HINCAL ULUÇ

Biz kimin medyasıyız, dostlar!..

"Oruç Reis'i 90 günlüğüne Akdeniz'e gönderip, 30 günde götün götün geri çeken.." diye yazan gazete hangi ülkenin olabilir bir düşünün?.
Hayır.. Hayır.. Aklınıza sakın bir Yunan gazetesi gelmesin.. "Götün götün" diye tarif ettiği çirkin argo ile "Bize saldıran bir Türk(!) gazetesi.. Sözcü.. Yazan da bir Türk (!) yazarı Yılmaz Özdil..
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'a muhalif olabilirsiniz.
Hatta nefret bile edebilirsiniz..
...Ama "Sırf Erdoğan gitsin de, ister Türk- Yunan savaşı çıksın, ister Türkiye'nin dış itibarı sıfırlansın" demeye, bu ülkenin evladı olarak hakkınız yok. Tabii eğer bu ülkenin evladı iseniz..
Sözcü yayınlarına bakıyorum.. Alenen, resmen savaş istiyorlar.. Ege'de savaş çıksın..
Hesapları.. O zaman Erdoğan gider.. İkinci Dünya Savaşı'ndan galip çıkan Churchill bile savaş sonrası ilk seçimde iktidardan düşmedi mi?
Bir gazete, kendi ülkesini ateşe atar mı?. Bir gazete, gerginliklerde ipi koparma yarışı yapar mı?. Savaş mı ister, diplomasiyi mi destekler?.
Meis'e, Sakız'a asker çıkarmış Yunan.. Asker değil, tüm Yunan ordusunu çıkarsalar ne yazar?.
Sonucu belli savaşı açar mı Yunan siyasetçisi..
Arkalarında İngiltere ile geldiler İzmir'e..
Sonunda ne oldu?. Bütün ordunu kurşuna dizdiler.
Kelleyi güç kurtaran Venizelos, Mustafa Kemal'i Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. Çünkü Atatürk, ilk barış elini, yendiği, kovduğu Venizelos'a uzattı.
Devlet adamlığı buydu.. Ezeli düşman değil, dost komşular lazımdı Türkiye'ye..
Ya Cumhuriyet.. Her zaman bir parçası olmakla gurur duyduğum Cumhuriyet'i artık elime almak istemiyorum..
Covid diye bir bela var, başımızda..
Bu bela ile savaşmanın şu anda bilinen tek yolu, moralini yüksek tutmak ve alınan önlemleri aynen uygulamak.
Henüz ilacı bulunmadığı için Covid'e karşı en büyük silahımız, vücudumuzun bağışıklık sistemi.
Bağışıklık sistemi de moralle doğru orantılı. Moraliniz ne kadar yüksekse, bağışıklığınız o kadar güçlü oluyor..
...Ve Cumhuriyet ne yapıyor?.
Covidle ilgili ne kadar felaket haberi varsa, onu veriyor, onu manşetliyor. Tek olumlu, umutlu haber yok. Amaç moralleri sıfırlamak..
Alınan hemen bütün önlemleri eleştiriyor.
Hatta dalga geçen yorumlar kaleme alıyor..
Nedir amacı Cumhuriyet'in?.
Covid coşsun, yayılsın, öldürsün.. Türkiye'yi dünyanın en feci Covid ülkesi yapsın, önemli değil. Yeter ki, Recep Tayyip Erdoğan düşsün!.
Yunus ve Nadir Nadi'nin Cumhuriyet'i mi bu?. Benim Cumhuriyet'im mi?.
Sözcü ve Cumhuriyet'e çuvaldız.. Peki SABAH'a iğne yok mu?.
Var tabii..
SABAH'ın da hedefi var. Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu..
Bu gazeteyi, sadece bu gazeteyi izleyen bir yabancı, ilk seçimde AK Parti ve Erdoğan'ın kaybedeceğini sanır..
İktidar hele son zamanlarda bunca güzel işler yapmış ve yapıyorken, onları kenara atıp, Allah'ın günü Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu'na saldırmak, bir telaş göstergesi değilse, nedir?.
Bu satırları yazarken, bugünkü SABAH önümde duruyor.
Birinci sayfanın tamamı nerdeyse "İşte dehşet evi" başlıklı habere ayrılmış.
10 gündür baş sayfadan sürdürülen bir haber. Bir kadın "Didim Belediye Başkanı bana tecavüz etti" demiş. Soruşturma açılmış.
Sürüyor.
Her gün bu haberi veriyoruz. Yanında ayni resim, tek resim.. Didim Belediye Başkanı, CHP Başkanı Kılıçdaroğlu ile yan yana.. Bugün hayret ilk defa o resmi onuncu kez basmamışlar.. Ama başlık atmışlar.. "Kılıçdaroğlu neden susuyor?." Yahu bugüne dek onlarca belediye başkanına görevden el çektirip kayyum atayan iktidar, İçişleri Bakanlığı neden susuyorsa, ondan..
Olay yargıya aksetmiş. Gelişmeler bekleniyor da ondan..
Türkiye Güzeli evinde partiler veriyor. İtiraf da etmiş.. "Sadece 10 kişi covid kaptı, ne var bunda?." Bu korkunç haber, magazin ekimizde, sırf kahraman Türkiye Güzeli diye magazin gibi sunulmuş.
Didim Belediye Başkanı, 10 gündür, bir numaralı haber, esas gazete..
Bu ülke bizim meslektaşlarım.. Bu ülke bizim.. Hepimizin.. Hepimiz ayrı fikirlerde olabiliriz. Olmalıyız da.. Ama konu vatan, konu ulusumuz olunca dahi birleşemiyorsak, yazıklar olsun bize!.

***


Ortanca!..
Alkent'teki evimi 20 sene önce alınca, ilk işim komşuyla bizi ayıran duvara boydan boya ortanca fideleri dikmek olmuştu.. Çok severim çocukluğumdan beri bu çiçeği..
Geçen hafta sonu İstanbul Kitabevi'nde Klasik Pazarlar Konseri izlerken yanıma gelen bir hanım, masama bir kitap bırakırken tanıttı kendisini..
Hatice Berrin Yalçın.. Öğretmenmiş.
Kitabın adı Ortanca olunca, hemen orda kahvemi içerken açtım.. Şiirler var içinde 1998 baskılı kitabın.. Ve adını veren dizeleri buldum tabii..
"Kış yelinde
Büzülür duvar kenarlarına
Titrer Ortancalar
Cılız saplara dizili
Tek tük yapraklar
Sararmış kurumuş çiçekleri
Rengi Kahveye dönmüş
Tek başına Üşür
Ortancalar!."
Eve girer girmez hemen bahçeye koştum. Duvarın dibine baktım boydan boya..
Aynen öyleydi, ortancalarım!.

***


Canım İzmir'im!..
10 Eylül tarihli yerel İzmir gazetesi Ekspres yeni elime geçti.. Nasıl heyecanla baktım, okudum..
9 Eylül'ü anlatıyor gazete.. 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu törenlerini..
Cumhuriyet Meydanı'nda, atının üzerindeki Atatürk'ün heykeli "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir.
İleri" komutunu simgeler..
Fotoğraf tam o heykelin kaidesi dibinden çekilmiş..
Gökte o müthiş, o dünya şampiyonu Türk Yıldızları, kanatları altında ayyıldız, kırmızı beyaz renkleriyle uçuyorlar..
Ben resimlerini gördüm. Sakız'a doldurulan Yunan askeri çıplak gözle izlemiştir.
Müthiştir o gösteriler bilirim.
Kaç defa izledim Türk Yıldızları'nı ve Solo Türk'ü İzmir'de..
Heyecanla.. Coşkuyla..
O heykele İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, Belediye Başkanı sevgili Tunç Soyer, Ege Ordusu Komutanı Korgeneral Ali Sivri çelenkler koymuşlar. Meydanda zeybek gösterileri yapılmış.. Hep bir ağızdan İzmir Marşı söylenmiş..
Orda olmak için neler vermezdim!.
Ama bu salgın.. Covid.. Sevgili Ağabeyime bile gidemedim.
İzmir'deki sevgili dostlarımla, yıllardan beri ilk defa bu yaz bulaşamadım..
Ama kalbim, gönlüm İzmir'de..
Dağlarında çiçekler açan Sevgili İzmir'imde..
"Elbet bir gün buluşacağız.
Bu böyle yarım kalmayacak!."

***


Hey gidi günler!..
Bu resim 2001 yılında çekildi. "Küçük Mucitler" diye bir yarışma vardı, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin organize ettiği.. Ödül törenine gitmiş, hatta birincilik ödülünü de ben vermiştim. Resim orda çekilmiş...
Peki niye bugün burada.. Resimdeki çocuk Kadri Görkem Aka yolladı bana da ondan.. Durup dururken yollamamış tabii..

O minik Kadri, kendini yazarlığa vermiş ve bir roman yazmış.. Bisiklet üzerine.. Lisanslı bisikletçi olmuş büyürken.. Tıpkı benim gibi de Fransa, İtalya ve İspanya Turları'nı ekrandan izleyerek, kendisi de yarışçı olmuş.. Sonra da, o dünyada geçen bir roman yazmış..
"Ben, çocukluğumdan beri edebiyat ile ilgiliyim, lisans eğitimim de bu alandaydı. Birkaç ay önce, ilk romanım 'Belleville Tacı'yayımlandı. Profesyonel bisiklet yarışlarının dünyasında geçen romanımda, bu zalim sporun hem güzelliğini hem de karanlığını elimden geldiğince anlatmaya gayret ettim. Ve hikaye bisiklet yarışlarında geçse de, aslında yarışlar üzerinden bütün hayatı irdelemeye çalıştım. Zira, kıymetli değerlerin yitirilmekte, insanların yozlaşmakta olduğu günümüz dünyasında, bisiklet sporunun ruhu da güvende değil. Romanımın kahramanı; muhteşem bir zamana karşıcı olan Nisan İlkbahar da, hikaye ilerledikçe değer verdiği her şey uğruna, karşısına aldığı toplumdaki tüm yanlışlara karşı, en iyi yaptığı şeyi yaparak, yarışarak mücadele etmeye başlıyor" diyor, resmimizi eklediği mailinde..
Kitabı da gazete adresine yollamış ama Belleville Tacı, henüz elime geçmedi. Bir yandan Yasemin'in de evde çalışması, bir yandan gazetenin yeni binasına taşınmakta oluşu bazı aksamalara sebep oluyor.
Bu yüzden kitabı beklemeden yazmak istedim, Küçük Mucit ve genç romancı Kadri Görkem'i..
Başarılar, dünün küçüğü, bugünün büyüğü, sevgili dostum!.

***


Tebessüm
Teksaslı bitmez tükenmez arazileri ile Avustralya'yı merak etmişti. Üşenmedi. Kalktı gitti. Bir çiftçi ona arazisini gururla gösterdi..
"Şunlar sebzeliklerim.. Şunlar meyve ağaçlarım.. O ilerdekiler tarlalar.. Şurada çocuklar için oyun alanı. Onun yanında köpek kulübesi.."
Teksaslı güldü..
"Bütün çiftliğin bu mu?."
"Evet.. Hepsi benim" dedi, Avustralyalı gene gururla..
Avustralyalı gene gururla.. "Bak evlat" dedi Teksaslı. Bizim orada ben sabah arabama binerim. Gaza basar, sürer, sürer, sürerim. Güneş batarken daha çiftliğimin yarı yoluna gelemem.."
"Anladım" dedi, çiftçi özlemle.. "Benim de öyle bir arabam vardı bir zamanlar!.."
Sevdiğim Laflar
"Dünya bir güldür. Kokla ve arkadaşına ver."
Zaza Atasözü

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.