SALİH TUNA

Doktorları ne yapalım?

Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu"na taş çıkartacak bir hastane hayatıdır benim ilk gençliğim.
12 Eylül öncesinin bu siyah-beyazlı yıllarından zihnime kazınan, doktorların "çatık kaşlı" olmaları, hastaları hep azarlamalarıydı.
Üstelik, kimsecikler onlara en ufak saygısızlık yapmazdı.
Tam aksine, baş tacı edilirlerdi.
Anneciğimle hastane kapılarında ilk mektepten liseye kadar maruz kaldığım muamele aklıma geldiğinde hâlâ yüreğim yanar!
Kendime söz vermiştim: Bir gün elime kalemi alırsam, doktorlarla dalga geçecek, intikamımı alacaktım.
Ne ki, ortaokulu bitirdiğim o yaz, Moliere'in hayatına dair bir rivayeti öğrenince vazgeçtim.
Rivayet odur ki...
Doktorlar kendileriyle dalga geçtiği için Moliere'i tedavi etmeye yanaşmazlar, hatta öldüğünde Tanrı'nın onu cezalandırdığını iddia ederler.
Gerçi ben onun kadar "acımasız" olmayacaktım ama yine de tırstım.
Acımasız dediğim...
"Hastalık Hastası" oyununda (bizzat kendisinin canlandırdığı) Argan, doktorunun (Purgon) zengin olduğundan söz edince, hizmetçisi Toinette şöyle der: "Bu kadar zengin olduğuna göre çok insan öldürmüş olmalı..."

***

Devir değişti, "renkli-Türkçe günlere" yetiştik. Şimdi gülen, gülümseyen, hastasının yüzüne bakan doktorlar var.
Günlerce hastasının başında bekleyeninden, hasta yakınlarıyla birlikte ağlayanına kadar birçok doktora muttali oldum. Çok şükür.
Gelgelelim her şey zamanla iyiye gitmedi.
"Anarşinin" dört bir yanımızı kuşattığı o siyah-beyazlı yıllarda, doktorların diğer meslek gruplarından çok önemli bir farkı vardı:
Günlük siyasete mesafeli dururlardı. Bu nedenle de silahlı çatışmalar sadece tıp fakültelerinde hemen hemen hiç yoktu.
Doktorlar sırf bu özellikleri nedeniyle de hak ettikleri saygıyı ziyadesiyle görürlerdi.
En önemlisi de şu:
Silahlı çatışmalarda yaralanan öğrencilerin sağcı veya solcu olmaklığıyla hiç ilgilenmezlerdi. Hastanın yarasından başka tecessüs gösterdikleri hiçbir şey yoktu.
Hülasa...
Şimdiki gibi sosyal medya hesabından, "Bundan sonra hastaların sosyal medya hesabına bakacağım..." diyebilecek cibilliyette hiçbir doktor yoktu.

***

Doktorların genelinin bugün de günlük politik kapışmalara mesafeli olduğunu biliyorum.
Bu iyi.
Lakin, TTB gibi gırtlağına kadar siyasete batmış kuruluşlar imajlarına her geçen gün zeval veriyor.
Biz de olur olmaz vakada "doktorlar" şeklinde genellemeler yapmamalıyız.
Gerçeğin yerini algının aldığı bu çağda herkes sorumlu bir dil kullanmaya özen göstermelidir.
Örneğin, kötü bir doktor vakası üzerinden, "doktorlar" şeklinde genellemeler yapmak TTB gibi kuruluşların ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramaz.
"Bozguncu" medya ve kuruluşların doktorlarımızı istismar etmesine fırsat verilmemelidir.
Bunun için de her şeyden evvel doktorlarımızın şikâyet ve dilekleri azami dikkate alınmalıdır.
Buna mukabil doktorlarımız da kendilerini araçsallaştırarak "yaratıcı yıkıcılığa" meze yapmaya çalışan kuruluşlara karşı tavrını net bir şekilde ortaya koymalıdır.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.