Saat kulelerinin tarihi, 13. yüzyıla kadar gidiyor

Adres tariflerinin vazgeçilmezi ya da en belirgin buluşma noktası olarak öne çıkan saat kulelerinin tarihi, 13. yüzyıla kadar gidiyor. Anadolu’da yaygınlaşmasında II. Abdülhamit’in etkisi büyük.

Zamana bakış önemlidir. Zamanın nasıl geçtiği mühimdir ve bunların ispatı 'saat' olur. Zamanın tüm izafiliğine rağmen... Zamanın tanığı, tanıklığın ifadesi ise saat kuleleri olur. Vakit, nakit olur. Bölümlere ayrılır.

Dinsel fonksiyonu büyüktür. İslam dininde günde beş defa, namaz vakitleri için ayarlanır 'zaman'. Muvakkithane isimli kurumlar son derece titiz çalışır. Bu titizliğe karşıt saat kuleleri hataya açıktır.

Bazen gücün bazen yönetimin bazen iradenin simgesi kabul edilir saatler. Fransız Devrimi'nde devrimcilerin ilk hücum ettikleri yerin saatler oluşu ve isyan edilen süreçlerin ortaya çıkışı böyle açıklanır.

İlk saat kulelerinin 13. yüzyılda İngiltere ve İtalya'da yapıldığı bilinir. Saatler, ilk önce kilise ve saray kulelerinde görülür. Bu birliktelikten duyulan memnuniyet, mimariye de yansır ve 'saat-kule' birlikteliği güçlenir. 14. yüzyılda yaygınlaşan saat kulelerinin, 16. yüzyılın sonunda Osmanlı topraklarına geldiği bilinir. Saat kulelerinin Anadolu'da yaygınlaşması 19. yüzyıl sonunu bulur.

Doğu ile Batı arasında yaşanan bu gecikmeyi Adnan Adıvar, "müezzin ve muvakkithanelerin öneminin azalacağı kaygısı" ile açıklar. Meltem Cansever imzalı Türkiye'nin Kültür Mirası 100 Saat Kulesi isimli kitaptan aldığım bir bilgi bunu doğrular nitelikte. Dolmabahçe Sarayı Saat Müzesi kurucusu Şule Gürbüz, "kule saatlerinin ilk yıllarında hiçbir zaman ezan saatlerinin getirdiği kesinliği sağlayamadığını, muvakkitlerin ise bu hesaplamayı harfi harfine doğru yapabildiklerini" belirtmiş.

Saat kulesi denince ilk akla gelen ismin II. Abdülhamit oluşu tesadüf değildir elbet. Zira tahta çıkışının 25. yılında "vilayet ve sancaklarda kendi adına çok sayıda büyük saat yapımını" emreder. 30. yılında da pek çok kule inşa edilir.

Sadece zamanı göstermez saat kuleleri. Özellikle Anadolu'da, kentlerin simgesi olurlar. Saat kulesi olmanın ötesinde yangın kulesi veya gözetleme kulesi işlevini sürdürenler de inşa edilir zamanla. Ya da Yıldız ve Dolmabahçe kulelerindeki gibi basınçölçer (barometre) ve sıcaklıkölçer (termometre) olarak da kullanılırlar.

Bazen meydanda bazen de şehre hakim noktalarda konumlanırlar. Bazen tarihi kalelerde karşımıza çıkar bazen bir fabrika bacasında gözlerimize konuk olurlar. Genelikle taş malzeme kullanılarak yapılan saat kulelerine, ahşap malzemeyle inşa edilen Mudurnu ve Gerede saat kuleleri eşlik eder.

Yapıya sessizce dahil olan, binaların mimari bütünlüğünü

tamamlayan saat kulelerine en sık İstanbul'da rastlıyoruz. Hikayeleri farklı, amaçları aynı olan saat kuleleri adres tariflerinin vazgeçilmezi, buluşma noktası adresi olur.

Bu hafta Nusretiye Saat Kulesi ile başlayan saat kulelerinin hikayesi, önümüzdeki hafta Dolmabahçe Saat Kulesi ve Yıldız Saat Kulesi ile sürecek...

İSTANBUL'UN İLK SAATLİ KULESİ

İstanbul'un ilk saatli kulesi olarak bilinen Nusretiye Saat Kulesi, şehrin en merkezi noktalarından birine inşa edilir. Hala merkezi noktada olmasına rağmen sadece bilenlerin görebildiği çok özel bir eserdir Nusretiye Saat Kulesi. Günümüzde İstanbul Modern Müzesi'nin sınırlarında olan saat kulesi, Nusretiye Camii'nin de dahil olduğu kompleks içinde inşa edilir. 'Zafer, başarı' anlamına gelen 'nusret' sözcüğünden ismini alan yapılar grubunda olduğu için Nusretiye Saat Kulesi, Tophane Saat Kulesi olarak da bilinir.

Kulenin mimarının Bali Balyan olduğu kabul edilir. Saat kulesi,1913 yangınında zarar görür ancak talihsizliği bununla bitmez. 1950'lerde Menderes'in yol çalışmalarının kurbanlarından biri olur. Yıkılmaktan kurtulur ama Nusretiye Kasrı'nın yanından alınarak bugünkü yerine taşınır. Bu nedenle, çok işlek bir yerde olmasına, önünden günde binlerce insan ve aracın geçmesine rağmen fark edilmez. Aynı külliyenin parçası olan çeşme ise Maçka'ya taşınır.

Bahçesinde yer alan/yer aldığı Modern Sanat Müzesi'ne nazire yaparcasına tüm zarifliğiyle duran saat kulesi, maalesef son derece bakımsız halde. Nusretiye Saat Kulesi, mimarisi ile de çok özel bir yapıdır. Dört cephesi eş olarak tasarlanan kulenin, yapıldığı dönemde dört tane olan saat kadranından çoğu günümüze ulaşamaz. Saatin akrep ve yelkovanları da kalmasa da eski yazı ile yazılmış Zenit kelimesi halen okunuyor.

Aşağıdan yukarıya doğru giderek incelen ampir üsluplu kule, kare plana oturuyor. 15 metre yüksekliğindeki eser, silmelerle dört kata ayrılıyor. Kuleye, zemindeki sütunlar arasındaki kapıdan çıkılıyor. Buradaki çift sütunları, birinci katta İyon başlıklı yivli silmeler takip ediyor. İkinci katta sütunların yanında, kemerli pencereleri etrafındaki bitkisel kabartmalar çok zarif. Kubbeyle örtülü son katta, sadece deniz cephesinde saat kadranını görebildim. Giriş kapısında bulunan Abdülmecid tuğrasıyla şehrin en eski saat kulesini görmenizi tavsiye ederim.

Kaynak: Star Pazar / Belkıs Kamut Aktürk

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin