
Bunun yanında Telegram gibi kapalı dijital grupların etkisi, algoritmaların yönlendirdiği içerik akışları ve aile-çocuk iletişimindeki değişim de bu tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Yaşanan saldırıların teknolojik boyutunu ve ailelerin ne gibi tedbirleri alabileceğini Prof.Dr. Ali Murat Kırık'a sorduk.

İşte Kırık'ın ahaber.com.tr'ye yaptığı özel açıklamalar...
Bunu tek başına "oyun yaptı" diye açıklamak kanaatimce doğru olmaz, ama tamamen tesadüf demek de yüzeysel kalır. PUBG: Battlegrounds gibi yoğun çatışma, hayatta kalma ve rakip eliminasyonu üzerine kurulu oyunlar özellikle çocuklarda sürekli tetikte olma, ödül odaklı düşünme ve şiddeti bir "çözüm modeli" gibi görme riskini artırabiliyor. Özellikle denetimsiz ve uzun süreli kullanımda gerçek hayat ile oyun arasındaki sınır bulanıklaşabiliyor. Oyunlardaki şiddetin dozunun artması ve rekabet hırsı maalesef reel hayata da bu tip örneklerde olduğu gibi sirayet ediyor.

2) Geçmişte genelde batı toplumlarında özellikle ABD'de olan bu tarzda saldırılar yaşanan kültürel erezyon ile de birlikte Türkiye'de de görülüyor. Burada değerlerinden kopan çocukların yaşadığı bir kimlik krizinden bahsedebilir miyiz?
Bunu doğrudan kültürel erozyonla açıklamak bence daha gerçekçi bir çerçeve sunuyor. Amerika Birleşik Devletleri'de yıllar önce ortaya çıkan bu tür şiddet örüntülerinin, dijitalleşmeyle birlikte küresel bir modele dönüşmesi artık kaçınılmaz hale geldi. Türkiye'de de benzer vakaların görülmesi, sadece bireysel değil, kültürel bağların zayıflamasıyla da ilgili. Geleneksel değer sisteminin, aile yapısının ve sosyal denetim mekanizmalarının zayıfladığı yerde gençler daha kırılgan hale geliyor.
Bu noktada "kimlik krizi" çok belirgin bir hale geliyor. Kendini ait hissedemeyen, yön bulmakta zorlanan gençler, bu boşluğu dijital dünyadan, oyunlardan ve çevrimiçi topluluklardan doldurmaya çalışıyor. Ancak bu alanlar çoğu zaman sağlıklı bir kimlik sunmak yerine güç, şiddet ve görünür olma üzerinden sahte bir aidiyet üretiyor. Bu da kültürel erozyonun dijital ortamda hızlanmasına ve daha görünür hale gelmesine neden oluyor.
- Dijital algoritmaların gençleri zararlı içeriklere çekmesini azaltmak için öncelikle platformlara ciddi sorumluluk yüklenmeli.
- Yaş doğrulama sistemleri daha sıkı hale getirilmeli, çocuklara önerilen içerikler filtrelenmeli.
- Şiddet–cinsellik içeren içeriklerin otomatik olarak sınırlandırılması sağlanmalı.
- Aileler de çocukların ne izlediğini ve oynadığını takip etmeli, ekran sürelerini sınırlandırmalı.
4) Aile bağları zayıflayan ve dijital platformların algoritmalarıyla zombileşen gençleri nasıl geri kazanacağız?
Aile bağları zayıflayan gençleri geri kazanmak zor ama mümkündür. Daha fazla iletişim kurmak, birlikte vakit geçirmek ve çocuğun dijital dünyasını tamamen yasaklamak yerine anlamaya çalışmak önemli bir adımdır. Genç kendini değerli hissettiğinde, dijital platformların etkisi doğal olarak azalır.
5) Normal şartlarda +16, +17 ve +18 yaş sınırlarının bulunması gereken şiddet içerikli oyunların oynanması Türkiye'de 9-10 yaşlarına kadar düştü. Bu konuda hangi adımlar atılmalı?
Yaş sınırı olan oyunların küçük yaşlara kadar inmesi önlenebilir bir durumdur. Bu noktada özellikle son dönemde tartışılan 15 yaş altına yönelik dijital düzenlemeler önemli bir adım olabilir. 15 yaş altındaki çocukların şiddet içerikli oyunlara erişiminin sınırlandırılması, hem yasal hem de teknik olarak uygulanabilir. Bu tür bir çerçeve, çocukların gelişim düzeyine uygun içeriklere yönlendirilmesini sağlar.
Ancak yasa tek başına yeterli değildir. Ailelerin ebeveyn kontrol araçlarını kullanması, çocukların hangi oyunları oynadığını bilmesi ve süreyi dengelemesi gerekir. Yani çözüm; yasal düzenleme, platform denetimi ve aile kontrolünün birlikte işlemesiyle mümkün olur.