CANLI | Türkiye için tarihi gün: TBMM'de Terörsüz Türkiye görüşmesi! Süreç A Haber'de değerlendirildi
Terörsüz Türkiye sürecinin yasal altyapısını oluşturacak çerçeve düzenlemede önemli bir aşamaya gelindi. Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye yasası" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonu'nda yaklaşık 18 saat süren yoğun görüşmelerin ardından kabul edildi. Komisyon aşamasını tamamlayan teklif, görüşülmek üzere TBMM Genel Kurulu'nun gündemine taşındı. Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda yürütülen sürecin hukuki çerçevesini belirlemesi beklenen düzenleme üzerindeki görüşmeler Genel Kurul'da devam ediyor. Süreci yönelik A Haber ekranlarında değerlendirmelerde bulunan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı "Bu bir af değil, terörü tasfiye etme iradesidir" dedi.
Terörsüz Türkiye sürecinin yasal altyapısını oluşturması hedeflenen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonu'nda yaklaşık 18 saat süren görüşmelerin ardından kabul edildi.
Genel Kurul gündemine taşınan teklif üzerindeki görüşmeler sürüyor.
CANLI ANLATIM
"BİR DEVLET POLİTİKASINA DÖNÜŞTÜ"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, A Haber Parlamento Şefi Tülay Ağaoğlu'nun sorularını yanıtlayarak TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi beklenen 12 maddelik kanun teklifinin kapsamını, uygulama şartlarını ve Terörsüz Türkiye sürecindeki önemini anlattı.
A Haber Parlamento Şefi Tülay Ağaoğlu, Meclis Genel Kurulunda grup önerilerinin görüşüldüğünü, bu görüşmelerin ardından kanun teklifinin iki bölüm halinde ele alınmasının beklendiğini aktardı.
ÖLDÜRME FİİLİNİ İŞLEYENLER KAPSAM DIŞINDA
Tülay Ağaoğlu, kanun teklifinin hazırlanmasında önemli rol oynayan isimlerden biri olan Hayati Yazıcı'ya ilk olarak düzenlemenin kapsamı dışında bırakılan kişileri sordu:
"Sayın Yazıcı da bu kanun hazırlanmasında önemli rol oynayan isimlerden biz biliyoruz ki. Şimdi yasayla ilgili şunu sormak istiyoruz efendim. Şimdi 12 maddelik bir yasa. Öncelikle bir kapsam dışı olanları bir anlatın bize. Yani kimler kapsam dışı bu yasanın dışında?"
Yazıcı, öldürme fiilini işleyenler ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işledikleri suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilenlerin kapsam dışında olduğunu belirtti:
"Öldürme fiilini işlemiş olmakla hakkında soruşturma, kovuşturma devam eden veya hüküm giymiş olanlar, öldürme fiilinin failleri; bir de 01.06.2005 tarihinden önce –01.06.2005 tarihi yeni Türk Ceza Kanunu'nun meriyete, yürürlüğe giriş tarihidir– o tarihten önce işlediği suç dolayısıyla hakkında müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş hükümlüler de bu yasa kapsamı dışındadır. Tanım net, şey kapsam dışı olanlar bunlar."
Ağaoğlu, kapsam içine giren kişilerle ilgili tartışmaları hatırlatarak şu soruyu yöneltti:
"Kapsam içinden şimdi hemen bahsedeceğiz efendim. Şimdi kimler giriyor? Şöyle bir tartışma da var: Yani işte "yöneticiler var mı?", "o var mı?", "bu var mı?" şeklinde birtakım eleştiriler var, açıklamalar var. Ne diyorsunuz? Şimdi kapsam içinde kimler var?"
Yazıcı, kapsam dışında bırakılan suçları bir kez daha ayrıntılı biçimde anlattı:
"Bir defa az önce sorduğunuz soruya verdiğim cevap bir kapsam belirlemesi yapıyor. İşte 01.06.2005 tarihinden önce işlediği suç dolayısıyla hakkında müebbet hapis, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilenler veya bu cezayı vermeyi gerektirecek işledikleri fiil itibarıyla hakkında soruşturma, kovuşturma devam edenler kapsam dışı. Sadece hüküm giymiş olanlar değil, o tarihten önce o nitelikte suç işlemiş olanlar kapsam dışı oluyor. Bir de öldürme fiili, her ne aşamada olursa olsun öldürme fiilinden hüküm giymişse Ceza Kanunu'nda onun karşılığı neyse, İnfaz Kanunu neyi öngörüyorsa o süreçte tamamlanacak, bu kanunun kapsamı dışında."
Tülay Ağaoğlu, "Yani askerimizi, polisimizi şehit eden kapsam dışında" dedi.
Yazıcı ise "Kapsam dışı evet, doğru. Doğru; askerimizi, polisimizi, vatandaşımızı hepsi aynı kategoride" yanıtını verdi.
Ağaoğlu da "Vatandaşımız da tabii, kuşkusuz" dedi.
15 YILIN ALTINDAKİ CEZALAR İÇİN 5 YILLIK ERTELEME
Tülay Ağaoğlu, teklif kapsamında ceza süresine göre uygulanacak erteleme hükümlerini sordu:
"Efendim şunu sormak istiyorum; şimdi 15 yıla, 15 yıl ve altındaki cezalara bir erteleme geliyor, işte 15 yılın üzerindekilere bir erteleme geliyor. Bu konuda bir bilgi verebilir misiniz?"
Hayati Yazıcı, terör örgütü üyeliği, terör örgütü propagandası, örgüte yardım ve terörizmin finansmanı gibi suçlar bakımından öngörülen uygulamayı şu sözlerle anlattı:
"Yani bunu şöyle bir müsaadenizle nitelersek; yani hangi suçlar? İşte terör örgütü üyeliği, propagandası, bilerek ve isteyerek terör örgütüne yardım etmek veya terör örgütünün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda eylem icra etmek, suç teşkil eden eylem icra etmek veya işte terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanun kurallarını bu örgüt lehine icra edeceği eylemlerle ihlal etmiş olanlarla ilgili Ceza Kanunu'nda öngörülen yaptırım 15 yılın altında ise bunlar 5 yıl süreyle ertelenecek, bunlar hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalar. Ha 15 yılın üzerinde ise kişiler hakkında istenen cezalar –yani fiiline uygun yaptırım öngören Ceza Kanunu'ndaki norm 15 yıldan daha fazla veya müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapsi gerektiren suç varsa– onlarla ilgili erteleme süresi 15 yıl. Erteleme yapılmak suretiyle bunlar kayda geçecek ve bu dosyalarla ilgili tüm veriler, deliller özel bir şekilde muhafaza edilecek. Ha niye muhafaza edilecek? Burası da önemli. Burası bu düzenlemenin af kanunundan farklı olduğunun da önemli gerekçelerinden bir tanesi."
YENİ TERÖR SUÇU İŞLENİRSE DOSYA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEK
Yazıcı, erteleme süresi içinde yeni bir terör suçu işlenmesi halinde önceki dosyanın yeniden devreye gireceğini vurguladı:
"Cezası veya hakkındaki dava veya kovuşturma veya işte mahkumiyeti ertelenmiş olanlar, bu erteleme süresi içerisinde bir terör suçu işlerse –herhangi bir terör suçu işlerse– hakkında ertelenmiş bu dosya kaldığı yerden devam ediyor, hüküm ise hükmün infazına başlanıyor ve onunla ilgili bu yasanın öngördüğü iyileştirmeler ortadan kalkıyor. Hem işlediği o yeni suçun cezasına müstahak olacak hem de erteleme konusu olan bu fiillerle ilgili cezalar o kişi hakkında uygulanacak. Dolayısıyla bu erteleme, bekleme süresi kişinin adaptasyonunu sağlama amaçlıdır, topluma uyumunu sağlama amaçlıdır. Böyle detaylı, özenle hazırlanmış bir kanun teklifi."
Hayati Yazıcı teklifin Meclis görüşmelerinde geliştirilebileceğine dikkat çekti:
"Yahu hiçbir şey yok değil ama bir eksiklik de varsa mecliste yapılır, düzeltilir. Yani insanlar değişik perspektifle bakabilirler ve elbette ki uygulama önemlidir. Uygulamada da bu yasanın gerçekten varoluş amacı gözetilerek, genel gerekçesi dikkate alınarak çok açık olmayan alanlar varsa onları da uygulayıcı hükümleriyle dolduracaktır."
ERTELEME HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI ŞARTA BAĞLI
Hayati Yazıcı, teklifin en önemli özelliklerinden birinin uygulama şartları olduğunu belirterek silah ve mühimmatın teslim edilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı:
"Yani bu kanunun en önemli özelliklerinden bir tanesi, yani şunu söylüyorlar: İşte "silahları teslim etmedilerse ne olacak?" falan yerde böyle spekülasyon yapanlar var. Bu kanunun yürürlüğe girmesi için bir defa örgütün feshinin gerçekleştiği –bu fesih iradesini ortaya koydular ama bu fiilen o iradeye uygun bir pratik var mı? Bu önemli– Elbette ki bu örgütün elemanları nezdinde, kendisi nezdinde silah ve mühimmatların da teslim edilmiş olması sağlanır."
GÜVENLİK BİRİMLERİ TESPİT EDECEK, MGK KARARA BAĞLAYACAK
Yazıcı, fesih ve silah bırakma sürecinin güvenlik kurumlarınca tespit edileceğini, ardından konunun Milli Güvenlik Kuruluna geleceğini açıkladı:
"Birinci şart; bu örgütün kendisini feshettiğinin, elindeki silah, mühimmat ve tüm envanteri teslim ettiğine dair tespit ve teyit yapılacak. Bunu kim yapacak? Güvenlik kurumları; Jandarma, Polis, güvenlik içerisinde kurumları kapsamına giren bütün unsurlar bir hiyerarşi içerisinde bu tespiti yapacaklar. Ha bu yetmez, bu konu Milli Güvenlik Kurulu'na gelecek. Milli Güvenlik Kurulu bunu irdeleyecek, bu tespitler gerçek ise bunu karara bağlayacak. Bu karar Resmi Gazete'de yayınlanacak, diğer maddelerin yürürlük süreci başlayacak. Bu gerçekleşmediği takdirde diğer maddelerin uygulama kabiliyeti asla söz konusu değil."
Hayati Yazıcı, erteleme hükümlerinin bu şartlar gerçekleşmeden uygulanmayacağını kesin ifadelerle belirtti:
"Erteleme maddesine geçiş olmayacak. Yani diğer maddelerin uygulanmasına geçiş şartı terör örgütünün kendisini feshettiğinin, elindeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin teyit ve tespitiyle Milli Güvenlik Kurulu'nca Resmi Gazete'de yayınlanmış olması. Diğer maddeler için süreç o aşamada başlayacak. Kamplar boşalacak, silahlar bırakılacak, kamplar boşalacak. Ondan sonra bu tespit, teyit yapılacak, ardından da o ertelemeler, soruşturma, kovuşturmalar... Zaten bunların hazırlıkları Adalet Bakanlığı'nda, İçişleri Bakanlığı verilerinde mevcut, hazırlıklar var ama uygulamak için o süreç, o işlemin yapılması beklenecek."
CUMHURBAŞKANLIĞI BÜNYESİNDE KURUL OLUŞTURULACAK
Yazıcı, uygulamayı takip edecek kurulların oluşturulmasının fesih ve silah teslimi şartına bağlı olmadığını söyledi:
"Bu kanunda uygulama yapacak kurulların oluşturulması o demin söylediğim birinci şarta bağlı değil."
Ağaoğlu, "Bağlı değil, evet hemen oluşturulabilir" dedi.
Hayati Yazıcı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında kurulacak yapının üyelerini ve görevini şöyle anlattı:
"Yani bu kanun uygulanması için yasada öngörülen kurallar, işte Cumhurbaşkanı Yardımcımız başkanlığında Adalet Bakanı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve MİT Başkanı'ndan oluşan bir kurul bu süreyi yürütme erki bakımından takibini yapacak. Bu kanun uygulamasına ilişkin mevcut mekanizmalar dışında ilave mekanizmalar bunlar."
MECLİS SÜRECİN DIŞINDA KALMAYACAK
Yazıcı, sürecin yalnızca yürütme organı tarafından takip edilmeyeceğini, TBMM bünyesinde de bir komisyon oluşturulacağını açıkladı:
"Ve ayrıca parlamento devre dışı olmayacak, parlamento da bu süreci takip etmek üzere Meclis Başkanı tarafından bir komisyon heyeti oluşturulacak. Bütün bunlar şekillendirilirken meri mevzuatımıza göre zaten yargı erki, güvenlik güçleri vesaire bunlar faaliyetlerini rutin olarak devam ettirecekler."
"BİZ İHANET ODAĞINI ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞIYORUZ"
Tülay Ağaoğlu, kanun teklifinin ulusal bütünlüğe zarar vereceği yönündeki eleştirileri hatırlattı:
"Şimdi bu yasa eleştirenler tarafından ulusal bütünlüğümüze yönelik bir darbe olarak niteleniyorlar. Ne dersiniz buna, nasıl bir yanıt verirsiniz?"
Hayati Yazıcı, söz konusu eleştirilere sert tepki göstererek Terörsüz Türkiye hedefinin ülkenin birlik ve bütünlüğünü güçlendireceğini söyledi:
"Ya korkunç bir şey yani. Yani yasayı elbette ki herkesin veya isteyenin eleştirme hakkı var. Eleştirilecek taraflar bulunabilir ama bir ihanet... Biz ihanet odağını ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne 50 yıla yakın süredir ihanet etmiş bir odağı, bir örgütü ortadan kaldırıyoruz. Bu faaliyetin yani terörsüz Türkiye'nin hedefi bu."
Yazıcı, terörle mücadelenin Türkiye'nin kaynakları üzerindeki yüküne ve güvenliğin temel önemine işaret etti:
"Türkiye'nin önünde adeta prangaya dönüşmüş, kaynak milyarlarca dolar kaynağımızı mücadele için harcamak zorunda bırakılmışız. Bunun da ötesinde güvenlik her şeyin temeli, hak ve özgürlüklerin temeli, insanımızın 786 bin kilometrekare vatan toprağının her zerresinde özgürce güven içerisinde gezmesini sağlatmak devletin bir numaralı görevidir. Yani "insanı yaşat ki devlet yaşasın." Dolayısıyla güvenliği sağla ki insanlığın özgürlüğü olsun. Bunu hedefliyoruz."
"TÜRKİYE GÜCÜNE GÜÇ KATACAK"
Kanun teklifini Terörsüz Türkiye vizyonunun ikinci ve önemli safhası olarak nitelendiren Yazıcı, TBMM'nin tarihi bir görev üstlendiğini belirtti:
"Bunu da inşallah bu yasal düzenlemeyle –bu yasal düzenleme bu projemizin, bu vizyonumuzun terörsüz Türkiye vizyonumuzun ikinci ve önemli safhasıdır. İnşallah meclis bugün tarihi bir görev yapıyor, inşallah bunu yasalaştırır –ki bundan eminiz– ve bu yasanın uygulamasıyla Türkiye gücüne güç katacak. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge... Terörsüz Türkiye, Türkiye'nin gücüne güç katacak. Terörsüz bölge hedefimizde de dünyanın daha adil, daha yaşanabilir, insanlığın kazanımı değerleri daha da egemen kılacak bir duruma gelmesine de bu süreç –yani terörün sona ermiş olması– büyük katkı sağlayacak diye düşünüyorum."
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE BİR DEVLET POLİTİKASINA DÖNÜŞTÜ"
Tülay Ağaoğlu, terör olaylarının sona erdiği ve bu nedenle yeni sürece ihtiyaç bulunmadığı yönündeki eleştirileri gündeme getirdi:
"Amacını açıkladınız az önce. Şunu da sorayım. Şimdi deniliyor ki: "Terör zaten bitti, hani bir yıldır terör olmuyor. O zaman işte biz niye bu sürece girdik?" deniliyor. Ne dersiniz buna?"
Hayati Yazıcı, Terörsüz Türkiye sürecinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2024 yılındaki açıklamalarıyla şekillendiğini anlattı:
"Ha terör, terör bir yıldır değil, iki yıldır. Bak terörsüz Türkiye... Terörsüz Türkiye'yi ilk defa Cumhurbaşkanımız Ahlat'ta, 2024 yılı Ahlat'taki 26 Ağustos konuşmasında, efendim sonra 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda, sonra 24 yılı 1 Ekim meclis açılış konuşmasında efendim işte iç bünyemizin güçlendirilmesi vurgusu yaptı. İç bünyemizin güçlendirilmesi demek birlik ve bütünlüğümüzün, kardeşliğimizin pekiştirilmesi, buna zarar veren tüm unsurların ayıklanması, tasfiye edilmesi amacına matuf."
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN MESAJLARI VE BAHÇELİ'NİN ÇAĞRISI
Yazıcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarının ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrıyı hatırlattı:
"Ve bu söylemleri takiben Cumhur İttifakı'nın paydaşı Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir çıkış yaptı 22 Ekim'de. Ve ondan sonra da terör örgütü fesih beyanında bulundu. O tarihten bu yana öldürme olayı yok."
Hayati Yazıcı, sürecin bütün aşamalarının birbiriyle bağlantılı olduğunu ifade etti:
"Efendim yani bunların hepsi birbirine bağlı. Sayın Cumhurbaşkanı'nın konuşması Ahlat'ta, sonrasında Sayın Bahçeli'nin çağrısı ve bir de üç kez de Cumhurbaşkanımız tekrarlıyor: Ahlat'ta, 30 Ağustos Zafer Bayramı Ankara'da ve 24 yılı meclisin açılışında 1 Ekim mecliste, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde iç bünyenin güçlendirilmesine vurgu yapıyor. Zaten Sayın Bahçeli de bu konuya ilişkin açıklamasını yaptığında –hatta o gün kalkıp hemen yanında oturan DEM'lilerle tokalaşıp el sıkıştığında– soru üzerinde Cumhurbaşkanı'nın o söyleminden esinlendiğinin altını çizdi."
BİR DEVLET POLİTİKASINA DÖNÜŞTÜ
Yazıcı, Terörsüz Türkiye hedefinin bir devlet politikasına dönüştüğünü vurguladı:
"Ha bu bir devlet politikasına dönüşmüştür. Devlet ciddi iş yapar ve elbette ki devlet dediğimiz zaman işte onun icra organı, yasama organı, yürütme organı işte el birliğiyle bu sorunu Türkiye'nin gündeminden ve bölgenin gündeminden çıkartmak için üzerine düşeni yapma gayreti içerisindedir. Bu konuda katkı veren herkese minnettarız."
YAZICI: 400 DOLAYINDA KABUL OYU BEKLİYORUM
Hayati Yazıcı, teklifin yaklaşık 400 kabul oyuyla yasalaşmasını beklediğini söyledi:
"Ben 400 dolayında oy çıkar diye düşünüyorum. Yani onu şu açıdan tartışanlar var: "İşte bu bir af mıdır? Af düzenlemesi midir?" Değil midir? Çünkü anayasa 87'ye göre af düzenlemesini nitelikli bir karar sayısına bağlamış, yani beşte üç çoğunlukla af yani genel af veya özel af düzenlemesi olur."
"BU BİR AF DÜZENLEMESİ DEĞİL"
Yazıcı, teklifin af düzenlemesi olmadığını, soruşturma, kovuşturma veya hükmün infazının ertelenmesini öngördüğünü vurguladı:
"Bu bir af düzenlemesi değil. Çok farklı bir düzenleme, yani kovuşturma, soruşturma veya hükmün infazının ertelenmesi nitelikli bir düzenleme. Zaten af dediğimiz zaman af bütün sonuçlarıyla, verilmiş olan mahkumiyet hükmünün bütün sonuçlarıyla birlikte kanunun yürürlüğe girmesiyle kalkar. Burada kanunun yürürlüğe girmesiyle kişilerle ilgili yargısal tasarruflar veya soruşturma, kovuşturma evreleri ortadan kalkıyor mu? Kalkmıyor, yani belli bir aşamaları var."
Anayasa Mahkemesinin geçmiş kararlarına da işaret eden Yazıcı sözlerini şöyle tamamladı:
"Dolayısıyla aftan farklı, kendine özgü bir düzenleme. Bu konuda da Anayasa Mahkemesi'nin daha önce gündemine getirilmesi dolayısıyla verdiği kararlar da var. Ama bütün bunlara rağmen ben mecliste yani 400 dolayında bir kabul oyuyla çıkacağı kanaatindeyim."
"ŞARTI DEVLET KOŞTU ÖRGÜT DEĞİL"
AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülecek çerçeve yasa ile Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin kritik açıklamalarda bulundu. A Haber Parlamento Şefi Tülay Ağaoğlu'nun sorularını yanıtlayan Babacan, sürecin siyasi ve toplumsal destek olmak üzere iki temel boyut üzerinden yürütüldüğünü belirtti.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'ndaki geniş temsile dikkat çeken Babacan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde benzeri az görülen bir siyasi desteğin ortaya çıktığını söyledi. Süreç boyunca şehit aileleri ile gazilerin hassasiyetlerinin merkeze alındığını vurgulayan Babacan, silah bırakma konusunda herhangi bir taviz veya pazarlığın söz konusu olmadığını ifade etti.
"BU MESELE DOĞRUDAN BİR MİLLET MESELESİ"
Sürecin siyasi ve toplumsal destek boyutlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Babacan, şu ifadeleri kullandı:
“İki boyutta bakmak lazım. Birincisi siyasi destek, ikincisi toplumsal destek. Siyasi destekle alakalı hususu biliyorsunuz. Bu mesele doğrudan bir millet meselesi. AK Parti ve hükümetimiz, devlet projesini aynı zamanda millet projesiyle birleştiren bir vizyonla bakıyor.”
Sürecin milletin evi olarak nitelendirdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yürütüldüğünü vurgulayan Babacan, komisyonun Meclis'teki temsil oranına dikkat çekti:
“Bu doğrultuda, diğer partilerin ve aslında milletimizin genelinin arzu ettiği bu işi milletin evinde, milletin Meclisi'nde, Gazi Meclis'te sağlayalım istedik. Yüzde 97'lik bir temsilin sağlandığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun oluşturulması da bunun sonucudur. Çünkü milletten gizlediğimiz, sakladığımız hiçbir şey olmadığı gibi bundan sonra da olmayacak.”
“4 BİN 200 SAYFALIK TUTANAK ERİŞİME AÇIK”
Komisyon çalışmalarının kamuoyuna ve basına açık biçimde yürütüldüğünü anlatan Babacan, şunları söyledi: “Bütün komisyon toplantıları kamuoyuna ve basına açık yapıldı. Yaklaşık 4 bin 200 sayfalık tutanak tutuldu. Bu tutanaklar şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin internet sitesinde erişime açık.”
Babacan, komisyon çalışmalarının ardından AK Parti'nin kendi raporunu Meclis Başkanlığına sunduğunu hatırlattı:
“Meclis'te yüzde 97'lik bir temsilin sağlandığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarının ardından, AK Parti olarak kendi raporumuzu Meclis Başkanlığına sunduk. Ardından 20 Şubat 2026 tarihinde ortak komisyon raporu, yalnızca iki üyenin karşı oyuna rağmen çok yüksek bir kabul, uzlaşı ve mutabakatla geçti.”
Babacan'ın röportajda verdiği tarihten farklı olarak TBMM'nin resmi kayıtlarında komisyon raporunun 18 Şubat 2026'da 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildiği görülüyor.
“BUGÜNKÜ ÇERÇEVE YASA BİR SİLSİLENİN SONUCU”
Meclis'te görüşülecek çerçeve yasanın komisyon raporuyla oluşturulan ana zemin üzerine hazırlandığını belirten Babacan, şöyle devam etti:
“Sonrasında, o raporun oluşturduğu ana zeminden hareketle bugün inşallah yasalaştıracağımız çerçeve yasa geldi. Dolayısıyla bu aslında bir silsile. Bu süreç, siyasi desteğin ne anlama geldiğinin ve diğer partilerin de bu işe sahip çıkma noktasında tarihi sorumlulukları bulunduğunun tesciliydi.”
Siyasi desteğin tarihi bir seviyeye ulaştığını dile getiren Babacan, “Siyasi destek tarafında, belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmayan yüksek bir temsil ve destek söz konusu.” dedi.
“400'LÜ OY BANDI RAHATLIKLA AŞILABİLİR”
Teklifin Meclis'te 400'ün üzerinde kabul oyu almasını beklediklerini açıklayan Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Tabii, 367 imza var. Bugün de 400'lü oy bandını rahatlıkla aşabileceğini öngördüğümüz bir süreç işleteceğiz inşallah. Çünkü en başından beri bu işi herkese açtık.”
Komisyonda farklı toplumsal ve ideolojik kesimlerden kişi ve kurumların dinlendiğini belirten Babacan, şöyle konuştu: “Komisyon bünyesinde 137 kişiyi ve 137 kurumu dinledik. Çok yoğun bir çalışma temposu vardı. Her ideolojik arka plandan ve her kesimden insanı ayırt etmeksizin davet ettik.”
Babacan, komisyon çalışmalarındaki yaklaşımı şu sözlerle anlattı: “‘Gelin, konuşun, anlatın. Tutanaklar tutulsun, herkes notlarını alsın, sorularını sorsun ve cevaplarını alsın. Eteklerdeki taşlar, tabiri caizse, rahatça dökülsün. Ardından da gelecek ufkuna yönelelim.’ dedik.”
Komisyon sürecinin başarıyla tamamlandığını belirten Babacan, “Temel mesele buydu. Allah'a çok şükür, başarılı bir süreç geçirdik. Nihayetinde bugün buraya gelişimizin arka planında bu çalışmalar var.” ifadelerini kullandı.
TOPLUMSAL DESTEĞİN MERKEZİNDE ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER VAR
Sürecin ikinci boyutunun toplumsal destek olduğunu söyleyen Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin şehit ve gazi hassasiyetine yönelik mesajlarını hatırlattı:
“İkinci husus, söylediğiniz gibi toplumsal destek, Tülay Hanım. Toplumsal destek konusunda nasıl bir süreç işlettik? En başından beri Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Devlet Bahçeli'nin vurguladığı özel bir nokta vardı.”
Babacan, Türkiye'nin bugünlere şehitlerin ve gazilerin fedakarlıkları sayesinde ulaştığını belirtti: “Bizler, bu meselenin şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakarlıkları sayesinde bugünkü noktaya geldiğinin farkında olan bir hareketiz. Onların fedakarlıkları olmasaydı ülke bölünmüştü.”
Şehitleri rahmetle anan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Onlar canlarını ve en sevdiklerini feda ederek, Allah'a çok şükür, bize bugünleri hediye ettiler. Ruhları bir kez daha şad olsun.”
KOMİSYON İLK OLARAK ŞEHİT AİLELERİNİ VE GAZİLERİ DİNLEDİ
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun ilk olarak şehit aileleri ile gazi derneklerinin temsilcilerini dinlediğini belirten Babacan, şunları söyledi: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bünyesinde ilk dinlediğimiz kişiler ve tüzel kurumlar şehit aileleri ile gazi derneklerimizdi. Onların temsilcilerinin tamamını bir yıl boyunca AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak sahada sürekli ziyaret ettik.”
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN MEKTUBU VATANDAŞLARA ULAŞTIRILDI
Babacan, Türkiye Yüzyılı buluşmaları kapsamında AK Parti teşkilatlarının sahaya indiğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın mektubunu vatandaşlara ulaştırdığını söyledi: “Geçtiğimiz yaz düzenlenen Türkiye Yüzyılı buluşmalarında ben, diğer milletvekili arkadaşlarımız, MKYK üyelerimiz, gençlik ve kadın kollarımızla birlikte sahaya indik. İlçe ilçe, kasaba kasaba, köy köy ve şehir şehir gezerek Sayın Cumhurbaşkanımızın mektubunu vatandaşlarımıza ilettik.”
Söz konusu mektupta sürece ilişkin hassasiyetlerin bütün çerçevesiyle anlatıldığını belirten Babacan, şöyle devam etti: “O mektupta, bu meseleye ilişkin hassasiyetin bütün çerçevesi çiziliyordu. Şehitlerimizi ve gazilerimizi rahatsız edecek herhangi bir adım atmayacağımıza, bu süreci milletin önünde ve milletle birlikte yürüteceğimize söz vermiştik. Elhamdülillah, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla sözümüzün arkasındayız. Bu yaklaşım çerçeve yasada da görülüyor.”
“MİLLETİN HASSASİYETLERİNİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURDUK”
Çerçeve yasa hazırlanırken toplumun hassasiyetlerinin dikkate alındığını vurgulayan Babacan, şunları söyledi: “Bunu bir kez ortaya koymak lazım. Çerçeve yasada görülen başka bir husus daha var. Bütün süreci işletirken milletin hassasiyetlerini göz önünde bulundurduk.”
Babacan, kamuoyunda endişe oluşturacak başlıklara izin vermediklerini belirterek, “İnsanların rahatsız olacağı, ‘Acaba?’ diyeceği veya endişeye kapılacağı herhangi bir başlığa müsaade etmedik.” dedi.
“ÖNCELİK KAYITSIZ, ŞARTSIZ, TAVİZSİZ VE PAZARLIKSIZ SİLAH BIRAKMA”
Sürecin temel şartının örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması olduğunu vurgulayan Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Tam oraya bağlayacaktım. Bizim için öncelik kayıtsız, şartsız, tavizsiz ve pazarlıksız silah bırakılmasıdır. Bunu en başından beri söyledik. Silahlar bırakılacak.”
Silah bırakmanın örgütün bütün bileşenlerini, faaliyet alanlarını, mühimmatını ve teçhizatını kapsayacağını belirten Babacan, şöyle devam etti: “Bu örgüt, bütün bileşenleri ve faaliyet gösterdiği bütün sahalarla birlikte, elindeki tüm silahları, mühimmatı ve teçhizatı kayıtsız, şartsız ve pazarlıksız biçimde bırakacak. Bir şart koşulduysa bu şartı devlet koştu, örgüt değil.”
“ŞARTI DEVLET KOŞTU, ÖRGÜT DEĞİL”
Devletin ortaya koyduğu şartların örgütün bütün bölgesel yapılanmalarını kapsadığını söyleyen Babacan, şunları kaydetti: “Devlet, ‘Bu taahhüdün arkasında duracaksın. Silahları ve mühimmatı, bütün sahalarda ve bütün bileşenlerinle bırakacaksın. PKK, KCK ve diğer bütün yapılar; Suriye, Irak, İran ve Lübnan dahil her yerde silah bırakacak.’ dedi.”
MİT'in örgütün personel, mağara ve mühimmat envanterini ileri teknolojik imkanlarla takip ettiğini belirten Babacan, “MİT, hem bireysel düzeyde hem de mühimmat düzeyinde ileri teknolojiyle bunları takip ediyor. MİT'in bu konudaki envanteri sağlam.” ifadelerini kullandı.
SON SÖZÜ MİLLİ GÜVENLİK KURULU SÖYLEYECEK
Örgütün tamamen sona erdiğine ilişkin verilerin Milli Güvenlik Kurulu'nda değerlendirileceğini belirten Babacan, şu bilgileri verdi: “Birinci maddedeki asıl şart nedir? MİT'ten, Milli Savunma Bakanlığından, Dışişleri Bakanlığından ve İçişleri Bakanlığından gelen bütün veriler Milli Güvenlik Kurulu'nda değerlendirilecek.”
Babacan, MGK'nin “Artık bütün silahlar bırakıldı, örgüt tamamen sona erdi ve teslim oldu.” tespitinde bulunmasının ardından gerekli hukuki adımların atılacağını söyledi.
ÖRGÜT BİTİYORSA HUKUKİ DÜZENLEMEYE NEDEN İHTİYAÇ VAR?
Babacan, kamuoyunda dile getirilen “Madem örgüt bitiyor, bu düzenlemeye neden ihtiyaç duyuluyor?” sorusuna da yanıt verdi.
Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyanın güvenlik şartlarına işaret eden Babacan, “Burası Orta Doğu. Orta Doğu'da silah bulmak, piyon kullanmak, piyon bulmak ve insan devşirmek maalesef çok kolaydır.” dedi.
Babacan, terör örgütlerinin arkasında emperyalist saldırganlığın bulunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Emperyalist saldırganlık böyle bir şeydir. Yıllardan beri başımıza türlü terör örgütlerini bela eden yapı budur. Bu nedenle meseleyi, toprak ve ağaç metaforuyla anlatırsak, kökünden kurutmamız gerekiyor.”
“TERÖRÜN YENİDEN FİLİZLENMESİNE İZİN VERİLMEMELİ”
Terörün bütünüyle tasfiye edilmemesi halinde dış güçlerin Türkiye'nin kırılgan bir döneminden yararlanabileceğini söyleyen Babacan, şu uyarıda bulundu: “Kökünden kurutmazsanız yarın Allah korusun Türkiye'nin zor veya kırılgan bir dönemine denk gelir. Dış bir istihbarat örgütü, yapı veya ülke burada bazı operasyonlara girişir ve terör yeniden filizlenerek büyür.”
Babacan ise “Terörü her şeyiyle kurutmamız lazım. O yapının aynı toprakta bir daha neşvünema bulamayacağı bir zemine ulaşmamız gerekiyor.” dedi.
TERÖRÜN FİNANSMAN VE UYUŞTURUCU BAĞLANTISI
Terör örgütünün farklı uzantıları ve bağlantıları bulunan bir yapı olduğunu belirten Babacan, Avrupa'daki finansman faaliyetlerine ve uyuşturucu ticaretine dikkat çekti: “Bu terör örgütü, farklı uzantıları ve bağlantıları bulunan bir yapı. Avrupa'da veya başka bir yerde finansman odağı, narko-finansman ve uyuşturucu meselesi var.”
Küresel ve bölgesel şartların hızla değişebildiğini vurgulayan Babacan, yeni bir kargaşa ortamının terör yapılanmaları tarafından kullanılmasını engellemek için kalıcı bir hukuki zemin oluşturulması gerektiğini söyledi.
“TESLİM OLANLA ÇATIŞMADA ELE GEÇİRİLEN ARASINDA HUKUKİ FARK VAR”
Teslim olan kişi ile çatışmada ele geçirilen kişi arasında mevcut hukukta da farklılık bulunduğunu belirten Babacan, şöyle konuştu:
“Üçüncü husus da şu, Tülay Hanım: Mevcut hukuki düzlemde ve yasalarda, teslim olanla çatışarak ele geçirilen arasında hukuki bir farklılık vardır.”
Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan Babacan, şu ifadeleri kullandı:
“Biz bir hukuk devletiyiz. ‘Silahımı bıraktım, çatışmadım, teslim oldu ve geldim.’ diyen herhangi bir şahsa veya örgüt unsuruna hukuk devleti, ‘Sen hiç gelmemişsin gibi davranmaya devam edeceğim.’ diyemez.”
“YENİ HUKUKİ GERÇEKLİĞE YENİ ÇERÇEVE GEREKİR”
Ortaya çıkan yeni hukuki durum karşısında düzenleme yapılmasının hukuk devleti ilkesinin gereği olduğunu söyleyen Babacan, şöyle devam etti: “Yeni bir hukuki gerçeklik ve zemin oluştuysa buna ilişkin hukuki bir düzenleme yapılır ve çerçeve oluşturulur. Bugün TBMM'de görüşülecek meselenin özü bundan ibarettir. Bunu yapmak hukuk devleti anlayışının gereğidir.”
Türkiye'nin tarihi bir dönemeçte olduğunu belirten Babacan, “Yarım asırlık terör ve şiddet meselesinin ilk kez tamamen sona ereceği, bunun ilk adımının ve ilk nakışının örüleceği gün, Allah'ın izniyle bugün olacak.” dedi.
“TERÖR ÖRGÜTÜ 26 EKİM 2025'TE TÜRKİYE'DEN ÇEKİLDİ”
Babacan, terör örgütünün 26 Ekim 2025 itibarıyla Türkiye'den çekildiğini belirterek sürecin Suriye ve Irak boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu: “Terör örgütü 26 Ekim 2025 tarihi itibarıyla Türkiye'den çekildi. Sonrasında işin Suriye ve Irak ayağı vardı.”
Terör örgütü PKK, 26 Ekim 2025'te Türkiye sınırları içindeki silahlı unsurlarını Irak'ın kuzeyine çekme kararı aldığını açıklamıştı.
“10 MART MUTABAKATI BİZİM KIRMIZI ÇİZGİMİZDİ”
Suriye'deki gelişmelere değinen Babacan, 10 Mart Mutabakatı'nın Türkiye açısından kırmızı çizgi olduğunu söyledi: “Suriye'de 10 Mart Mutabakatı bizim kırmızı çizgimizdi. Orada da şunu söylüyorduk: SDG geniş bir koalisyon yapısıdır. Öncelikle bunun çekirdek bir YPG'ye dönüşmesi, Suriyeli olmayan örgüt üyelerinin Suriye'den çıkarılması bizim açımızdan kırmızı çizgiydi. Bu sağlandı.”
Babacan, Suriye'de kalan YPG unsurlarının bireysel entegrasyon yoluyla Suriye devletine dahil olacağını ifade etti: “Çekirdek kalan YPG de 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde Suriye devletinin ve hükümetinin egemenlik hakları altında bireysel olarak entegre olacak. Orada YPG'nin örgütsel bir varlığı kalmadı.”
Söz konusu entegrasyonun sağlıklı biçimde ilerlediğini belirten Babacan, “Bireysel entegrasyonla Suriye devletine dahil olacaklar. Bu süreç Suriye'de hamdolsun sağlıklı biçimde ilerliyor.” dedi.
“IRAK'IN GERİ KALANINI DA TAMAMLAYACAĞIZ”
Irak'taki sürece ilişkin bilgi veren Babacan, Pençe-Kilit Harekatı bölgesindeki yoğun çatışma alanlarının temizlendiğini söyledi:
“Irak ayağı da Kasım-Aralık 2025 itibarıyla Pençe-Kilit Harekatı bölgesindeki en yoğun çatışma alanlarının tamamen temizlenmesiyle belirli bir noktaya ulaşmıştı. Bu süreç Halep'te ortaya çıkan gelişmelere ve İran savaşına kadar ilerledi.”
Babacan, “Şimdi Irak'ın geri kalanındaki süreci de inşallah tamamlayacağız.” dedi.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE'DEN TERÖRSÜZ BÖLGE HEDEFİNE
Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Lübnan hattının Terörsüz Bölge hedefi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Babacan, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Lübnan hattını; Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefleriyle birlikte ele almamız gerekiyor. Bunu Türkiye Yüzyılı üst stratejik vizyonuna bağlamamızın amacı da budur. Bunu sağladığımızda Türkiye, inşallah kısa süre içinde yepyeni bir ufka yönelecek.”