SDG için yolun sonu! Şam yönetiminden "temizlik" operasyonu: Sırada Deyrizor ve Rakka var
Suriye sahasında kirli planlar bozuluyor, Halep'te teröre yolun sonu görünüyor. Şam yönetimi düğmeye bastı, PKK/YPG'nin sözde mevzilerini meşru hedef ilan etti. A Haber’de konuşan uzmanlar, örgütün köşeye sıkıştığını vurgularken “Çözülme Halep’ten başladı, sırada Deyrizor ve Rakka var” mesajı verdi.
Suriye sahasında dengeler yeniden kuruluyor. Şam yönetimi, terör örgütü PKK/YPG'nin ana gövdesini oluşturduğu SDG'ye tanınan sürenin dolmasıyla birlikte Halep'teki terör mevzilerini "meşru hedef" ilan etti. Milli Savunma Bakanlığı'ndan gelen "Gereğini yaparız" mesajlarının ardından, bölgedeki kritik süreç A Haber canlı yayınında masaya yatırıldı.
İşte Suriye'deki son gelişmeler ve uzmanların A Haber canlı yayınındaki değerlendirmeleri;
"TÜRKİYE’NİN TERÖRLE MÜCADELE MODELİ SAHADA"
Askeri Strateji ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, A Haber canlı yayınında operasyonun gidişatını ve bölgedeki stratejik dengeleri değerlendirdi. Başbuğ, operasyonun Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başarılı harekat modelleriyle benzerlik taşıdığına dikkat çekti.
"SURİYE REJİMİ DEVLET GELENEĞİYLE HAREKET EDİYOR"
Operasyonun insani boyutuna ve devlet ciddiyetine vurgu yapan Coşkun Başbuğ, "Rejim, yapılması gereken ne varsa insani koşullarda, devlet adabıyla, devlet geleneğiyle sahaya yansıtıyor. Bana göre Suriye rejimi bu noktada çok iyi bir sınav veriyor. Burada şüphesiz Türkiye'nin desteği ve katkısı bu duruma çok etken. Rejimin uygulamış olduğu modele baktığında, Türkiye'nin terörle mücadelede yıllardır uyguladığı yöntemlerin birebir aynısının olduğunu görüyorum. Türkiye gereken her türlü desteği veriyor." ifadeleri ile Suriye merkezi hükümetinin bu süreçte iyi bir sınav verdiğini belirtti.
"150 BİN SİVİL GÜVENLİ BÖLGEYE TAHLİYE EDİLDİ"
Terör örgütünün sivilleri "canlı kalkan" olarak kullanma çabasının boşa çıkarıldığını ifade eden Başbuğ, "Burada doğru olan, eğriyle doğruyu, iyiyle kötüyü ayırmak ve özellikle sivilleri bu süreçte burnu kanamadan sürecin dışına almak. Şu an rejimin gayreti bu. Koridor oluşturuldu ve 150 bine yakın günahsız insan bu koridorlardan tahliye edildi. Böylece örgütün çok kirli bir oyunu da bozulmuş oldu." operasyonun önceliğinin masum insanlar olduğunu söyledi.
"HRİSTİYAN VE SÜRYANİLER ÜZERİNDEN KURULAN ALGI ÇÖKTÜ"
PKK/YPG’nin bölgedeki farklı inanç grupları üzerinden yürüttüğü algı operasyonunun, sahadaki görüntülerle yerle bir olduğunu belirten Başbuğ, şu ifadeleri kullandı:
"Geçtiğimiz günlerde Süryani mahallesini hedef aldılar. İhaleyi Şam'a kesip 'Hristiyanlara saldırıyorlar' algısı oluşturmak istediler. Ancak sahada dinine, diline, ırkına bakmaksızın Müslüman gençlerin Hristiyanlara yardım ettiği görüntüler bu algıyı bitirdi. Terör örgütü kiliselere, camilere, hastanelere insanları doldurarak kendi katliamlarını rejim yapmış gibi göstermek istedi ama bu tuzak elinde patladı."
"AYNI TEZGAH, AYNI OYUN: AFRİN’DE NE OLDUYSA HALEP’TE O OLUYOR"
Terör örgütünün arkasındaki küresel güçlere ve İsrail faktörüne dikkat çeken Coşkun Başbuğ, operasyonun geleceğine dair öngörülerini paylaştı:
"Biz bu filmi Afrin’de de gördük. Orada da 'Afrin'i terk etmeyeceksiniz' diyerek sivilleri hedef almışlardı. Akıl aynı akıl; küresel çete, siyonist çete, İsrail ve ona destek veren küresel Amerika... Örgüt, Halep’ten başlayarak Fırat’ın doğusuna yapılacak harekatı kesebilir miyim diye bir akıl yürütüyor. 'Hala Halep’ten çıkamadık' dedirtmeye çalışıyorlar ama olmayacağını gördüler. Bu işin bir sonraki safhası muhtemelen Fırat’ın doğusu olacak. Halep mutlaka temizlenecek, oyun buraya kadardı."
"İSRAİL GÜÇLÜ BİR SURİYE İSTEMİYOR"
DİPAM Başkanı Dr. Tolga Sakman, A Haber canlı yayınında İsrail’in Suriye üzerindeki emellerini ve terör örgütünün "kimlik siyaseti" üzerinden yürüttüğü algı operasyonlarını değerlendirdi. İsrail’in eski büyükelçisi Daniel Ayalon’un "Suriye’nin bütün halde kalması asla bizim çıkarımıza değil" sözlerini hatırlatan Dr. Tolga Sakman, bu durumun İsrail’in değişmez bölge politikası olduğunu vurguladı.
"Bu aslında İsrail’in bölge politikasıyla birebir uyumlu bir söz. İsrail ne istiyor? Çevresindeki hiçbir ülke güçlü olmasın, mümkünse parçalansın; coğrafi olarak parçalanmıyorsa siyasi olarak parçalansın ama yeter ki istikrarsız kalsın. İsrail, Türkiye’nin sınırlarının bitişiğinde bir PKK terör devletçiğinin kurulmasını bekleyen bir grup tarafından yönetiliyor. Bu, Türkiye'yi de baskılayacak bir unsur olarak görülüyor."
"KİMLİK SİYASETİYLE ALGI OPERASYONU YAPILIYOR"
Batılı kaynakların ve İsrail’in operasyonu bir "iç savaş" veya "etnik çatışma" gibi göstermeye çalıştığını belirten Sakman, "Bu çatışmaları Nusayri-Dürzi veya Şii-Sünni gibi kimlikler üzerinden bir çatışma ortamı varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu bir Kürt ayaklanması veya iç savaş değildir. Burada kimlikler çatışmıyor; burada Şam devlet yönetimi, kendi toprakları içerisinde asayiş ve güvenliği sağlamak için bir örgütle mücadele ediyor. Örgütün yöneticilerinin kim olduğu, hangi kimlikten olduğu önemli değil; önemli olan burada istikrarı bozan bir yapının olmasıdır." diyerek durumun sadece bir terör temizliği olduğunu ifade etti.
"HALK PKK/YPG ZULMÜNDEN BIKTI"
Bölgedeki Kürt, Arap ve Türkmen halkın terör örgütü baskısı altında yaşadığını söyleyen Sakman, çocuk yaştaki kişilerin zorla silahlandırılmasına dikkat çekti ve "Hangi Müslüman Kürt ailesi 13-14 yaşındaki kız-erkek fark etmeksizin çocuğunun, 'sözde askere alıyoruz' diyerek elinden alınmasını ve eline silah verilip böyle bir çatışmada ölmesini ister? Bu insanlığa aykırı bir durumdur. Bölgedeki halk, uzun zamandır SDG (PKK/YPG) zulmüyle yaşıyor ve bu baskılardan artık muzdaripler. Bu operasyon aslında halkın güvenliğini sağlama operasyonudur." dedi.
"İSTİKRARLI BİR SURİYE HERKESİN YARARINA"
Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve kamu otoritesinin yeniden inşasının bölge barışı için şart olduğunu belirten Dr. Tolga Sakman, sözlerini şöyle tamamladı:
"Suriye istikrarlı bir yapıya kavuşsa, Şam yönetimi bölgeyi güvenli bir şekilde yönetse herkes aslında bulunduğu yerde mutlu ve mesut yaşamaya devam edebilir. Suriye'de beklediğimiz ikinci adım; kamu otoritesinin yeniden inşası, kamu kurumlarının oluşturulması ve ekonomik refah için atılacak adımlardır. Komşumuzdaki huzur bizde de huzur yaratacaktır. Bu operasyon, Şam yönetiminin ne yapmaya çalıştığını dünya kamuoyuna göstermek için iyi bir göstergedir."
"HUKUKİ HAZIRLIK TAMAMLANDI, SİVİLLER TAHLİYE EDİLDİ"
Suriye’nin Halep kentinde terör örgütü işgali altındaki mahalleleri temizlemek için düğmeye basıldı. Suriye merkezi hükümetinin kararlı operasyonu karşısında köşeye sıkışan terör örgütü, her zamanki "sivil katliamı" yalanına sarılırken; bölgedeki son durumu İsmail Cingöz A Haber’de yorumladı.
Cingöz, operasyon öncesi Suriye hükümetinin uluslararası hukuk nezdinde gerekli adımları attığını vurguladı ve "Uluslararası hukuk ve kamuoyu nezdinde Esad yönetimi, yani Suriye merkezi hükümeti, bir hukuki sorunu çözme açısından daha öncesinde halka ve uluslararası kamuoyuna bir açıklama yapmış. Bu açıklamasıyla, olası bir suçlamayla karşılaşmamak adına bir strateji izledi. Kendi yaptıklarını sanki merkezi hükümet yapıyormuş gibi veya başka yerlerde yapılan operasyonları PYD/YPG’nin bölgesinde halka yapılıyormuş gibi gösterme çabalarına karşı önlem alındı." dedi.
"TERÖR ÖRGÜTÜNÜN DEZENFORMASYON OYUNU VE RİYAKARLIĞI"
Terör örgütünün kara propaganda yöntemlerine dikkat çeken Cingöz, "Terör örgütünün riyakarlık ve yalan haberler üretme konusunda profesyonelce bir davranış sergilediğini görmekteyiz. Bu nedenledir ki; merkezi hükümet hem kendi imkanlarıyla oradan çıkabilme imkanına sahip olan sivil halkın bölgeyi terk etmesi açısından bir koridor oluşturma, çıkamayanlar için de askerlerin yardımlarıyla fiilen sivilleri çıkartarak masum halkın can kayıplarının önlenmesi açısından planlı bir harekat yürütüyor." ifadelerini kullandı.
"HALEP ÇÖZÜLÜRSE TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SONU GELİR"
Operasyonun stratejik önemine değinen Cingöz, "Halep konusu halledilirse, bu ileriye doğru diğer bölgelerde de PKK’nın Suriye kolu olan PYD/YPG’ye karşı merkezi hükümetin toprak bütünlüğünü sağlayarak tek ordu ve tek devlet sürecine girmesi için bir milat olacaktır. SDG tabirini kullanmak istemiyorum çünkü bu, Amerika tarafından örgütü legalize etmek için kullanılan bir tabirdir." ifadeleri ile Halep’in bir "prova" niteliğinde olduğunu belirtti.
"ABD'NİN 130 MİLYON DOLARLIK DESTEĞİ VE DEĞİŞEN DOKTRİNLER"
ABD’nin terör örgütüne verdiği maddi desteğin boyutlarını hatırlatan Cingöz, "2026 bütçesinde ABD’nin 130 milyon dolarlık bir bütçeyi Irak, Suriye ve Lübnan bölgesine ayırdığı açıklandı. Bu rakamın ağırlıklı bir kısmının PYD/YPG bölgesine aktarılacağı biliniyor. Ancak ABD’nin güvenlik doktrinlerinde Orta Doğu’nun öncelik sıralamasında gerilemesi, Suriye’nin artık zikredilmemesi PYD/YPG’nin adeta 'süngüsünün düşmesi' anlamına geliyor. Bu yüzden agresifleşerek dünya kamuoyunun dikkatini buraya çekmeye çalışıyorlar." diyerek Washington’ın değişen önceliklerine işaret etti.
"HALK TERÖR ÖRGÜTÜNDEN BIKTI"
Cingöz, sivil halkın terör örgütü baskısından kaçmak istediğini ifade ederek sözlerini tamamladı:
"Sivil halk, PYD/YPG’nin kontrol altında tuttuğu bütün coğrafyalarda ezildi, baskı gördü. Ağırlıklı olarak Kürtlerin ikamet ettiği bu iki bölgeden (Şeyh Maksut ve Eşrefiye) halkın adeta can havliyle bölgeyi terk etmesi, terör örgütünden ne kadar bıktıklarını ve baskılardan ne kadar muzdarip olduklarını göstermesi açısından önemli."
ŞEYH MAKSUD'TA SOKAK SAVAŞI
Bölgenin önemini haritalar eşliğinde analiz eden A News Yayın Koordinatörü Orhan Sali, Şeyh Maksud’un sadece bir mahalle değil, stratejik bir düğüm noktası olduğunu belirtti ve "Esad döneminden bugüne kadar aslında YPG ile o dönemin yönetimi arasında çıkar anlaşmaları vardı. Bunların en ön plana çıkan noktası ise Halep, özellikle Şeyh Maksud bölgesi. Esat yönetimi düştükten sonra da YPG-PYD orada kalmaya devam etti. Bölgeyi terörize etme girişimleri oldu. Burası Türkiye için de çok önemli bir nokta; çünkü Türkiye'nin güneye Şam'a giden yolu, kapısı buradan geçiyor. Gaziantep ve Kilis yolu, Türkiye'nin kalbinden Şam'a, hatta Ürdün'e uzanan yol buradan geçiyor. YPG terör örgütü bu güzergahı kontrol etmeye çalışıyor. Halep'e gitmek istediğinizde bu yoldan gidemezsiniz, çevresinden dolanmak zorunda kalırsınız. Suriye yönetiminin 'önce Şeyh Maksud ve Eşrefiye'yi boşaltacaksın' demesinin ana nedeni bu güzergahtır." dedi.
İSRAİL’İN "DAVUT KORİDORU" VE İSTİKRARSIZ SURİYE HEDEFİ
Orhan Sali, bölgedeki kaosun arkasındaki küresel güçlere ve İsrail’in sinsi planlarına dikkat çekerek "SDG'nin peşinde olduğu şey bir Suriye devletinin kurulmamasıdır. Bölünmüş, parçalanmış bir Suriye istiyorlar çünkü bu İsrail'e hizmet edecek. İsrail; uçağı, hava kuvvetleri, tankı olan güçlü bir Suriye istemiyor ki bölgede istediğini yapabilsin. SDG'nin misyonu tamamen budur. İsrail şu an SDG'ye güven veriyor ama Suriye yönetimi artık bu düzeni bozmakta kararlı. 10 Mart mutabakatını SDG kabul etmedi, şimdi Suriye yönetimi 'kendimi ve ülkemi müdafaa ederim' mesajı veriyor. İsrail, 'Davut Koridoru'nu kurmak için Suriye'nin tek merkezli yapısını bozmaya çalışıyor. Ancak Türkiye'nin bölgedeki askeri ve siyasi etkisi çok büyük. Suriye yönetimi de Türkiye ile birlikte istikrar odaklı bir jeopolitiği temel alıyor." ifadelerini kullandı.
BİLANÇO: 3 BİN SİVİL TAHLİYE EDİLDİ, OPERASYON SÜRÜYOR
Operasyonun insani ve askeri boyutuna dair rakamlar paylaşarak, "Son bir ayda terör örgütünün saldırılarında 20'den fazla sivil ve 25'ten fazla asker hayatını kaybetti. Şu ana kadar 3 binden fazla sivil tahliye edilerek toplu barınma merkezlerine yerleştirildi. Suriye ordusu zırhlı araçlar, tanklar ve topçu atışlarıyla terör mevzilerini dövmeye devam ediyor. Halep Valiliği vatandaşları pencerelerden ve çatılardan uzak durmaları konusunda uyardı. Bölge tamamen 'kapalı askeri bölge' ilan edilmiş durumda." dedi.
ŞEYH MAKSUD NEDEN HEDEFTE?
Suriye sahasında diplomasi yerini sıcak çatışmaya bıraktı. Terör örgütü SDG/YPG'ye Suriye ordusuna entegre olmaları ve silah bırakmaları için tanınan süre resmen doldu. Şam yönetiminin "Silah bırak ve ordunun bir parçası ol" çağrılarına kulak tıkayan teröristler, üstelik insani koridorları ve sivilleri hedef alarak hain saldırılarına devam etti. Son bir ayda terör örgütünün saldırıları sonucu 20'den fazla sivil ve 25'ten fazla asker şehit olurken, 150'den fazla kişi de yaralandı. Bu kanlı bilançonun ardından Suriye ordusu, Halep’te terörü bitirmek için geniş kapsamlı bir harekat başlattı.
NEDEN ŞEYH MAKSUD? STRATEJİK HAKİMİYET NOKTASI
Çatışmaların merkez üssü olan Şeyh Maksud mahallesi, sıradan bir yerleşim yeri değil. Coğrafi konumuyla Halep’in "gözlem kulesi" niteliğinde. Mahalle, şehir merkezine tamamen hakim, yüksek bir bölgede yer alıyor. Halep’in doğu, batı ve kuzey akslarını tek bir noktadan görebilen bu stratejik yükselti; terör örgütüne topçu atışları, keskin nişancı mevzileri ve roket saldırıları için büyük bir avantaj sağlıyor. Teröristler bu mahalleden, şehrin ana yollarını ve lojistik hatlarını sürekli ateş altında tutarak ulaşımı felç edebiliyor.
HALEP İÇİNDEKİ 'CEPHE ARKASI' TEHDİDİ
Şeyh Maksut, uzun süredir terör örgütü YPG/PYD'nin işgali altında bir "güvenlik açığı" olarak duruyordu. Halep’in büyük bir kısmı hükümet güçlerinin kontrolündeyken, bu mahallenin terör yuvası olarak kalması, şehir içinde sürekli bir "cephe arkası" tehdidi oluşturdu. Terör örgütü, bu mahalleyi adeta bir kalkan gibi kullanarak hem askeri harekatları sabote etti hem de şehir içindeki güvenliği sürekli dinamitledi.
İDEOLOJİK SEMBOL VE SİVİL KALKAN PLANI
Mahallenin bir diğer önemi ise demografik yapısında gizli. Kürt asıllı Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı Şeyh Maksut, terör örgütü PYD ve uzantıları tarafından ideolojik bir simge haline getirilmiş durumda. Bölge halkı her ne kadar terör varlığına karşı çıksa da, örgüt burayı siyasi bir varlık göstergesi olarak pazarlıyor. Dar sokaklar, yüksek binalar ve yoğun sivil nüfus, teröristler için sinsi bir "şehir savaşı" ortamı sunuyor. Sivilleri kalkan yaparak ordunun ilerleyişini durdurmaya çalışan PKK uzantıları, bu dar sokaklarda pusular kurarak çatışmaları körüklüyor.
AFRİN İLE HALEP ARASINDAKİ 'TERÖR KÖPRÜSÜ'
Lojistik açıdan Şeyh Maksut, terör örgütü için bir geçiş koridoru anlamı taşıyor. Mahalle, Afrin yönü ile Halep arasında dolaylı bir bağlantı noktası olarak görülüyor. Silah sevkiyatı, terörist aktarımı ve ikmal hatları açısından potansiyel bir "istasyon" olarak kabul edilen bu nokta, Suriye ordusunun operasyonuyla tamamen temizlenmek isteniyor. Bölgedeki kuşatma daralırken, terör örgütü için yolun sonu görünüyor.
"BÜTÜN MEVZİLER MEŞRU ASKERİ HEDEFTİR”
10 Mart Mutabakatı’nın imzalandığı tarihten bugüne kadar Suriye’de süregelen gerginliğe ilişkin konuşan AA Şam Temsilcisi Muhammed Karabacak, iki çatışmaların devam ettiği Eşrefiye ve Şeyh Maksud'da halkın sokağa çıkmaması yönünde duyurular yapıldığını bununla Suriye ordusunun örgütün buradaki bütün mevzilerinin meşru askeri hedef olacağını duyurduğunu söyledi.
GÜVENLİK SAĞLANDI MI?
Karabacak, konuşmasına ilişkin yaptığı açıklamada ise “Dün iki mahallede mevzilenen Suriye Demokratik Güçleri'nin Suriye ordusunun yol kontrol noktasına saldırı düzenlemesiyle bir çatışmaya dönüştü. O saldırıda bir asker hayatını kaybetti, 3 asker de yaralandı.” dedi. Peki güvenlik sağlandı mı? Karabacak, söz konusu soruya yanıt vererek şu ifadeleri kullandı:
“Saldırılar iki taraftan devam ettikçe örgütün söz konusu iki mahalleden Halep kent merkezine sivil yerleşim alanlarına, Tarım Müdürlüğüne, Razi Hastanesine düzenlediği saldırılar sonucunda da biri kadın biri çocuk toplam 4 sivil hayatını kaybetti, en az da 29 sivil yaralandı. Bugün sabah saatleriyle Suriye ordusu söz konusu iki mahalleden tahliye olmak isteyen aileler için iki tane geçiş noktası belirlemişti. Bu geçiş noktalarından tahliye süreci saat 3 yani saat 15'e kadar devam edeceğini duyurmuştu. Daha sonra işte bölgeye sevk edilen Suriye ordusuna bağlı personel taşıyıcı zırhlı araçlar, BMP'ler, tanklar, havanlar bu bölgeye sevk edildi. İçişleri Bakanlığı ise şöyle bir açıklama yaptı; söz konusu iki mahallede güvenlik çemberi oluşturdu.
SINIRLI ASKERİ OPERASYON
Hemen akabinde de Suriye Enformasyon Bakanlığı'na bağlı bir birim, Suriye ordusunun söz konusu iki mahalleye sınırlı bir askeri operasyonun düzenleyeceğini duyurmuştu. Şu anda halihazırda son iki saatte tahliyeler durdu. İki mahalleden çıkan aileler Halep Valiliği'nin inşa ettiği toplu barınma merkezlerine ve ailelerin güvenli gördükleri yerlere yerleşti. Halihazırda yaklaşık son iki saatte çatışmalar neredeyse aralıklarla devam ediyor ama sıcak, ağır veya hafif silahlarla çatışmalar şu an yok. Büyük olasılıkla yani Anadolu Ajansı'nın Halep'teki askeri birliklerden aldığı bilgilere göre ve Şam'daki Savunma Bakanlığı'ndan aldığı bilgilere göre bir olasılıkla burada şu anda bir bu iki mahallede varlık gösteren, mevzilenen Suriye Demokratik Güçleri, kalan Suriye Demokratik Güçlerinin bu iki mahalleden barışçıl yöntemlerle çıkması konuşuluyor. Dolayısıyla bir ateşkes varmış gibi, 3 günlüğüne bir ateşkes varmış gibi bir açıklamadan, bir anlaşmadan konuşuluyor. Dolayısıyla son iki saatte çatışmalar neredeyse durma noktasına geldi.
HALEP’TE 1 MİLYON SİVİL YAŞIYOR
Halep il kent merkezi canlı canlı, neredeyse 1 milyon sivilin yaşadığı bir şehirdir. Örgütün mevzilendiği hakim iki mahalleden herhangi bir silah ağır veya hafif, makineli veya düz bir saldırı düzenlerse mutlaka bir sivil yerleşim alanını hedef almış olacaktır. Yani bir can kaybı söz konusu olacaktır. Dolayısıyla aileler Halep kent merkezinde güney mahallelerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine temas, bitişik olan mahallelerde herkes evlerine sığınmış vaziyette. Sokaklar neredeyse bomboş haline gelmiş.
“BÜTÜN MEVZİLER MEŞRU HEDEFTİR”
Suriye ordusu şöyle bir uyarıda bulunmuştu iki mahallede Eşrefiye ve Şeyh Maksud'da; artık aileler sokağa çıkmasın çünkü örgütün buradaki bütün mevzileri meşru askeri hedeftir bizim için. Neredeyse Şeyh Maksud ve Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallesinde aslında 3 tane mahalle, bir sokağa çıkma yasağı, bir nevi sokağa çıkma yasağı vardır. Şimdi en iyi kazanılan operasyonlar bir can kaybı, maddi hasar vermeden kazanılan savaşlardır aslında. Büyük ihtimal Şam yönetimi bunu düşünerek hareket ediyor söz konusu iki mahallede. Can kaybı yaşanmadan, maddi zarar, insanların mal ve mülklerine zarar vermeden burada mevzilenen Suriye Demokratik Güçlerinin ve PKK'ya bağlı yapılanmaların buradan çıkarabilirlerse, dolayısıyla burada bir ateşkes varmış gibi resmiyette duyulmayan bir ateşkes varmış gibi görüşmelerin devam ettiği yönünde bilgiler var."
"OPERASYON FIRAT'IN DOĞUSUNA DOĞRU GENİŞLEYEBİLİR"
Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar terör örgütü SDG'nin İsrail ile bağlantısına dikkat çekerken özellikle örgütün Şam yönetimiyle 10 mart mutabakatı üzerinden anlaşması gerektiğini ifade etti. Olçar sözlerinin devamında Suriye Milli Ordusu'nun düzenlediği operasyonların ülke genelinde özellikle Fırat'ın doğusundaki Münbiç, Rakka, Haseke, Kamışlı, Malikiye bölgelerine doğru genişleyeceğini belirtti.
"10 MART MUTABAKATI ÜZERİNDEN PLAN UYGULANMASI LAZIM"
Orada şimdi bir şey daha var burada, İsrail'le bağlantıları önemli SDG'nin şu anda. Yeni bağlantı İsrail'le kuruyorlar. Yani orada bir Kürt azınlık tarafından kontrol edilen bir Suriye devleti kurmak istiyorlardı. O yüzden o motivasyon şu an kalmadı fakat dediğim gibi PKK ve işte SDG bir şekilde Şam'la anlaşma, 10 Mart mutabakatı üzerinden bir plan uygulanması lazım. Aksi halde işte 9 Temmuz'daki yapılan aynı yılın 9 Temmuz'unda yapılan plan geçerli olursa eğer buradaki ayrılıkçılık, federatif yapı, adem-i merkeziyetçilik vesaire gibi siyasi entegrasyon da hayata geçebilir.
"SURİYE ORDUSU OPERASYONU 5 BÖLGEYE DOĞRU GENİŞLEYEBİLİR"
Temel şey SDG'yi burada bitirmek. Suriye Milli Ordusu Halep harekatını başlatarak bir kıvılcım başlatmıştır ve bu kıvılcım muhtemelen Münbiç, Rakka, Haseke, Kamışlı, Malikiye bölgelerine doğru gidecektir, genişleyecektir. Fırat'ın doğusuna doğru... Tabii genişleyecek. Türkiye'nin burada rolü var mı, hocama sordunuz ya... Türkiye'nin burada rolü var mı? Ha yani bu anlaşma bağlamında Türkiye'nin rolü var mı yoksa... Çok bu harekatta rolü yok gibi gözüküyor Türkiye'nin. SMO kendi imkanlarıyla yapıyor bu harekatı. Hava harekatı eksiklikleri var, hava yetenekleri çok az, istihbarat yetenekleri çok fazla yok yani SİHA İHA filan birtakım şeylerde yok. Onları talep ederlerse belki gelecekte harekat genişlerse dediğim gibi doğuya doğru ve kuzeye doğru, o zaman belki Türkiye bir şekilde çağrı gelirse Suriye'den destek sağlayabilir. Ama SDG bitmek üzere bana göre.
"SURİYE BIÇAK SIRTI BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR"
Akademisyen Yeliz Albayrak, Suriye hükümeti ve PKK/YPG'nin Suriye uzantısı SDG ile 10 mart mutabakatına ilişkin sürecin oldukça uzadığını belirterek Halep'teki çatışmalara ilişkin kritik bir eşiğin aşıldığını vurguladı.
"O üniter yapıyı bir şekilde sekteye uğratmadan tamamlamaları gerekiyor ve o uzun maddeleri de parçalanma ya da herhangi bir saldırı ya da YPG'nin çok daha güçlendiği bir ortam olmadan bir şekilde onu tamamlamaları, geçmeleri gerekiyor. Burada bir eşik var ve çok ciddi bir eşik ve sürekli biliyorsunuz daha dün akşam Ahmed Şara'nın işte suikasta uğradığıyla alakalı haberler biz gördük. Sürekli burada bir isyan, bir ayaklanma provası, arada mahallesel, bölgesel çatışmalar, hala sürekli devam eden sıcak çatışmalar da zaten var ki biliyorsunuz sizin de gösterdiğiniz gibi Halep'in iki mahallesinde şu anda aktif olarak zaten yine çatışmalar var, siviller çıkmaya çalışıyor. Yani tamamen bıçak sırtında bir süreçten geçiyor Suriye. Şimdi hal böyle olunca Trump'ın buradaki baskısıyla da evet bir şekilde hiç değilse o dönemece geçene kadar bu önlerindeki uzun takvimi tamamlamak için kendilerine bir manevra alanı oluşturmuş hale gelecekler. Suriye burada biraz daha emin olacak.
"OPERASYONLAR HIZLANACAK"
Ya Şam tabii ki merkezi hükümet bir şekilde bu tabloya hakim olmak zorunda, hakim olmak durumunda çünkü kendi içerisinde bir mesele. Sürekli görüştükleri ama bir türlü çıkış yolu bulunamayan, tam olarak mutabık olundu olunmadı diye bakın sürekli haberler geliyor. Şu kadar maddeyi konuştuk, bu kadarı üzerinde aslında son bir birkaç bir şey kaldı diye mesajlar geliyor ama elimizde hala net bir çerçeve yok ne yapılacağıyla alakalı hala net bir şey görmüyorum ama bu artık konunun sonuna gelindiğini, biraz daha belki İsrail'le olan meselenin belli bir süre daha belki rafın kenarına kaldırılıp YPG'nin iyice burada o üniter yapıya giden noktada en büyük payın onda olduğunu, o güvenliği ve üniter devleti -o hani ordusu tek olan bir ülke, hani şiddet erkinin sadece devlete ait olması gereken yapıya- yavaş yavaş o geçip o baskı süreci çok daha artacak. Bence operasyonlar da bakın hızlanacak çünkü biliyorsunuz orada sevkiyatlar da devam ediyor. Daha fazla göz önünde oldukça bence çok hızlı bir şekilde tasfiye olacak ama yine bence ellerinden geleni yapacaklar, çatışmaya devam edecekler, destek beklemeye devam edecekler ama artık yolun sonu göründü.
“DÜNDEN BUGÜNE FARKLI SURİYE VE TÜRKİYE VAR”
A News Yayın Koordinatörü Orhan Sali, geçmişten günümüze hem Suriye’de hem de Türkiye’de değişen pek çok şeyin olduğunu belirterek, “Türkiye artık bu işin çok önemli bir tarafı ve Suriye'de kendi çıkarı için stratejiler geliştirebilen yani Türkiye'nin kendi çıkarı için bu noktada bütün adımları atabilecek kadar cesaretli olan ve bu noktada askeri caydırıcılığa sahip bölgedeki en güçlü ülke” diyerek şöyle konuştu:
“O yüzden hani sonradan oraya bölgeye gelip bölgeyi karıştırmaya çalışanların çok da başarılı olacağı görünmüyor. Çünkü artık dünden bugüne çok farklı bir Suriye, farklı bir Türkiye var. Bakacağız, göreceğiz ama dediğim gibi şu anda Şeyh Maksud ve Eşrefiye çevresi geçici olarak kapalı askeri bölge ilan edildi. Bu hemen çok kısa bu açıklamayı bitireyim. Askeri bölge ilan etti. Sivillerin güvenliği için tahliye koridorları açıldı deniyor ve tahliye işlemleri başlatılmıştır deniyor. Yani öyle görünüyor ki ara ara o tahliye işlemleri de devam ediyor. Yine şehirdeki okullar, kamu kurumları ve bazı ulaşım hatları güvenlik gerekçesiyle geçici olarak kapatılmıştır. Halep için bahsediyorum. Tekrar edelim; okullar, kamu kurumları ve ulaşım hatları güvenlik gerekçesiyle kapatıldı an itibariyle. Yine Suriye hükümeti tüm vatandaşlarını, işte etnik ve mezhepsel köken ayrımı gözetmeksizin güvenliğini sağlayacaktır bütün vatandaşlarının şeklinde açıklama var. Terör örgütlerinin bu tür saldırılara, saldırılar karşısında ulusal egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkını sonuna kadar kullanacaktır Şam yönetimi'nden bahsediyor. Ve Kürtlere de burada vurgu yapılıyor. Önemli aslında. Çünkü bu Kürtlere yönelik yani Şeyh Maksud'a yönelik bir operasyon değil. Orada YPG, yani Kürtleri belki bir canlı kalkan olarak ya da yıllardır orada Kürtlere zulmeden bir YPG var. Onlara bir mesaj veriyor. Kürtlere veriyor; "Suriye'nin ayrılmaz bir parçasıdır Kürtler. Sivil halkın güvenliğinin sağlanması Suriye ordusu ve güvenlik güçlerinin temel önceliğidir" deniyor. Burada da bu operasyonlarda, yürütülen operasyonlarda ve önümüzdeki birkaç günde yapılacak operasyonlarda belki de çok önemli, oradaki sivillerin can ve mal güvenliğini biz en yüksek mertebede sağlamaya çalışacağız ve sağlayacağız şeklinde açıklama var. Ve son bir cümleyi de söyleyeyim.”
"ŞEHRİN İÇİNDE TERÖR YUVALARI: TÜNELLER VE NİŞANCI MEVZİLERİ"
Halep’in demografik ve stratejik önemine vurgu yapan Uluslararası Güvenlik Uzmanı Bülent Atasever, terör örgütünün mahalle aralarına nasıl sızdığına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Atasever, “Halep çok büyük bir şehir; Ankara, İstanbul, İzmir gibi düşünebiliriz. Bu şehirde yalnızca iki mahallede terör örgütünün var olduğunu düşünün. Bir yanda normal hayat devam ederken, diğer yanda amiyane tabirle kuş uçmuyor. Bu mahallelerde keskin nişancı yuvaları, kazılmış tüneller ve sürekli sızma girişimleri bulunuyor. Suriye hükümetinin Halep içindeki 9 yoldan 7’sini kapattığını biliyoruz; çünkü daha önce bu güzergâhlarda benzer terör eylemleri yaşandı.” dedi.
SİVİL HALKI KALKAN YAPIYORLAR: "TERÖRÜN İYİ NİYETİ YOK"
Terör örgütü SDG’nin sivilleri bölgeden çıkarmayarak durumu bir “insani kriz” görüntüsü altında sunmaya çalıştığını belirten Atasever, “Suriye devletinin insani koridor açılması ve sivillerin bölgeden tahliyesi yönündeki çabalarına rağmen, kontrol noktalarına ateş açıldığını ve dronlu saldırılar yapıldığını biliyoruz. Terör örgütünün sivillere yönelik hiçbir iyi niyetinin olmadığı ortadadır. Militanların sivil gibi gösterilerek olası bir hava saldırısına karşı kalkan oluşturulmak istendiğini görüyoruz. Ardından da hemen propaganda başlatılıp ‘sivillere ateş açılıyor’ yalanı dünyaya servis ediliyor. Bu, terör örgütünün yıllardır uyguladığı klasik bir taktik.” dedi.
İSRAİL VE "DAVUT KORİDORU" TEHLİKESİ
Bölgedeki istikrarsızlığın en büyük destekçisinin İsrail olduğunu vurgulayan Atasever, Türkiye’nin bu oyunu bozduğuna dikkat çekti. Atasever,
“Arkadaki soykırımcı İsrail gölgesini asla gözden kaçırmamak gerekir. Halep, Suriye’nin geleceği açısından son derece önemli bir lokomotif şehir. Eğer Halep kendi haline bırakılırsa, Suriye çok hızlı şekilde ayağa kalkar. Ancak İsrail’in temel hedefi güçlü bir Suriye değil, istikrarsız bir Suriye’dir. İstikrarsızlığı kendi güvenliği için bir şemsiye olarak görüyorlar. Güneyde sessiz sedasız bina inşa etmeleri ve fiili işgal hamleleri bunun göstergesidir. Türkiye’nin savunduğu toprak bütünlüğü bu nedenle hayati önemdedir; bir devlet içinde iki ordu, Sudan örneğinde olduğu gibi iç savaşı beraberinde getirir.” ifadelerini kullandı.
"STRATEJİK SABRIN SONUNA GELİNDİ"
Türkiye ve Suriye’nin terörle mücadeledeki kararlılığına değinen Atasever, “Sayın Bakanımız Yaşar Güler’in de ifade ettiği gibi artık süreç ciddileşti ve bu son uyarılardır. Türkiye ve Suriye hükümeti son ana kadar ‘kadife eldiveni’ uzattı, kan dökülmesini istemedi. Ancak terör örgütü, zaman zaman Amerika’nın zaman zaman da İsrail’in desteğiyle bu süreci sabote etti. Halep’teki operasyon bu çerçevede okunmalıdır. Tünellerin, keskin nişancı yuvalarının ve terör odaklarının temizlenmesi kaçınılmazdır. Türkiye, her zaman olduğu gibi bölgede kardeşlik hukukunu ve toprak bütünlüğünü savunmaya devam edecektir.” diyerek değerlendirmesini tamamladı.
HALEP'TE TERÖR MEVZİLERİNE 'SINIRLI OPERASYON'!
Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki gerilimin yeni olmadığını belirten Karabacak, “Günün en önemli gelişmesinden başlayalım; Suriye ordusu, Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde bir sınırlı askeri operasyonun icra edileceğini duyurdu. Aslında bu iki mahalledeki gerginlik anında gelişen bir gerginlik değildir; aylardır devam ediyor. Dün saat 7.30 akşam saatlerinde bu iki mahalleden mevzilenen SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG, sivil yerleşim alanlarına ve Suriye ordusunun mevzilerine saldırılarda bulunmuştu. Bu saldırıların üzerine artık burada bir askeri gelişme yaşanmaya başladı.” sözleri ile operasyonun gerekçesini aktardı.
SİVİLLER HEDEFTE: BİR AYDA 20 CAN KAYBI
Terör örgütünün bölgedeki sivil popülasyonu kasten hedef aldığını vurgulayan Karabacak, “Örgüt burada sürekli ana yolları, ticari alanları ve sivil yerleşim alanlarını hedef alıyor. Son bir ayda bu iki mahallede mevzilenen terör örgütü PKK/YPG, Halep'in çok kalabalık mahallelerine havan ve topçu saldırısı düzenliyor. Bu süreçte neredeyse 20 sivil hayatını kaybetti, 150'den fazla sivil yaralandı. Ayrıca 25'ten fazla Suriye ordusu mensubu yaşamını yitirdi. İçişleri Bakanlığı ise söz konusu iki mahallede güvenlik çemberi oluşturmaya başladı.” diyerek bilançoyu özetledi.
TAHLİYE KORİDORU VE ŞİDDETLİ ÇATIŞMALAR
Ordunun operasyon öncesi siviller için tahliye noktaları belirlediğini ancak çatışmaların şiddetlendiğini kaydeden Karabacak, sahadaki son durumu anlattı ve “Suriye ordusu mahallelerin tahliye edilmesi gerektiğini açıkladı. Sivillerin tahliyesi Avarid ve Zuhur sınır noktalarından gerçekleşiyor. Tahliyelerin sabah 8 ile öğleden sonra 15'e kadar devam edeceği bildirilmişti. Tahliye edilen aileler Halep Valiliği tarafından oluşturulan toplu barınma merkezlerine yerleştiriliyor. Ancak şu an itibarıyla mahallelerde ağır ve hafif silahlarla şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Suriye ordusu bölgeye zırhlı araç, tank, havan ve topçu birlikleriyle takviye yaparak örgütün mevzilerini hedef alıyor.” dedi.
"SDG’NİN 'D'Sİ DEMOKRASİ DEĞİL, İŞGALDİR!"
Terör örgütünün isim oyununa dikkat çeken A Haber canlı yayınına katılan Stratejist Dr. Mehmet Bozkuş, SDG adının algı oluşturmak amacıyla kullanıldığını vurguladı. Bozkuş, “SDG adıyla sanki çoğulcu ve kapsayıcı bir yapı varmış gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa Arap aşiretlerinin önemli bir kısmının, özellikle son süreçte SDG’den ayrılma eğiliminde olduğunu biliyoruz. Suriye Kürtlerinin de tek bir ideal ve siyasi çizgide birleşmiş homojen bir yapı olduğu iddiası doğru değil. PKK ile bazı Kürt aşiretleri arasında geçmişten gelen ciddi çatışmalar var. Pek çok Kürt aşiret lideri PKK tarafından katledildi.” ifadelerini kullandı.
TEL RIFAT VE KOBANİ GERÇEĞİ
Örgütün bölge halkı üzerindeki baskısına değinen Bozkuş, Tel Rıfat örneğine dikkat çekti ve “Tel Rıfat, Kürtlerin yoğun yaşadığı bir bölgeydi. PKK’nın buradaki varlığının ardından birçok Kürt Kobani’ye gitmedi. El Bab çevresindeki çadır kentlerde, bir gün Tel Rıfat’ın özgürleşeceği ve evlerine dönebilecekleri umuduyla yaşadılar. SDG yapısı kendi içinde ciddi sorunlar barındırıyor. İki Arap aşiretinin örgütten ayrılması da bunun açık göstergesidir. SDG ismi, hak aramak için değil, hakları işgal etmek ve gasp etmek amacıyla kullanılan bir isimdir.” dedi.
İSRAİL’İN "DAVUT KORİDORU" VE TERÖRİSTAN HAYALİ
Bölgedeki kaosun asıl kazananının İsrail olduğunu vurgulayan Bozkuş, çok uluslu bir terör yapılanmasına işaret ederek, “Bu yapının arkasındaki ülkelerin temel hedefi Türkiye’yi yıpratmak ve bölgedeki etkisini kırmaktır. Dört ülkeden toprak alarak sözde bir yapı kurma hayali taşıyorlar. Ancak bu planların İsrail’in bölgesel stratejileriyle nasıl örtüştüğünü görmezden geliyorlar. Kürt halkının haklarını savunmak yerine, onların duygu ve beklentilerini istismar eden bir yapıdan söz ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bozkuş, İsrail’in izlediği politikaya ilişkin ise, “İsrail, bölgede etnik ve mezhepsel çatışmaları körükleyerek varlığını sürdürmeye çalışıyor. Güçlü ve istikrarlı bir Suriye yerine, kendisine bağımlı ve istikrarsız bir Suriye hedefleniyor. Bu yaklaşım İsrail açısından bir güvenlik stratejisi olarak görülüyor.” dedi.
7 MİLYAR DOLARLIK PETROL GELİRİ
Örgütün kontrol ettiği bölgelerin ekonomik boyutuna da dikkat çeken Bozkuş, “SDG, Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 33’ünü kontrol ediyor. Bu bölgeler petrol, tarım, elektrik ve su kaynakları açısından son derece stratejik. Sadece bu yıl petrolden yaklaşık 7 milyar dolar gelir elde ettikleri görülüyor. Tişrin ve Tabka barajlarıyla birlikte elektrik ve su hatları da örgütün kontrolünde.” ifadelerini kullandı.
İSRAİL’İN "DAVUT KORİDORU" PLANI VE İSTİKRARSIZLIK VURGUSU
Bölgedeki istikrarsızlığın arkasında İsrail’in stratejik hedeflerinin bulunduğunu vurgulayan Uluslararası Güvenlik Uzmanı Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, sürecin iki temel başlıkta tıkandığına dikkat çekti. Özcan, “İkiliklerden bahsetmemizin iki ana nedeni var. Birincisi askeri entegrasyondu. SDG’nin yeni Şam yönetimiyle birlikte hareket etmesi, tek bir ordu yapısı içerisinde yer alması öngörülüyordu. Ancak görüyoruz ki SDG, önceki militer yaklaşımını sürdürmeye çalışıyor. İkincisi ise iktisadi boyuttu. Özellikle Rakka ve Deyrizor’daki petrol kaynaklarının Suriye halkı için kullanılması son derece kritik bir konuydu. Suriye’de istikrar; siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal unsurların birlikte işlemesiyle mümkün. Ancak Halep’te başlayan süreç, sistem içerisinde ne kadar kırılgan bir yapı olduğunu da ortaya koydu,” dedi.
Özcan, Halep’te yaşanan gerilimin daha geniş çaplı bir tırmanma riski taşıdığına işaret ederek, “Bu kırılganlığın temel nedeni, İsrail’in SDG yapısını araçsallaştırarak istikrarsız bir Suriye politikası izleme çabasıdır. Mutabakatın zayıf noktaları, İsrail’in bu stratejisiyle doğrudan bağlantılıdır,” ifadelerini kullandı.
“KADİFE ELDİVEN İÇİNDEKİ DEMİR YUMRUK!”
Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerine ve bölgedeki stratejik yaklaşımına da değinen Özcan, “İsrail, bölgedeki jeopolitik dengeyi bozmayı hedefliyor. Türkiye ise buna kesinlikle izin vermeyecek. Uzun süredir Suriye’de istikrarın sağlanması ve yeni yönetimin güçlü, kalıcı ve bütüncül bir yapıya kavuşması için çaba sarf ediyoruz. Son bir yılda gelinen nokta bunun göstergesi. Ahmet Şara’nın Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşma, ABD Başkanı Trump’la görüşmesi ve yaptırımların kaldırılması önemli gelişmelerdir. Ancak ABD, İsrail ve SDG/YPG üçgeninde bölgesel jeopolitiğin derin şekilde etkilendiğini görüyoruz,” dedi.
Özcan, İsrail’in SDG/YPG’yi bir “ara yüz” olarak kullandığını belirterek, “Washington Post’ta yayımlanan ve İsrail’in Suriye’deki gizli faaliyetlerini ele alan analizler bu tabloyu doğruluyor. İsrail, SDG/YPG yapısını operasyonel anlamda araçsallaştırıyor. Aynı zamanda Süveyda’da Dürzi unsurlar üzerinden yürütülen süreçler de bu politikanın parçası. Nihai hedef, ‘Davut Koridoru’ üzerinden Suriye’nin üniter yapısını zayıflatmak. İsrail’in istediği güçlü bir Suriye değil, kendisini destekleyecek istikrarsız bir Suriye’dir,” değerlendirmesinde bulundu.
ANKARA-ŞAM HATTINDA STRATEJİK İŞ BİRLİĞİ
Haberin son bölümünde Türkiye’nin izlediği çift yönlü politikaya dikkat çeken Özcan, “Türkiye bu coğrafyada iki temel politika yürütüyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi bu yaklaşım ‘kadife eldiven içindeki demir yumruk’ metaforuyla özetlenebilir. Demir yumruk, 911 kilometrelik sınırımız bulunan Suriye’de yürütülen askeri operasyonlar ve terörle mücadeledir. Bu mücadele sadece sahada değil; istihbarat, lojistik ve mühendislik boyutlarıyla da sürdürülüyor,” dedi.
Diplomatik sürecin de eş zamanlı yürütüldüğünü vurgulayan Özcan, “Kadife eldiven ise diplomatik ve siyasi süreçtir. 10 Mart mutabakatı, SDG’nin entegrasyona açık olması halinde iş birliğinin sürdürülmesi için tanınan bir fırsattı. Ancak gelinen noktada entegrasyon, birlik ve komuta yerine anlaşmazlıklar konuşuluyor. Suriye’nin tek devlet ve tek ordu çerçevesinde ilerlemesi gerekiyor. Bu yaklaşım, etnik ya da mezhepsel dışlamayı değil, üniter ve istikrarlı bir yapıyı esas alıyor,” ifadelerini kullandı.
Özcan, İsrail’in izlediği politikaların Türkiye’nin güvenlik stratejisiyle taban tabana zıt olduğuna dikkat çekerek, “İsrail’in temel motivasyonu bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve bu ortamda kendisine alan açmak. Türkiye ise ulusal çıkarları ve güvenlik stratejisi doğrultusunda hareket ediyor. Şam yönetiminin de Türkiye ile birlikte istikrar odaklı bir bölgesel jeopolitiği benimsediğini net şekilde görüyoruz,” dedi.
"HALEP’TEN BAŞLAYAN ÇÖZÜLME DEYRİZOR VE RAKKA İLE DEVAM EDECEK"
Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, 10 Mart’ta başlayan protokol sürecinin terör örgütü tarafından sabote edildiğine dikkat çekti. Orallı, sürecin sonunda gelinen noktanın sahadaki tabloyu net biçimde ortaya koyduğunu belirterek, “10 Mart’tan itibaren yıl sonuna kadar süre tanındı ve 8 maddelik protokole uyulması beklendi. Güven artırıcı adımlar kapsamında gümrüklerin Şam yönetimine devri, barajların kontrolünün bırakılması ya da petrol sahalarına ilişkin sınır güvenliği gibi başlıklarda hiçbir adım atılmadı. Silahların teslim edilmesi ya da Şam’a bağlı bir orduya entegre olunması bir yana, en küçük bir ilerleme dahi sağlanamadı. Verilen sürenin dolmasıyla tablo netleşti. Türkiye Cumhuriyeti olarak çok açık bir duruş sergiledik; egemen devletlerin iç işlerine karışmayız ancak meşru bir Şam yönetimi varken, terör örgütü olduğu konusunda uluslararası alanda dahi şüphe bulunmayan PKK/YPG ve onun çatı yapılanması SDG gerçeği ortadadır,” dedi.
Orallı, Halep’te yürütülen operasyonların bir “temizlik süreci” olduğunu ve bunun genişleyerek devam edeceğini belirtti ve “Halep’te özellikle el Makşut hattında SDG’nin oluşturduğu sözde askeri yapılanmalar, sivil halka yönelik baskılar, hastane baskınları ve okullarda eğitimin durdurulması gibi uygulamalar Şam yönetimini harekete geçirdi. Bu alanlardan çıkmaları artık zorunluydu. 1 Ocak itibarıyla düğmeye basıldı ve kısa sürede ilk operasyonlar başladı,” ifadelerini kullandı.
Sivil halkın hedef alınmadığının altını çizen Orallı, “Bölgede sivil olarak tanımlanan birçok ismin PKK/YPG ile doğrudan bağlantılı olduğu biliniyor. Şam ve Türkiye istihbarat birimleri sahada yürüttükleri çalışmalarla bu isimleri net şekilde tespit etti. Şu an bu hedefler tek tek etkisiz hale getiriliyor. SDG’nin çözülmesi Halep’ten başladı. Bunun devamının Deyrizor, ardından Haseke ve Rakka’da geleceğini anlamaları için önlerinde çok uzun bir süre yok,” şeklinde konuştu.
"SDG DIŞ GÜÇLERE UMUT BAĞLAYARAK KÖTÜ BİR SINAV VERDİ"
Suriye ordusunun Halep’te SDG mevzilerini hedef ilan etmesini değerlendiren Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür, terör örgütünün ABD ve İsrail tarafından bir pazarlık unsuru olarak kullanıldığını vurguladı.
Övür, sürecin beklenen bir gelişme olduğunu belirterek, “Geçen yılın sonuna kadar SDG’ye entegrasyon için süre verilmişti. Ancak İsrail’in kışkırtmaları ve ABD’nin bazı unsurlarının, özellikle CENTCOM eksenli yapıların SDG’yi bir pazarlık aracına dönüştürmesi Suriye’nin içini karıştırdı. Dürziler, Nusayriler ve SDG üzerinden parçalı bir Suriye planı yürütüldü. Oysa Suriye’nin ve Türkiye’nin terörsüz bir gelecek hedefi açısından gönüllü bir entegrasyon gerekiyordu. SDG, dış güçlere umut bağlayarak bu süreçte kötü bir sınav verdi. Şam yönetiminin aldığı karar bu açıdan anlamlı. Çünkü başka bir seçenek bırakmadılar,” dedi.
Örgütün süreci bilinçli şekilde pazarlığa çevirdiğini ifade eden Övür, bunun bölgenin geleceği açısından kritik sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Övür, Şam yönetiminin kararlı tutumu karşısında örgütün geri adım atabileceğini belirterek, “Bugüne kadar sabırla beklendi. Ancak tavır netleşince SDG’nin geri adım atması muhtemel. Bu durum, Öcalan’ın 28 Şubat’taki açıklamalarıyla da çelişiyor. İsrail’in devreye girmesiyle oluşan bu konjonktürel fırsat, uzun vadede halklar arasındaki ilişkilere büyük zarar veriyor. Bu sadece Suriye’yi değil, Türkiye’yi ve Irak’ı da etkileyecek. Kürtler üzerinden siyaset yapan fırsatçı akıl, ne yazık ki bu geleceği göremiyor,” ifadelerini kullandı.
