Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'dan Trump'a Gazze tepkisi: Ciddiye alınmamalı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Başkanı Donald Trump’ın "Gazze’de sürgün" önerisine tepkisini sürdürerek, "Bu türden tekliflerin ciddiye alınması gerektiğini düşünmüyoruz. Bu biraz tarihi bilmemek manasına gelir" dedi. Öte yandan Bakan Fidan "Tehciri kabul etmiyoruz. Uluslararası toplum olarak, bölge ülkeleri olarak, Arap dünyası, İslam dünyası, Avrupa Birliği, Afrika, Güney Amerika, Asya Pasifik; herkes bu konuya kendi muhalefetini yapmaya diplomatik yollardan devam edecek" ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Filistin Televizyonu'na gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Filistin tehcirinden, ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe kadar birçok konuda önemli mesajlar veren Bakan Fidan'ın açıklamalarının tamamı şu şekilde:
SORU: Sayın izleyiciler, bu özel programımıza hoş geldiniz. Konuğumuz Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan. Sayın Bakanım, öncelikle size hoş geldiniz diyoruz, Filistin Televizyonu ekranlarına hoş geldiniz. Vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. İlk olarak şununla başlamak istiyorum. Amerika Başkanı Trump'ın açıklamaları olmuştu. Bizler ve uluslararası toplum diyor ki Türkiye iki devletli çözümü savunan en bariz ülkelerden biri. Fakat Trump'ın son açıklamaları oldukça tehlikeliydi. Filistinlilerin tehcir edilmesiydi söz konusu. Gazze'den Filistinlilerin tehcir edilmesi, yan ülkelere ya da yan bölgelere tehcir edilmesi. Öncelikle bu açıklamaları nasıl buluyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz? İkinci soru olarak da uluslararası toplum sizce bu yönelimlere karşı boyun eğecek mi ve yeni bir tehcirin olmasına müsaade edecek mi? Özellikle birincisi 1948'de yaşanmıştı, ikincisi yaşanacak mı?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan | Fotoğraf: DHA
"FİLİSTİN TEHCİRİ KABUL EDİLEMEZ"
Öncelikle programınıza davet ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Filistin halkına buradan en kalbi muhabbetlerimi, sevgilerimi, saygılarımı da iletmek istiyorum. Filistin tehciri kabul edilemez. Bu türden teklifleri biz ciddiye alınması gerektiğini düşünmüyoruz. Bu biraz tarihi bilmemek, anlamamak manasına gelir. 1948'de Filistinliler bir defa tehcir edildiler. Daha sonra bu sorunun ortadan kalkması için uluslararası toplum, 1967 sınırları temeline dayalı, başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğe haiz bir Filistin Devleti'nin kurulmasıyla İsrail'le yan yana yaşayabilecek iki devletli bir çözümü, aslında formülünü uluslararası toplum ortaya koymuştu. Biz İslam dünyası olarak, Türkiye olarak, Arap dünyası olarak ve uluslararası toplumun kahir ekseriyeti, en son Birleşmiş Milletler'de yapılan oylamaya baktığınız zaman da görürsünüz bunu, bu görüşün arkasında. Dünyada bu görüşün desteklenmesinden daha fazla desteklenen başka bir siyasi proje yok. Fakat ne acıdır ki bu kadar büyük bir genel kabule sahip iki devletli çözüm projesi pratikte hayata geçirilemiyor. Bunun çeşitli sebepleri var biliyorsunuz. Onu belki ilerleyen sorularda konuşuruz ama biz tekrar edecek bir tehciri kabul etmiyoruz. Bunun olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Uluslararası toplum olarak, bölge ülkeleri olarak, Arap dünyası, İslam dünyası, Avrupa Birliği, Afrika, Güney Amerika, Asya Pasifik; herkes bu konuya kendi muhalefetini yapmaya diplomatik yollardan devam edecek.
SORU: Sayın Bakanım, biliyoruz ki bizler şu an bir ateşkes süreci içerisindeyiz Gazze'de. Ateşkes anlaşmasına dair beklentileriniz nedir geleceğe dönük olarak ve sizce bu ateşkes devam edecek mi? Özellikle şöyle açıklamalarınız olmuştu, geçen hafta da şu açıklamadan bahsetmiştiniz: Cani Netanyahu'nun, işgal Başbakanının, rehinelerin serbest bırakılması sonra savaşı tekrar devam ettirebilme ihtimalinden bahsetmiştiniz. Sizce bu mümkün bir senaryo mu?
Şimdi bu senaryo maalesef geçerliliğini koruyan bir senaryo. İnşallah olmaz. Bizim bütün dileğimiz 7 Ekim'den bu yana devam eden soykırımın durması ve ulaşılan ateşkesin devam etmesi, Gazzelilerin tekrar yurtlarına dönmesi, normal hayatlarına başlayabilmeleri. Bu konuda uluslararası toplum olarak elimizden geleni yapıyoruz. Fakat Netanyahu'nun zihni tabii ortada. Zaman zaman kendisi de bunu göstermekten çekinmiyor. Rehineleri kurtardıktan sonra onu tutacak başka hiçbir şey yok. Tutacak sadece uluslararası toplumun gerçekçi bir tavır koyması, yani İsrail'i tamamıyla izolasyon altına alan bir tavır koyması. Biliyorsunuz anlaşmaya garantör olan üç tane devlet var: Mısır, Katar ve Amerika Birleşik Devletleri. Amerika'nın burada İsrail üzerinde bu anlaşmanın hükümlerine tâbi tutacak bir zorlama yapması gerekiyor. Bunun olmadığı bir yerde tekrar Amerika desteğiyle Netanyahu bir savaş başlatırsa Amerika'nın zaten diplere vurmuş olan kredisi daha da fazla dibe vuracak ve uluslararası sistemdeki bu çarpıklık bir krizin devam etmesini sağlayacak.
SORU: Burada Netanyahu'nun ABD ziyareti öncesi açıklamalarına değinmek istiyorum. Şu ihtimalden bahsetmişti: ABD'ye gidip orada Trump'la yeni Orta Doğu haritasını çizmek için gitmeyi düşündüğünü söylemişti. Bu açıklamalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu açıklamalar savaşın yeniden döneceğine dair bir işaret taşıyor mu?
Tarihe baktığımız zaman şunu görürüz: Orta Doğu'daki halklar, onurlu halklar. Bu türden problemli psikolojik tiplerin projelerini çok gördü ve bunlar tarihin çöplüğüne gittiler. Belli bir süre etkilerini korudular mı, korudular. 15 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl. Ama sonuçta tarihin çöplüğüne gömüldüler. Yani Orta Doğu halkları bu projenin de üstesinden gelecek inşallah uzun vadede.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan | Fotoğraf: DHA
SORU: Sayın Bakanım, Türkiye, D8 ülkelerinin Gazze için toplanması çağrısında bulunmuştu ve BM'de İsrail'e silah ambargosu uygulanması için bir çağrıda bulunmuştu. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın da keza adımları olmuştu ve Uluslararası Adalet Divanı'ndaki davaya müdahil olmuştu. Bütün bunları göz önünde bulundurunca, Türkiye'nin bu büyük çabalarını göz önünde bulundururken, Türkiye'nin İsrail'in yargılanmasını sağlamak için yeni diplomatik girişimleri olacak mı sizin düşündüğünüz?
"İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜMÜN GÜNDEMDEN DÜŞMEMESİ GEREKİYOR"
Şu anda diplomatik girişimlerimizi devam ettiriyoruz. Özellikle İslam İşbirliği TeşkilatıArap Ligi'nin oluşturduğu Temas Grubu, biliyorsunuz yedi ülkeden müteşekkil: Dördü Arap, üçü de Arap olmayan ülkelerden müteşekkil. Çalışmalarımız, istişarelerimiz hız kesmeden devam ediyor. Çünkü ateşkes bir aşama getirmişti. Bundan sonra bunu nasıl ileriye taşırız, iki devletli çözümün gündemden düşmemesi gerekiyor bir hız kazanmışken. Çünkü biz bölge halkları olarak bölgemizde Filistin meselesinin nasıl bir istikrarsızlık ve çatışma kaynağı olduğunu en iyi biz biliyoruz. Buna kalıcı bir çözüm getirmenin yolu, hem İsraillilerin hem Filistinlilerin güven içinde yaşayacağı iki devletli bir çözümün hayata geçmesi. Biz buna uluslararası toplum olarak, bölge ülkeleri olarak gerekli her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Bu yöndeki çalışmalarımız devam edecek. Bu konuda çeşitli istişarelerimiz var, projelerimiz var. Önümüzdeki haftalarda, aylarda bunların tek tek hayata geçtiğini göreceksiniz.
SORU: Sayın Bakanım, biliyoruz ki bir buçuk senedir uluslararası camia ve uluslararası toplum çok kasvetli ve çok sert, acı sahnelere şahit olmuştu. Çocuklar annelerini arıyorlar, anneler çocuklarını toprağa veriyorlar, camiler, hastaneler bombardımana maruz kalıyor ve bütün bu insani trajedi olaylarının karşısında uluslararası toplumun bir karşı koyması da söz konusuydu ve bir refleksleri olmuştu. Gazze'de olanlar ya da geçmişte olanlar, bu insani trajedi sizce uluslararası toplumun Gazze davasını desteklemesini ve Filistin davasını desteklemesini artırdı mı sizce? Yoksa daha çalışmaya, çabalamaya gerek var mı?
Birincisi bu kadar şehit, mazlum kadın ve çocuğun şehadeti iki şeyi ortaya çıkardı: Filistin davasına yönelik uluslararası destek ve farkındalık, modern zamanlarda ulaşabileceği en yüksek düzeye ulaştı. Maalesef bu bir soykırım neticesinde oldu. Diğer taraftan, üzülerek söylüyorum ki, uluslararası toplumun kendi yüreklerinde, kafalarında bu kadar karşı çıktığı bir konunun önlenememesi de uluslararası sistemin bozukluğunu ve uluslararası toplumun da acizliğini gösterdi. Şimdi uluslararası toplumun ve uluslararası sistemin, kendi zayıflığını, bozukluğunu, acizliğini gidermek için bazı adımlar atması gerekiyor. Filistin meselesinde bundan sonra atılacak adımlar aslında bunun için iyi bir fırsat. Türkiye olarak biz, bu meselenin adil ve kalıcı bir şekilde çözülmesi için uluslararası topluma gereken çağrıları yapıyoruz. Alınması gereken bir inisiyatif varsa bunu almaya devam ediyoruz. Siyasi alanda, diplomatik alanda, insani yardım alanlarında; açıktan, kapalı ne gerekiyorsa. Hep defaatle ifade ettik, Cumhurbaşkanımız da bu konuda çok hassas. Bölgede 67 sınırlarına dayalı iki devletli bir çözümün hayata geçmesi hem bölge ülkelerini rahatlatacak, hem Filistinlilerin onurlu bir devlet kurma hakkını iade edecek, hem de küresel çatışma riskini azaltacak. Şimdi bu türden bir kalıcı iyiliğin karşısında olan zihin şeytanî bir zihindir, ona çok dikkatle bakmak lazım. Bu sadece bir bölgesel problem değil, insanlığın tamamını tehdit eden bir zihinle karşı karşıya olduğumuzu da aslında burada vurgulamak gerekiyor. Bence insanlık vicdanı bu zihni görüyor, bu zihni okuyor, bu zihnin neyi murad ettiğini, neyi amaçladığını anlıyor ve ona göre de bir karşı duruş var. Hatırlarsanız en son Birleşmiş Milletler'de Filistin ile ilgili yapılan oylamada 145'ten fazla oy almıştı. Bu muazzam bir destek. Bu desteğin inşallah biz fiiliyatta da hayata geçeceğini düşünüyoruz.


