Mütefekkir Ömer Tuğrul İnançer vefatının 4. yılında anılıyor: Tasavvuf ve musikiyle geçen ömür
Yazar, mütefekkir ve musiki üstadı Ömer Tuğrul İnançer, vefatının 4. yılında hayatı, düşünceleri ve tasavvuf anlayışıyla anılıyor. İnançer'in ilim yolculuğu, musikideki çalışmaları ve sevgi merkezli yaklaşımı geride bıraktığı manevi mirasın önemli parçaları arasında yer alıyor.
Yazar, mütefekkir ve musiki üstadı Ömer Tuğrul İnançer, vefatının üzerinden geçen zamana rağmen ilmi, nezaketi ve gönüllere dokunan sohbetleriyle anılmaya devam ediyor.
21. yüzyıl İslam tasavvuf geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan ve 4 Eylül 2022'de aramızdan ayrılan İnançer, geride bıraktığı paha biçilemez eserler ve "sevgi" üzerine kurulu hayat felsefesiyle insanlığa rehberlik etmeyi sürdürüyor.
TEFEKKÜRÜN TUĞLALARI: KAVRAMLAR VE KELİMELER
Ömer Tuğrul İnançer, düşüncenin gelişimini dilin zenginliğine bağlayarak, "Bir insan ve bir toplum ne kadar çok kelime ile konuşuyorsa o kadar çok düşünme yeteneği gelişmiştir. Çünkü tefekkürün tuğlaları kavramlardır. Kavramlar kelimelerle ifade edilir" ifadelerini kullanarak dil ve düşünce arasındaki kopmaz bağa dikkat çekmişti.
400 YILLIK BİR ÇINAR: BURSA'DAN İSTANBUL'A UZANAN KÖKLER
Tarihe kök salmış bir ailenin ferdi olan İnançer, soyunun dayandığı derin geçmişi, "Hakkı Bursevi hazretlerine kadar iki sülale belli olarak 400 senelik bir ailenin çocuğuyum" sözleriyle aktardı. 1946 yılında Bursa'da doğan ancak İstanbul ile her daim kuvvetli bir bağ kuran usta isim, çocukluk yıllarını ve İstanbul sevgisini, "Annem İstanbullu... Kasımpaşa, Fatih, Bakırköy dolayısıyla ben bütün tatilleri İstanbul'da geçirerek İstanbul'da büyüdüm. Bakırköy'de anneannemin evinde" cümleleriyle dile getirmişti.
DEDESİNİN KÜTÜPHANESİNDEN DOĞAN İLİM AŞKI
İnançer'in ilim yolculuğu, dedesinin kütüphanesindeki paha biçilemez eserlerle başladı. Servet-i Fünun dönemine tanıklık eden bir aile mirasına sahip olduğunu belirten İnançer, "11-12 yaşındaydım, dedem göçtüğü zaman orada müstakil evde kütüphane vardı. Çoğu eski Türkçe... Çünkü Servet-i Fünun Dergisi'nin basıldığı Matbaa-ı Hayriye'nin sahibi, Tevfik Fikret Bey, Abdülhak Hamid Bey gibi arkadaşları olan bir zat" diyerek Matbaa-ı Hayriye isminin de dedesi Hayrettin Bey'den geldiğini, "Hatta matbaanın adı bile Matbaa-ı Hayriye... Çünkü büyük pederin adı Hayrettin" sözleriyle ifade etti.
MUSİKİ İLE KESİŞEN YOLLAR VE TASAVVUFUN DERUNU
Hukuk eğitimi alırken musiki ve tarih çalışmalarını hiç bırakmayan İnançer'in sanatçı Ahmet Özhan ile dostluğu da bu yıllarda başladı. Ahmet Özhan, 1967 yılındaki o ilk karşılaşmayı, "1967 senesinde Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne gitmem icap ediyordu, o gün kapıyı çaldım ve kapıyı açan Tuğrul Bey'di. Ben 17 yaşındaydım, o 21 yaşındaydı" sözleriyle anlattı. İnançer ise musikinin kendisindeki derin karşılığını, "İstanbul'a gelince Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne katıldım. Orada hâlâ içimden bir şey dürtüyor. Ya bu musiki çok yüksek bir şey... Kurcalaya kurcalaya tasavvuf ehli olan müzisyenleri buldum" ifadeleriyle aktardı.