İran hattında savaş gerilimi! A Haber sıcak noktada
Son dönemde tırmanan ABD-İran gerilimi, karşılıklı sert açıklamalarla birlikte en üst seviyeye ulaştı. A Haber, savaş geriliminin hissedildiği Tahran sokaklarında yaşananları anbean aktararak gelişmeleri sıcak bölgeden takip etti. Öte yandan A Haber’e konuk olan uzmanlar, olası savaş senaryolarının perde arkasını masaya yatırdı.
Son dönemde tırmanan ABD–İran gerilimi hız kesmeden sürerken, karşılıklı sert açıklamalarla tansiyon en üst noktaya çıktı. A Haber Muhabiri Ekber Karabağ Tahran'dan son durumu aktarırken, canlı yayına katılan uzman isimler bölgedeki son duruma ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Ahaber.com.tr 28-29 Ocak 2026 tarihleri arasında yaşanan gelişmeleri anbean aktardı.
CANLI ANLATIM
HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA ARTAN GERİLİMİN PERDE ARKASI
A Haber’e konuk olan gazeteci Yusuf Alabarda, ABD’nin İran’a karşı askeri değil, deniz güvenliği, elektronik harp ve asimetrik savaş dengeleri üzerinden çok katmanlı bir baskı stratejisi yürüttüğünü vurguladı. Alabarda, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimin sıcak çatışmadan çok, mayınlar, elektronik harp ve deniz lojistiği üzerinden şekillendiğine dikkat çekti.
Gazeteci Yusuf Alabarda’nın analizinden öne çıkan satır başlıkları şöyle:
"Bir NAVTEX ilanı yapılmadan, havacılık güvenliği açısından NOTAM (Notice to Airmen) yayımlanmadan atışlı tatbikat gerçekleştirmek mümkün değildir. Aksi hâlde sivil ya da askeri bir hava aracının zarar görmesi, doğrudan savaş sebebi sayılır. Bu nedenle İran’ın olası tatbikatları, ancak gerekli deniz ve hava uyarıları yayımlandıktan sonra anlam kazanır. Tek başına NAVTEX ilanı, sahadaki dengeleri kökten değiştirmez.
Asıl dikkat çekici gelişme, Amerika Birleşik Devletleri’nin iki büyük uçak gemisini bölgeye sevk etmesidir. Washington bu hamleyle açık bir güç gösterisi yapmaktadır. Bu, “hazırım” mesajı verilen bir bilek güreşi de olabilir, fiili bir müdahalenin ön hazırlığı da. Ancak ABD’nin İran’a karşı geçmişte izlediği askeri doktrine bakıldığında, bu hamlenin tesadüfi olmadığı görülür.
ABD, bölgede genellikle “Carrier Strike Group” (Uçak Gemisi Taarruz Grubu) olarak adlandırılan yapıyı devreye sokar. Bu yapı yalnızca bir uçak gemisinden ibaret değildir; destroyerler, kruvazörler, denizaltılar ve hava unsurlarıyla entegre çalışan çok katmanlı bir vurucu güçtür. Bu grupların görevi sadece İran’ı hedef almak değil, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaktır.
Bu noktada mayın tehdidi öne çıkar. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatma senaryosunda özellikle boğazın en dar ve en sığ noktalarını hedef alır. Açık denize kıyasla dar alanlarda daha az sayıda mayınla maksimum etki elde etmek mümkündür. Üstelik İran, klasik zincirli mayınlardan ziyade sensörlerle donatılmış “akıllı mayınlar” konusunda ciddi mesafe katetmiş durumdadır. Bu mayınlar her temasta patlamaz; geminin akustik izi, pervane sesi ya da manyetik alanı üzerinden aktive olabilir ve hedef seçebilir.
İran’ın bu stratejisi, 1980’lerde ABD’ye karşı yaşadığı “Operation Praying Mantis” (Peygamber Devesi Operasyonu) sonrasında şekillenmiştir. Tahran yönetimi bu operasyondan şu sonucu çıkarmıştır: ABD ile simetrik bir savaş yürütmek mümkün değildir. İran’ın uçak gemisi sayısı, hava gücü ya da teknolojik kapasitesi ABD ile bire bir çatışmaya girecek seviyede değildir.
Bu nedenle İran, bilinçli olarak asimetrik savaş doktrinine yönelmiştir. Bu doktrinin merkezinde Hürmüz Boğazı’nı işlevsiz hale getirmek, çok sayıda küçük unsurla büyük hedefleri baskı altına almak vardır. Bu kapsamda yüzlerce intihar botu, insansız ya da insanlı deniz araçları devreye sokulabilir. Tek bir botun bir uçak gemisine zarar vermesi mümkün değildir; ancak “saturasyon” etkisi yaratılarak savunma sistemlerinin kapasitesi zorlanabilir.
Bu yaklaşım, İsrail’in çok katmanlı hava savunma sistemlerine rağmen yaşadığı doygunluk saldırılarını hatırlatmaktadır. Yeterli sayıda eş zamanlı saldırı gerçekleştirildiğinde, en gelişmiş savunma sistemleri bile zorlanabilmektedir. Açık kaynak istihbarat raporlarında, İsrail’in hava savunma mühimmat stoklarını korumak amacıyla bazı operasyonları ertelediği yönünde değerlendirmeler yer almıştır.
ABD ise bu riske karşı yalnızca kinetik güçle değil, elektronik harp unsurlarıyla da hazırlıklıdır. Uçak gemilerinden kalkan EA-18G Growler tipi elektronik harp uçakları, İran’ın radar ve komuta-kontrol sistemlerini devre dışı bırakabilecek kapasiteye sahiptir. Bu tür sistemler devreye girdiğinde, mekanik altyapılar çalışmaya devam etse bile radarlar, haberleşme ağları ve sensörler işlevsiz hale gelebilir.
Nitekim benzer elektronik harp yeteneklerinin daha önce Venezuela’da yaşanan ve faili net olarak açıklanmayan bazı altyapı çöküşlerinde rol oynadığı iddia edilmiştir. Venezuelalı yetkililer, bu tür sistemlerin devreye girmesiyle radar ekranlarının tamamen karardığını ifade etmiştir.
Sonuç olarak sahada görünen tablo, klasik bir sıcak çatışmadan ziyade; deniz yolları, elektronik harp, mayın temizleme ve lojistik üstünlük üzerinden yürütülen çok katmanlı bir güç mücadelesine işaret etmektedir. Hürmüz Boğazı bu mücadelenin merkezinde yer alırken, taraflar askeri olduğu kadar ekonomik ve stratejik sonuçları da hesaplamak zorundadır."
"İRAN SAVAŞ HALİNE GEÇMİŞ DURUMDA"
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, Trump'ın İran'a yönelik saldırı tehdidini değerlendirirken, Tahran yönetiminde ciddi bir tedirginliğin olduğunu ve haziran ayındaki saldırıdan çok farklı bir senaryonun olacağını tahmin ettiklerini belirtti. Ali ayrıca İran'ın müzakere sürecine sıcak bakmadığını fakat taviz vermeye hazır olduğunu belirterek "İran Batı ile arasını düzeltmek istiyor." dedi.
"İRAN HAZİRAN AYINDAN ÇOK FARKLI BİR SALDIRININ OLABİLECEĞİNİ TAHMİN EDİYOR"
İran bunları kabul ediyor. İran mesela şöyle bir şey söylemiyor: 'Ben asla sizinle nükleer müzakereler gerçekleştirmek istemiyorum.' Yani İran bu anlamda taviz vermeye hazır. Haziran savaşları öncesinde de deminden ondan bahsettim, 5-6 tur zaten görüşmeler yapmıştı ve zenginleştirilmiş uranyum oranını da yüzde 2, yüzde 3'e çekmeye de hazır. Yani söylüyor ki: 'Ben zaten nükleer silah elde etmek istemiyorum. Bütün tesislerimi İsrail açmamasına rağmen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına açıyorum, gelin denetleyin ama bize karşı da ambargoları kaldırın.'
"İRAN TAVİZ VERMEK VE BATI İLE İLİŞKİLERİNİ DÜZELTMEK İSTİYOR"
"Trump'la mesela İran'la Amerika 2015 P5+1 Antlaşması'nı imzaladılar. İran zenginleştirilmiş uranyum oranını yüzde 3'e çekti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı yetkilileri periyodik aralıklarla gittiler bu tesisleri kontrol ettiler ve dediler ki: 'Gerçekten de İran bütün antlaşmalara uyuyor, burada bir sorun yok.' Ne oldu? 2019'da Trump bu antlaşmadan bir imza ile çekildi, ambargolar tekrar İran'a yönelik başladı ve İran da karşıt bir yanıt vererek uranyumu yine yukarı seviyelere çekti. Burada İran taviz vermek istiyor. İkincisi, Batı'yla ilişkilerini normalleştirmek istiyor. Ama burada Amerikalılar ve İsrail, 7 Ekim'den sonra İran'ın zaten kollarını Orta Doğu'da kopardılar, içeride de dişlerini sökmek istiyorlar. Mesele bu. Bunu belirtmek lazım. İran rejimi için şu an savaş halinde, taarruz hali... Yani savaş hali şu an söz konusu rejimde. Bakmayın bu devlet yetkililerinin 'Vururuz, keseriz falan filan...' Tedirginlik var, savaş haline geçmiş durumdalar ve kendileri de biliyorlar ki Haziran'dan çok daha farklı bir saldırı olabileceğini onlar da tahmin ediyorlar."
"İRAN REJİMİ ŞUAN TAARRUZ HALİNDE"
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, Trump'ın İran'a yönelik saldırı tehdidini değerlendirirken, Tahran yönetiminde ciddi bir tedirginliğin olduğunu ve haziran ayındaki saldırıdan çok farklı bir senaryonun olacağını tahmin ettiklerini belirtti. Ali ayrıca İran'ın müzakere sürecine sıcak baktığını ve ABD'nin ambargolarının kalkmasını istediğini belirterek "İran Batı ile arasını düzeltmek istiyor." dedi.
İRAN HAZİRAN AYINDAN ÇOK FARKLI BİR SALDIRININ OLABİLECEĞİNİ TAHMİN EDİYOR
İran bunları kabul ediyor. İran mesela şöyle bir şey söylemiyor: 'Ben asla sizinle nükleer müzakereler gerçekleştirmek istemiyorum.' Yani İran bu anlamda taviz vermeye hazır. Haziran savaşları öncesinde de deminden ondan bahsettim, 5-6 tur zaten görüşmeler yapmıştı ve zenginleştirilmiş uranyum oranını da yüzde 2, yüzde 3'e çekmeye de hazır. Yani söylüyor ki: 'Ben zaten nükleer silah elde etmek istemiyorum. Bütün tesislerimi İsrail açmamasına rağmen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına açıyorum, gelin denetleyin ama bize karşı da ambargoları kaldırın.'
"İRAN TAVİZ VERMEK VE BATI İLE İLİŞKİLERİNİ DÜZELTMEK İSTİYOR"
"Trump'la mesela İran'la Amerika 2015 P5+1 Antlaşması'nı imzaladılar. İran zenginleştirilmiş uranyum oranını yüzde 3'e çekti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı yetkilileri periyodik aralıklarla gittiler bu tesisleri kontrol ettiler ve dediler ki: 'Gerçekten de İran bütün antlaşmalara uyuyor, burada bir sorun yok.' Ne oldu? 2019'da Trump bu antlaşmadan bir imza ile çekildi, ambargolar tekrar İran'a yönelik başladı ve İran da karşıt bir yanıt vererek uranyumu yine yukarı seviyelere çekti. Burada İran taviz vermek istiyor. İkincisi, Batı'yla ilişkilerini normalleştirmek istiyor. Ama burada Amerikalılar ve İsrail, 7 Ekim'den sonra İran'ın zaten kollarını Orta Doğu'da kopardılar, içeride de dişlerini sökmek istiyorlar. Mesele bu. Bunu belirtmek lazım. İran rejimi için şu an savaş halinde, taarruz hali... Yani savaş hali şu an söz konusu rejimde. Bakmayın bu devlet yetkililerinin 'Vururuz, keseriz falan filan...' Tedirginlik var, savaş haline geçmiş durumdalar ve kendileri de biliyorlar ki Haziran'dan çok daha farklı bir saldırı olabileceğini onlar da tahmin ediyorlar."