Sapkın LGBT kavramları çocukları krize sokuyor!
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevki Işıklı, LGBT ve cinsiyet kavramlarıyla ilgili erken yaşta çok fazla içeriğe maruz kalan çocukların, kendilerinden önceki nesillerin yaşamadığı tarzda bir cinsiyet kimliği kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise LGBT taraftarlarının cinsel kimlik ve eşcinselliğin genetik bir temele dayandığı yönündeki görüşlerinin, bu alanda belirleyici bir gen ortaya konulamaması nedeniyle çürüdüğünü söyledi.
Dijitalleşmeyle daha görünür hâle gelen LGBT ve cinsiyet kimliği tartışmaları, çocukların kimlik gelişiminin yanı sıra aile içindeki kadın ve erkek rolleri, annelik, babalık ve akrabalık ilişkileri üzerindeki olası etkileriyle de gündeme geliyor. Sosyal medya algoritmalarının çocukların karşılaştığı içeriklerin belirlenmesinde giderek daha fazla rol üstlenmesi ise ebeveynlerin çocuklarının dijital dünyayla ilişkisini takip etmesini zorlaştırıyor. LGBT ve cinsiyet kimliğine ilişkin dijital içeriklerin çocuklar üzerindeki olası etkilerini değerlendiren Işıklı, geçmişte ebeveynlerin çocukların izlediği ekranı kontrol ederek karşılaştıkları içerikleri daha kolay takip edebildiğini ancak dijitalleşmeyle birlikte enformasyon akışının ve buna bağlı risklerin arttığını belirtti.
Algoritmaların çocukların ilgi duyduğu, konuştuğu ve aradığı konulara ilişkin verileri kullanarak içerik sunduğunu anlatan Işıklı, çocukların cinsiyet kimliği ve rollerine ilişkin yaşlarına uygun şekilde bilgilendirilmesinde sakınca olmadığını, asıl meselenin "bilgilendirme" ile "yönlendirme" arasındaki ayrım olduğunu ifade etti. Işıklı, "LGBT kavramları ve cinsiyet kavramlarıyla ilgili çocukların erken yaşta bu kadar çok içeriğe maruz kalması, çeşitli değişikliklere yol açacak. Bu kontrolün bir kısmını şu anda algoritmalar üstleniyor. Çocuklar kendilerinden önceki nesillerin yaşamadığı tarzda bir cinsiyet kimliği krizine maruz kalabilirler, hatta kalıyorlar. Çünkü çok fazla içeriğe maruz kalıyorlar. Ekosistemde yabancı unsurlar, anne babalarının sahip olmadığı şeyler var. Erken yaşta maruz kalmanın birtakım riskleri var. Çocukları erken kimliklendirme, erken cinsiyet kimliği edinme sürecine sokabilir. Bu yüzden ebeveynlerin bunu takip etmeleri gerekir. Sadece cinsiyetin erken kimliklendirme sürecine girmesi, çocuğu henüz hazır olmadığı bir konuda zihinsel ve psikolojik bir gerilime sokabilir. Kadın ve erkek rolleri şeklindeki geleneksel cinsiyet ayrımını çocuğun zihninde tartışmalı hâle getirebilir." diye konuştu.
Prof. Dr. Şevki Işıklı (Fotoğraf: AA)
"KARARLARINI LGBT'DEN YANA KULLANMALARI GEREKTİĞİ MESAJI VERİLİYOR"
Çocukların farklı dönemlerde farklı şeyler düşünebileceğini ve yeni şeyler deneyebileceğini belirten Işıklı, cinsiyet kimliğini keşfetme sürecinde internet, sosyal medya ya da teknoloji destekli diğer kanallardan tek yönlü enformasyon gelmesinin çocuğu tek bir alana kaydırabileceğini söyledi. Işıklı, şunları kaydetti:
"Özellikle Batı, Amerika kaynaklı dijital platformlarda LGBT konusunda pozitif bir ayrımcılık, bir sponsorluk ya da öne çıkarma olduğunu çok net görebiliyoruz. Bu Netflix'le başlamıştı ama şimdi Hollywood filmleri ve diğer sinema sektörünün tümünde görebiliyoruz. Hepsinde LGBT ile ilgili bir mesaj var. Hâlbuki en yaygın olan toplumda insanların sadece yüzde 3,5'i LGBT'li üyeler. Fakat sanki bu en temel sorunmuş ve en öncelikli insan hakkıymış gibi öne çıkarıp çocukların henüz yetişkin olmadan bu konuda bir tercih yapmaları yahut da kararlarını LGBT'den yana pozitif bir ayrımcılık olarak kullanmaları gerektiği mesajı veriliyor."
Bilim ve teknolojideki gelişmelerin de cinsiyet, aile ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisine değinen Işıklı, gen makaslama ve sentetik biyoloji gibi teknolojilerin hızla geliştiğini, bu gelişmelerle çocuğun cinsiyetinin ve bazı genetik özelliklerinin doğumdan önce belirlenebilir hâle geldiğini anlattı. Işıklı, "Şu anki toplumumuzun, ahlakın, medeniyetimizin tümü her noktada cinsiyetle ilgili normlar, kurallar, yasalar, kriterler ve kavramlar içeriyor. Siz cinsiyetsizleşme gibi ya da çoklu cinsiyetler gibi yahut da akışkan cinsiyetler gibi bütün bunları içine alacak tasarım bebek gibi bir teknolojik trende girerseniz, bu teknolojik trend içinde sizin geleneksel yaşam tarzınızdan, ahlakınızdan, edebiyatınızdan, bilim ve inançlarınızdan geriye bir şey kalmaz. Buna karar vermek zorundayız." değerlendirmesinde bulundu. Ebeveynlerin çocuklarının dijital ortamda karşılaştığı içeriklerden haberdar olması ve onlarla aktif iletişim kurması gerektiğini belirten Işıklı, bu süreçle ebeveynlerin tek başına başa çıkamayacağını, büyük teknoloji şirketleri, bilimsel fon kuruluşları ve bilim politikalarıyla eş güdüm içinde hareket edilmesi gerektiğini belirtti.
"O ÇOCUK İLERİDE PSİKİYATRİK HASTALIK ADAYIDIR"
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da çocukluk döneminde temelleri atılan kimlik gelişiminin ergenlik döneminde belirginleştiğini ifade etti. Cinsel kimliğin yanı sıra etnik, sosyal, kültürel ve dinî kimliklerin de ergenlik döneminde şekillenmeye başladığını belirten Tarhan, çocuğun gelişen ruhunun bu süreçte çevresel etkilerle daha fazla karşı karşıya kaldığını kaydetti. Tarhan, "biyolojik cinsiyet", "cinsel yönelim" ve "toplumsal cinsiyet" kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiğini dile getirerek bu konudaki bilimsel ve toplumsal tartışmaların devam ettiğini anlattı.
Polijenik genlere ilişkin hastalıkların olduğuna dikkati çeken Tarhan, şöyle devam etti:
"'Hastalık olarak değil ama kimlik olarak böyle bir gen var mı?' diye araştırılıyor. Bunu doğrulayan bir genetik çalışma bulunamadı. 'No Gay Gene (Eşcinsel Geni Yok)' diye 2019'da yabancı bir dergi bunu yayımladı. Burada aslında konu daha net anlaşıldı. Şimdi biyolojik cinsiyette gözümüz doğuştan mavi, yeşil, kahverengiyse genetikte, cinsiyette de öyle. LGBT taraftarları, 'Üçüncü cinsiyette de eşcinsellikte de öyledir.' diyorlardı. Gözümüzün renginin ne olacağıyla ilgili gen var ama cinsel kimlik, üçüncü cinsiyete ilişkin gen yok. Kadın ve erkekle ilgili gen ve kromozom var. Böylece 'Doğal bir durumdur. Kadın ve erkek olduğu gibi üçüncü cinsiyetin de geni vardır.' tezi çürümüş oldu. Bu tez çürüdüğü için daha sonra LGBT'de, özellikle psikiyatride oluşmuş konsensüs dağıldı. Bilimsel temeli kalmadı."
Prof. Dr. Tarhan, büyümeyle birlikte çocuğun gelişen ruhunun çevrenin etkisine girmeye başladığına dikkati çekerek, "Çocuğun gelişimine uygun dijital içeriklere maruz kalması gerekiyor. 'Sapkın içerik nedir?' diye düşünürsek, çocuğa zarar veren, gelişimine uygun olmayan içeriktir. İstismarı, zorlamayı, şiddeti, aşağılamayı ve kendine zarar vermeyi normalleştiren içerikler. Çocuklar bunlarla karşı karşıya kalıyor. Şiddeti, aşağılamayı normalleştiriyorsa, bunları gülerek karşılıyorsa çocuk bunu normalleştirir. Normalleştirince bunu doğal kabul eder ve bununla ilgili sınır koyma duygusu gelişmez." diye konuştu. Ailelerin çocukların yanlışlarını normalleştirdiklerinin farkına varamamasının çok büyük hata olduğunu belirten Tarhan, buna sessiz kalındığında çocuğun bunun onay anlamına geldiğini düşündüğüne değindi.
"Çocuğun muhakeme kazanmasını sağlamak gerek"
Tarhan, çocukların bilgileri anne, baba ve yaşadıkları ortamdan öğrendiklerini vurgulayarak, "Çocuk, gelişen ruhunda iyi-kötü, doğru-yanlış, faydalı-faydasız, zararlı-zararsız ayrımını anne-babadan modelleyerek öğreniyor. Bu nedenle çocuğu korumak yalnızca ekranın önüne bir engel koymak, kısıtlamak değildir. Çocuğun muhakeme kazanmasını sağlamak, 'iyi-kötü', 'doğru-yanlış' diye öğretmek gerek." dedi. Medya platformlarının pornografiyi eğlence biçimi olarak sunduğunu dile getiren Tarhan, "Pornografi, zorlama, aşağılama gibi görüntüleri, zarar vermeyi, sağlıksız yeme davranışını normal gibi gösteriyorlar. Böyle olunca da çocuk iyi-kötü, doğru-yanlış sınırlarını muhakeme edemiyor, anlayamıyor." diye konuştu.
Prof. Dr. Tarhan, şunları ifade etti:
"Şu anda LGBT akımının bilimsel temeli kalmamıştır. Tamamen kültürel bir akımdır. Epigenetik mekanizmaları daha önce aile yapıyordu. Şu anda sosyal medya ve dijital platformlar çocuğa kültür aktarımını yapıyor. Eğer bu konuda bir farkındalık geliştirilmezse, özgürlük gibi görüldüğü takdirde çocuk hoşuna giden neyse onu doğru zanneder. Hoşuna giden değil, doğru olan kuralların çocuğa küçük yaştan, özellikle 4-6 yaş arasında verilmesi gerekiyor. Biyolojik cinsiyetiyle barışık olmayan bir çocuk yetiştirirsek o çocuk ileride psikiyatrik hastalık adayıdır."
Prof. Dr. Nevzat Tarhan (Fotoğraf: AA)
Türkiye'de 18 yaşına kadar cinsiyet ameliyatlarının yasaklandığını dile getiren Tarhan, buradaki 18 yaşın bile erken olduğunu kaydetti. Ergenliğin 22 yaşında bittiğine işaret eden Tarhan, "Cinsiyet değişmiyor. Biyolojik olarak mümkün değil. Mevcut cinsiyet iptal oluyor. Onun için cinsiyet değiştirme ameliyatının adı 'cinsiyet iptali ameliyatı' hâline getirilmeli. Bu şekilde isim değişikliği yapılması lazım. Çünkü mücadele edebilmek için kavramların net olması gerekiyor. Net, kararlı ve bilimsel kanıta dayalı çalışmayı eğitim sistemimize de muhakkak yerleştirmek gerekiyor." değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Tarhan, Avrupa'da bu alanda büyük fon desteği sağlandığına ve çalışmalar yürütüldüğüne değinerek Türkiye'deki sosyal politikaların bu tehlikeye karşı netleşmesi gerektiğini anlattı. Batı'da olduğu gibi Türkiye'de de nüfusun durmaya başladığını ifade eden Tarhan, "Bunun sebeplerinden birisi de bu cinsel özgürlük adı altında bizim, yani cinsel karmaşaya gençlerimizi sokmamızdır. 'Evlenmeye gerek var' duygusunu oluşturmamız buradaki sebeplerden birisidir." dedi.
