Posta tatarları hayati bir öneme sahipti

Osmanlı döneminde önemli ve gizli yazışmaları ulaştıran posta tatarları, çok zor bir mesleği icra ediyordu. Göreve giderken bakımlı bir halde yola koyulan tatarlar, uzun yolculuklar sonunda neredeyse tanınmaz bir halde merkeze dönerdi.

Hükümdar fermanlarının ya da gizli kalması gereken önemli yazışmaların zamanında yerlerine ulaşması, siyasi veya sosyal anlamda hayati bir öneme sahiptir. Bu yüzden Osmanlılar kuruluş yıllarından itibaren daima sistemli bir haberleşme ağı kurma çabası içinde olmuş, Batı tarzı modern posta teşkilatı kurulana dek muhabere hizmetini posta tatarları (ulak, sai) adıyla bilinen bir sınıf üzerinden gerçekleştirmiştir. (Orta Asya'da bu görevi, at koşturmakta ün yapmış Tatar halkı üstlendiğinden, zamanla bütün posta teşkilatı çalışanlarına 'tatar' denilmesi adet haline gelmiştir.)

Sadrazam saraylarında ya da vezir ve vükela konaklarında sıkı bir terbiye ile yetiştirilmiş, bu süre içerisinde de ahlaki durumu iyice tecrübe edilmiş ağalar, posta işi için elverişli görülmekteydi. Lakin bu göreve başlamak için sadece iyi yetişmiş ve ahlaklı olmak yetmiyor, ayrıca hem bedenen güçlü kuvvetli hem de binicilik konusunda yetenekli olmak gerekiyordu. Osmanlı bürokrasisi bu konuda seçici davranmış, rastgele adamların bu mesleğe girmelerini önleyici tedbirler almıştı. Sultan I. Abdülhamit devrinde bir Tataran Ocağı kurulmuş, idaresi için de bir ferman çıkarılmıştı. Çemberlitaş'ta bulunan Elçi Hanı ise XIX. yüzyılda posta tatarları için bir merkez haline getirilmişti. Anadolu Selçuklularından Osmanlıya tevarüs eden muhabere ağı, Fatih Sultan Mehmet zamanında daha sistemli hale gelmiş, kırmızı cübbeleri, uzun kara kavukları ve güçlü fizikleri ile posta tatarları, Belgrad'dan İstanbul'a, İstanbul'dan Hint Denizi kıyılarına, Cezayir'den İran sınırına kadar Sultan'ın fermanlarını ulaştırarak haberleşmeyi sağlamışlardı. Tanzimat Fermanı'nın ilanına kadar İstanbul'da üç yüze yakın posta tatarı bulunmaktaydı. Ayrıca taşradaki idareciler için de maiyetlerinde posta tatarı bulundurma zorunluluğu vardı. Elçi Hanı'nda oturan en büyük tatar subayına 'ocak baştatarı', vezir konaklarındaki tatarların büyüğüne de 'vezir tatar ağası' denmekteydi. Çok sıkı bir disiplini olan teşkilatta baştatar ağasına gösterilen saygı had safhadaydı. Ona itaat aynı zamanda Sultan'a itaat anlamına geliyordu.

İYİ MAAŞ ALIYORLARDI


Posta tatarları genellikle siyah kuzu derisinden tepesi yeşil ve sarı çuhalı bir kalpak, kırmızı çuhadan yapılmış iki düğmeli kaput, bunun altına da kadife üzerine sırma işlemeli cepken ve dökme şalvar ile sarı çizme giyerdi. Göreve giderken son derece bakımlı bir halde yola koyulan tatarlar, bilhassa uzun yolculuklar sonunda bitkin, zayıflamış neredeyse tanınmaz hale gelmiş bir şekilde merkeze geri dönerdi. İstanbul -Edirne arasını 2 günde, İstanbul-Erzurum arasını 5 günde, İstanbul -Bağdat arasını da 14 günde aldığı söylenen tatarlardan yolda geçirdikleri rahatsızlıklardan dolayı zaman zaman hayatını kaybedenler de olurdu. Bazı posta tatarlarının güzergahları üzerindeki yerleşim merkezlerinde halka kötü davrandıkları olur, hatta bu tutumları bazen zulme kadar varırdı. Bu yüzden ana yolların geçtiği şehir ve kasabalarda, uygun mesafelere 'menzilhane' denilen duraklar yapılmış, tatarların halktan gelişigüzel at almaları engellenmeye çalışılmıştı.

Modern posta teşkilatı kurulana kadar sadece devletin hizmetinde çalışan posta tatarları iyi maaş alıyorlardı. Ayrıca gelir kaynakları arasında sadece maaş değil, getirdikleri haberlerin niteliğine göre hediye ya da bahşişler de vardı. Bunun yanında taşıdıkları nakit para veya poliçelerden de yüzdelik alırlardı. Kendilerine emanet edilenleri mutlak sadakat içerisinde sahibine teslim eden tatarların yolda saldırıya uğrayıp soyulmaları halinde ise, malın tazmini, miktarı ne olursa olsun tatar esnaf cemiyeti tarafından karşılanırdı. Çok zor bir mesleği icra eden posta tatarları, yıllarca evlerinden, eş ve çocuklarından uzakta bir hayat yaşar, kısa zamanda bedenen çöker ve hayata da genç denecek yaşlarda veda ederdi. Tataran Ocağı'nın tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alışı, modern posta teşkilatı çalışmaları kapsamında 1837 yılında Postahane-i Amire Müdürlüğü'nün kurulmasıyla oldu. Bu çalışmayla eski posta tatarları memur olmuş, menzilhaneler de posta merkezleri haline getirilmişti.

Kaynak: Star Pazar / MURAT KUTLU

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin