko olur. Bu kavramlar bizim yıllardır yaşadıklarımızı ne kadar güzel ifade ediyor.
Ve Ankara buna karşı yeni güvenlik stratejisini oluşturan güçlü bir hamle sürecinde...
Karşı tekniklerin geliştirilmesi de bugünlerde aynı yöntemlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılırken, yeni güvenlik politikasının önemi de ortaya çıkıyor...