Haluk Levent'in ortağı Aytaç Ağdağ tutuklandı! Yardım paralarını sinemada kullanmışlar
Ahbap soruşturmasının beşinci dalga operasyonunda Haluk Levent ile ortaklık kuran film yapımcısı Aytaç Ağdağ tutuklandı. Soruşturmada bağışçılardan toplanan yardım paralarının sinema sektörüne aktarıldığı ve 70 milyon lirayı bulan para trafiğinin bulunduğu iddia edildi. Ağdağ ile Levent'in müzik yapımcılığından sinemaya uzanan uzun yıllara dayalı iş birliğinin detayları da ortaya çıktı.
Ahbap soruşturmasının beşinci operasyonunda dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. Sinema dünyasının tanınan yapımcılarından Aytaç Ağdağ soruşturma kapsamında tutuklanırken, Haluk Levent ile geçmişe uzanan iş bağlantıları da gündeme geldi. Soruşturmaya ilişkin kamuoyuna yansıyan iddialarda bağışçılardan toplanan yardım paralarının sinema sektörüne aktarıldığı ve 70 milyon lirayı bulan bir para trafiğinin bulunduğu öne sürüldü. Sabah Gazetesi yazarı Funda Karayel, "Haluk Levent ile film yapımcısı Ağdağ nasıl bir araya geldi?" başlıklı yazısında dikkat çeken ayrıntılara yer verdi. İşte Karayel'in yazısının tamamı:
Şarkıcı Haluk Levent, kurucusu olduğu Ahbap Derneği'nin yardım paralarıyla kumar oynadığı ve bağışları usulsüz bir şekilde kullandığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Ahbap soruşturmasının beşinci dalgasında yine çok konuşulacak detaylar yer aldı. Sinema dünyasının tanıdığı bir yapımcı olan Aytaç Ağdağ, bu soruşturma kapsamında tutuklandı. Gelin, Ağdağ ile Levent'in iş birliklerini hep birlikte inceleyelim…
Aytaç Ağdağ, aslında sektöre ilk olarak müzik yapımcılığıyla atıldı. Yolu Haluk Levent ile kesişen Ağdağ, şarkıcıyla birçok konsere imza attı. Birlikte birçok organizasyonda uzun vadede çalışma arkadaşlığı yapıyorlar.
Ağdağ, Aytaç Medya'nın kuruluş hikayesini anlatırken de açıkça bu ortaklıktan bahsediyor:
"Haluk Levent ile bir araya geldik. Önce müzik yapımcılığı yaptık. Ardından da sinema sektörüne geçtik."
ORTAK İŞLERİ ÇOK
Ağdağ, müziğin ardından yapımcılıkta da birçok işe imza atıyor. 'Dilberay', 'Aşk Yolunda', 'Mahlukat', 'Üçlü Pürüz', 'Güven Bana', 'Efsane' ve 'Cem Karaca'nın Gözyaşları' gibi filmlerin yapımcılığında yer alıyor. Hatta 'Dilberay' filmi için reklamlarla birlikte 20 milyon liranın üzerinde bütçe harcadıklarını ifade ediyor.
Yani bugün karşımıza çıkan tabloda Haluk Levent ile Aytaç Ağdağ'ın iş bağlantısı net bir şekilde görülüyor. Hem de uzun yıllar öncesine ait bir ilişki söz konusu. Aytaç Medya'nın kendi resmi sitesi de bugün hala Levent'in 'Vasiyet' albümünü kendi bünyesindeki müzik projeleri arasında gösteriyor. Bir diğer dikkat çeken nokta ise Üçlü Pürüz filmi. Yapımcılar Selçuk Aydemir ve Aytaç Ağdağ. Haluk Levent ise bu projede oyuncu olarak yer alıyor. Aytaç Medya'nın resmi künyesinde de bu isimler aynen bu şekilde geçiyor.
Şimdi gelelim herkesin konuştuğu o büyük rakamlara. Soruşturmayla ilgili kamuoyuna yansıyan iddialarda çok yüksek miktarlardaki para trafiğinden söz ediliyor. 70 milyonu bulan bir para trafiği söz konusu. Yani birçok kişinin güvenerek kendi bütçesinden artırarak yaptığı bağışlar sinema sektörüne gidiyor. Tabii bu konuda deliller, para akışına dair raporlar mahkemede değerlendirilecek ve hepsi açık bir şekilde ortaya çıkacak. İlerleyen günlerde hepsini daha iyi anlayacağız…
OYUNCULARLA TANIŞMAK İÇİN FİLM ÇEKİYORLAR!
Bir süredir aynı şeyi söylüyorum. Sinema dünyası sandığımız kadar masum değil. Mesele sadece kötü film değil. Mesele paranın nereden geldiği, kimin neden yapımcı olduğu ve bu sistemin neden bu kadar az sorgulandığı. Türkiye'de son yıllarda tuhaf bir şey oluyor. Herkes yapımcı olmuş durumda. Bir bakıyorsunuz inşaatçı yapımcı oluyor, araba galericisi yapımcı oluyor.
İnsan ister istemez soruyor: Bu insanlar gerçekten sinema yapmak için mi yapımcı oluyor, yoksa sinema dünyasına girmek için mi film yapıyor? Çünkü yapımcılık artık bazıları için filmin yaratıcı ve finansal sorumluluğunu üstlenmekten çok başka bir sosyal çevreye giriş bileti gibi görünmeye başladı. Bir film yapıyorsunuz. Bütçesi ne? Bilmiyoruz. Paranın kaynağı ne? Çoğu zaman kamuoyu bilmiyor. Gerçek prodüksiyon maliyeti ne? O da net değil.
Asıl konuşmamız gereken yer burası. Bir milyonluk film nasıl 20 milyon oluyor? Sektörde yıllardır dolaşan en büyük soru işaretlerinden biri bütçe meselesi. Bir filmin gerçek maliyeti nedir? Oyuncu ücretleri ne kadar? Set maliyetleri ne kadar? Post prodüksiyon ne kadar? Pazarlama ne kadar? Dağıtım ne kadar? Ve en önemlisi filmin üzerinde görünen bütçe ile gerçekten harcanan para arasında nasıl bir denetim var?
Birileri "Bu filme 20 milyon harcadık" diyebilir. Peki gerçekten 20 milyon harcandı mı? Son yıllarda çekilen filmler üzerinden çok büyük paralar konuşuluyor. Ama bazen o büyük paraların karşılığında ortaya çıkan işin kalitesine bakıyorsunuz ve "Acaba bu para nereye gitti?" diyorsunuz. Bunu sadece ben değil, sektörün profesyonelleri de söylüyor. Bu bütçeleri en iyi bilen kişiler, inşaatçı yapımcı olduysa filmine harcanan para için "Çok da konuşulduğu gibi görünmüyor" diyor.
DAHA ŞEFFAF OLMALI
İnşaatçı için "Bu oyuncularla tanışmak için bu sektöre girmiş?" diyenler de var. Türk sineması ne zamandan beri ünlü oyuncularla tanışma kulübü haline geldi? Gerçekten böyle bir şey olabilir mi? Kimseyi suçlamıyorum, tam tersine sistemin kendisini sorgulamadan edemiyorum. Herkes yapımcı olabilir mi? Elbette olabilir, sermayesi olan herkes film yapabilir.
Hatta sektörün dışından gelen insanların yeni fikirler getirmesi son derece değerlidir. Sorun bu değil. Sorun, sinema bilgisi olmadan sinema sermayesinin güç haline gelmesi, kötüye kullanılması, hesap verilebilirliğin olmaması. Sinema ekonomisinin tamamında şeffaflık meselesini konuşmamız gerekiyor. Sinemanın ihtiyacı daha fazla yapımcı değil, daha şeffaf yapımcı. Daha fazla para değil, paranın nereye gittiğini bilen bir sistem.