A Haber - Haberler, Son Dakika Haberleri, A Haber Canlı Yayın
10 Ocak 2026, Cumartesi
  • CANLI YAYIN
  • Ziraat Türkiye Kupasi
  • TÜM MANŞETLER
  • SON DAKİKA
  • ÖZEL HABER
  • VİDEO
      • Programlar
      • Gündem
      • Yaşam
      • Dünya
      • Spor
      • Ekonomi
      • Kültür Sanat
      • Teknoloji
      • Otomobil
      Özel Video Arşivden Çıkan Gerçek Haber Özel Melih Altınok ile Sebep Sonuç Satır Arası Memleket Meselesi Canan Barlas ile Gündem Toplumsal Hafıza 15 Temmuz Bir insan bir hikaye Belgesel Kuşağı Klipler Portre Erkan Tan İle Sabah Ajansı Unutma Hatırla Perde Arkası Arka Plan Banu El İle Ajans Haktan Uysal İle A Haber'de Bugün Aklın Yolu Dünya Atlası
  • GALERİ
  • GÜNDEM
  • EKONOMİ
  • YAŞAM
  • DÜNYA
  • SPOR
  • ÖZEL HABER
  • MAGAZİN
  • VİRAL
  • ANALİZ
  • YAZARLAR
  • CANLI TV
    • Tv Yayınları
      • A Haber
      • A Spor
      • A Para
      • Vav TV
      • A News
      • ATV
      • A2TV
      • Minika Go
      • Minika Çocuk
      Radyo Yayınları
      • A Haber Radyo
      • A Spor Radyo
      • A Para Radyo
      • A News Radio
      • Radyo Turkuvaz
      • Turkuvaz Romantik
      • Turkuvaz Efsane
      • Vav Radyo
      • Radyo Soft
      • Radyo Energy
      • Turkuvaz Anadolu
      • Turkuvaz Musiki
      • Turkuvaz Nostalji
  • CANLI TV
    • TV YAYINLARI
      • A Haber
      • A Spor
      • A Para
      • Vav TV
      • A News
      • ATV
      • A2TV
      • Minika Go
      • Minika Çocuk
    • RADYO YAYINLARI
      • A Haber Radyo
      • A Spor Radyo
      • A Para Radyo
      • A News Radio
      • Radyo Turkuvaz
      • Turkuvaz Romantik
      • Turkuvaz Efsane
      • Vav Radyo
      • Radyo Soft
      • Radyo Energy
      • Turkuvaz Anadolu
      • Turkuvaz Musiki
      • Turkuvaz Nostalji
  • RESMİ İLAN
  • KLİPLER
  • ÖZEL VİDEO
  • A HABER RADYO
  • NAMAZ VAKİTLERİ
  • DİZİLER
    • Eski Diziler
      • Gül Masalı
      • Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz
      • Adı Sevgi
      • Kalp Yarası
      • Hercai
      • Beni Bırakma
      • Canevim
      • Gel Dese Aşk
      • Gençliğim Eyvah
      • Sen Anlat Karadeniz
      • Kimse Bilmez
      • Akıncı
      • Baş Belası
      • Bozkır Arslanı Celaleddin
      • İkimizin Sırrı
      • Maraşlı
      • Hakim
      • Bir Zamanlar Çukurova
      Kuruluş Osman
      Bir Gece Masalı
      Can Borcu
      Zembilli
      Kardelenler
      Sustalı Ceylan
      Başka Bir Gün
  • atv PROGRAMLARI
    • Müge Anlı ile Tatlı Sert Esra Erol' da Kim Milyoner Olmak İster
  • DİĞER
    • Son Dakika Özel Haber Özel Video Memurlar Yaşam Eğitim Magazin Viral Sağlık Televizyon Teknoloji Otomobil Din Tarih Klipler Analiz Portre Yazarlar
      Galeri Adem Soytekin’den İmamoğlu itirafı: Müteahhitlerden 30 milyon lira istedi Köpekler gizlice dinleyerek öğreniyor! Kelime tanıma başarıları yüzde 80 çıktı Kıyafetlerinizi metal askıdan kurtarın! Hem deliyor hem pas lekesi yapıyor A101 Haftanın Yıldızları 10-16 Ocak kataloğu çıktı! Toz deterjanda yüzde 50 indirim ChatGPT Health nedir, nasıl kullanılır? Tahlil yorumluyor, randevuya hazırlıyor Adana’da kan donduran takip! Boşanma aşamasındaki eşine trafikte saldırdı Bir babanın gizemli hayatı! Gizli Karargah filmi bu akşam atv’de: Konusu ve oyuncuları Fenerbahçe’de En-Nesyri için İngiliz devi devrede! İşte o takım...
      RSS Künye Frekanslar Arşiv Yayın Akışı Gizlilik Bildirimi Ziraat Türkiye Kupası Bize Ulaşın
  • BİZE ULAŞIN

A Haber’i
Sosyal Medyada Takip Edin

  • Apple iTunes
  • Google Play
  • Huawei App Gallery
  • Bize Ulaşın
  • Künye/İletişim
  • Veri Politikası
  • Gizlilik Bildirimi
Copyright © 2024 Tüm hakları saklıdır.
Haberler Ekonomi Haberleri Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz'dan açıklama geldi

Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz'dan açıklama geldi

ahaber.com.tr Haber Merkezi
Giriş: 09.01.2026 10:01 Güncelleme: 09.01.2026 10:05
Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yaptığı açıklamada 2026 enflasyon beklentilerinin yüzde 16 olduğunun altını çizerken ekonomiye yönelik önemli mesajlar verdi. Belediyelerin kaynakları verimli kullanması gerektiğinin de altını çizen Yılmaz, kurumların ilk olarak asli işlerini yapması gerektiğini söyledi. Yılmaz, BES düzenlenmesine ilişkin de konuşurken "Yüzde 30'dan 20'ye düşürülmesi teşvik edilmediği anlamına gelmiyor BES’in, yüzde 20 de oldukça iyi bir teşvik aslında." ifadelerini kullandı. Öte yandan vergi yapılanmasına yönelik taleplere ilişkin konuşan Yılmaz böyle bir düzenlemenin gündemde olmadığını ifade ederken "Düzenli ödeme alışkanlığının toplumumuza yerleşmesi gerekiyor." dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ekonomi gündmeine ilişkin açıklamalarda bulundu.

FAİZLERDE DÜŞÜŞ OLUNCA TL'DEN ÇIKIŞ OLUR MU?

Bu nasıl olduğuna bağlı. Enflasyon düşüyorken faizleri indirdiğinizde reel faizler malum önemli olan burada reel faizler. Enflasyon düşüyorken faizleri de düşürmeniz reel faizi etkileyecek bir husus değil, dolayısıyla burada böyle bir etki beklemiyoruz… Sağlıklı bir şekilde enflasyonun düştüğü bir ortamda faizler de düşüyorsa, bu TL'den çıkışı getirmez, böyle bir sıkıntı olacağını zannetmiyoruz ve beklemiyoruz. Dolayısıyla böyle dolara, altına bir yönelim gibi bir şeyi faizlerin düşmesiyle beklemiyoruz, çünkü enflasyon da düşüyor. Burada tek başına faize bakmamanız lazım, reel faize bakmanızda fayda var diye ifade etmek istiyorum.

KIYMETLİ MADEN TAKİP SİSTEMİ

Bu altın kıymetli maden takip sistemi, burada sistemde herhangi bir değişiklik, köklü bir farklı bir şey yok. Sadece parasal ödemelerde, aktarımlarda bankacılık sisteminin kullanılması söz konusu. Bu da kayıtlılık anlamında yapılan bir düzenleme. Buradan böyle farklı etkiler beklemiyoruz doğrusu.

Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi

KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ YENİ YIL DEĞERLEMELERİ…

Kredi değerlendirme konularına gelecek olursak, yeni yılda onu göreceğiz tabii. Ama az önce de ifade ettim, Türkiye'nin risk göstergelerinde önemli iyileşme var, cari açığında önemli iyileşme var, bütçe performansında önemli iyileşmeler, rezervlerinde önemli iyileştirmeler, dolayısıyla bunların doğal olarak kredi değerlendirmelerine de yansımasını bekliyoruz.

STOPAJ DÜZENLEMESİ

Stopajla ilgili bir değişiklik, bir karar yok şu anda.

ENFLASYON HEDEFİ VE OVP GÜNCELLEMESİ

Bir defa gelecek yıl dediğimiz gibi OVP'de hedef yüzde 16. Yalnız bu yüzde 16 aralıkla birlikte veriliyor biliyorsunuz, 13-19 aralığı. Buna biz pratik bir şekilde yüzde 20'nin altını hedefliyoruz diye ifade ediyoruz doğrusu. Dolayısıyla orada 16 dediğimizin bir aralığı var, 19'la 13 aralığında bir rakama ulaşabilirsek hedefi tam olarak tutturmuşuz demektir. Dolayısıyla biz de yüzde 20'nin altı derken bunu ifade etmiş oluyoruz. Burada bir güncelleme ihtiyacı şu anda görmüyoruz doğrusu. Ocak ayında ve izleyen aylardaki eğilimler buradaki gidişatı daha netleştirecektir.

Beklentiler şu anda dediğiniz gibi yüzde 23 küsur, bir miktar onun üzerinde, ama bu ilk çeyrekte sağlayacağımız enflasyondaki iyileşmenin beklentilere de yansıyacağını bekliyoruz. Yani beklentiler de sabit değil malum, onlar da dinamik. Dolayısıyla bu ilk çeyrekteki enflasyon performansının beklentiler ve de daha fazla yansımasını bekliyoruz. Dolayısıyla şu an itibariyle böyle bir güncelleme gündemimiz yok.

Regülasyonlar normalleşme, şimdi regülasyonlarda elbette zaman içinde finansal piyasalar rahatladıkça, belli mesafeler alındıkça düzenlemelerde daha bir normalleşmeye geçiş beklenmesi gereken bir durum, ancak bir es gibi bir şey söz konusu değil, es verme diye bir şey programımızda söz konusu değil. Programda ince ayarlar her zaman yapılabilir. Bütün programlar dinamiktir, gelişen şartlara göre, ihtiyaçlara göre ince ayarlar -yönetim bunun için var- her zaman yapılabilir, ama programımızın esasında hiçbir şekilde bir es verme, duraksama söz konusu değil. Dolayısıyla programımızı biz kararlı bir şekilde uygulamaya devam edeceğiz.

Kalibrasyonlar olabilir dediğim gibi, ince ayarlar olabilir, burada da esas ana fikir şu olur diye ifade etmek isterim: Üretimi, yatırımı, ihracatı daha fazla destekleme, tüketimi bir miktar daha ılımlı hale getirme yönünde olabilir bu tür yapacağımız kalibrasyonlar. Yoksa programın toplam büyüklüğü açısından bir gevşeme bilme söz konusu olmaz.

Şimdi enflasyonla mücadelede 45 puana yakın bir düşüş söz konusu, ama tam arzu ettiğimiz yerde miyiz? Az önce de söyledim, tabii ki 20'li rakamları hedefliyorduk biz ama, 30'un bir miktar üzerinde kaldık. Ama onun da en önemli sebebi, tarım sektöründe yaşadıklarımız. Tarımsal etki olmasa muhtemelen bugün çok daha olumlu bir rakamı konuşuyor olacaktık.

Bir de bu hizmet sektörlerinde eğitim ve kira başta olmak üzere yaşadıklarımız.

Eğitimle ilgili şunu söylemek isterim: Ekonomik, bir de sosyal tarafına bakmamız lazım. Özel okullarda büyük bir artış oldu, bu toplumun yüzde 10'unu ilgilendiriyor, yani yüzde 90 devletin biliyorsunuz parasız eğitim okulları var, imkanları var üniversitelerimiz dahil olmak üzere. Dünyada çok fazla böyle ülke de yok onu da söyleyeyim, üniversite dahil parasız olan, ders kitaplarını masaya koyan çok fazla ülke yok, Türkiye'de parasız. Yüzde 90 nüfusumuz bu parasız sistemi kullanıyor, dolayısıyla eğitimdeki enflasyon dediğimizde toplumun yüzde 10'unu aslında ilgilendiren bir konu, ama manşet enflasyonu yukarıya çekiyor tabii.

Diğer taraftan esas tabii kira gibi enflasyona önemli etkiler yapan kalemler var. Orada daha geniş bir kesimi ilgilendiriyor, yüzde 27, toplumun yüzde 27'si kirada, yüzde 57 ev sahibi, yüzde 15 bir şekilde kira ödemeden evde oturan, işte annesinin, babasının, yakının vesaire, bir şekilde kira ödemeyen yüzde 15 nüfus var ve kiracı yüzde 27. Dolayısıyla özellikle metropollerde bu konu daha ciddi bir mesele. Bu kirada bir geçmişte limit konmuştu biliyorsunuz, o limitin telafi edildiği bir süreç de yaşadık bir miktar, şu anda o artık telafi mekanizması geride kaldı diyebiliriz. Önümüzdeki perspektifte daha olumlu bir beklentimiz var, bu konut arzıyla da birlikte, sosyal konutla birlikte orada da daha olumlu bir perspektifimiz var.

TÜİK'in açıkladığı son rakama baktığımızda, bir önceki yıla göre ev sahipliğinin bir puan arttığını görüyoruz, yani kiracı oranının bir puan azaldığını, 28'di 2023 için, 2024'de 27'ye düştü kiracı oranı. Muhtemelen bu deprem konutlarının tamamlanıp devreye girmesiyle bağlantılı. Önümüzdeki süreçte yine konut arzıyla birlikte daha olumlu bir perspektif bekliyoruz.

Çok daha hızlı enflasyon düşürülemez mi? Büyümeyi, istihdamı, diğer sosyal dengeleri gözden çıkarıp sadece ve sadece hızla enflasyonu düşürelim derseniz, tabii ki bu mümkün. Ama bunun doğuracağı büyük sosyal ve ekonomik maliyetler var. Dolayısıyla biz bu süreci hem ekonomik, sosyal etkileriyle birlikte ele alıyoruz ve kademeli bir şekilde bir düşüş trendi içinde enflasyon. Geldiğimiz nokta önemli bir nokta diye inanıyorum. 2025'te yaşadığımız birtakım olumsuz koşulların ortadan kalkması, hizmet enflasyondaki katılıkların kırılması, beklentilerdeki iyileşme süreci 2026 hedeflerimizi gerçekçi hale getiriyor diye düşünüyorum.

Diğer taraftan bu enflasyonla ilgili olarak niye daha hızlı gitme diye bir cevap da şu olabilir: Şirketler de, hane halkları da özellikle hassas kesimler bu işlerden daha az etkilenerek bunu başarmak için böyle bir tasarım yaptığımız ifade edebiliriz.

Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi

EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI

Emekli aylığı konusu, biliyorsunuz bu artışlar aslında kural bazlı yapılıyor. Hem SSK için hem Emekli Sandığı için kural bazlı artışlar kendiliğinden gerçekleşiyor, orada bir kanuni düzenleme yapma ihtiyacımız yok, kanunlarımız zaten nasıl yapılacağını tarif etmiş. Dolayısıyla kendiliğinden bir hesaplamayla otomatik olarak tabiri caizse orada artışlar oluyor. Tartışma konusu olan en düşük emekli aylığı dediğimiz mesele. Aslında sosyal güvenlik sistemlerinde en düşük emeklilik diye bir kavram olmaz. Bu biraz bizim sistemimize özgü bir durum. 2018'de yanlış hatırlamıyorsam meclisimiz bir kanunla bunu getirdi. Bu biraz sosyal politika aslında, yani sosyal güvenlik sistemi politikasından ziyade biz sosyal politika olarak devreye girmiş bir mekanizma. Dolayısıyla bu kanun gerektiriyor. Otomatik bir sistem değil, bir kanuni düzenlemeyle ancak burada bir değişikliğe gidebiliyorsunuz. Diğeri prime dayalı bir sistem, kurala dayalı bir artış, orada bir tartışma yok zaten. Esas tartışma bu asgari ne kadar olsun meselesi. Bu bir sosyal boyutu olan bir mesele dediğim gibi. Burada hiçbir şey yapmazsanız, düzenleme yapmazsanız kök ücret dediğimiz ücretler var, yani prime dayalı belirlenmiş ücret demek kök ücret. Onda enflasyon kadar artışlar oluyor. Asgari verilen emekliyi aşmazsa orada enflasyonla gelen artış, bu durumda o emeklilerimiz hiç artış alamamış duruma düşebiliyorlar. Dolayısıyla bunu ortadan kaldırmak için bir kanuni düzenleme yapma kararımız var. Bu konuda dediğiniz gibi hükümet olarak da meclis grubu olarak da çalışma yürütüyoruz. Çeşitli toplantılar da yaptık.

Biz hükümet olarak ne yapıyoruz? Burada takdir meclisin elbette, bizim yaptığımız bu işin etki analizini ortaya koymak, işte kaç kişi ne yapılırsa kaç kişi etkilenir, bütçeye etkisi ne olur, bütçe içindeki tavanlarımız, imkanlarımız nelerdir bunları değerlendirme noktasında Hazine Maliye Bakanlığımız, Çalışma Bakanlığımızla birlikte bu değerlendirmeleri yapmış durumdayız ve meclis grubumuzla paylaşmış durumdayız. Dolayısıyla bundan sonraki süreci meclis grubundan takip etmenizde fayda var diye düşünüyorum. Burada bir düzenleme yapılacağını ifade edebilirim ancak bu düzenleme bütçe imkanlarımız çerçevesinde, bütçelerimiz dengelerimiz gözetilerek elbette yapılacak bir düzenleme olacak ve makul bir seviyede emeklilerimizi hiçbir şekilde onlara duyarsız kalmadan ama bütçe dengelerimizi de hiçbir şekilde bozmadan, buna zarar vermeden bir optimum noktada bir karar oluşmasını bekliyoruz. Bu sonuçta meclisimiz yapacağı bir düzenleme. Grup Başkanımız Abdullah Güler Beyin kısa bir süre içinde bir paket olarak herhalde bunu açıklayacak bir maddesi de olacak ama bu biliyorsunuz çeşitli kanunlarda değişiklik yapılan düzenlemelerle oluyor genelde bu tür kararın düzenlemeleri. Sayın Başkanımız, Grup Başkanımız bunu sizlerle bu hazırlığını tamamladığı zaman paylaşacaktır, onu beklememizde fayda var diye düşünüyorum.

SSK, BAĞ-KUR VE MEMUR EMEKLİSİ ARASINDA OLUŞTUĞU İDDİA EDİLEN MAAŞ FARKLARI…

Şöyle: Emekli sandığı ve SSK dediğimiz gibi yılbaşında SSK enflasyon farkı kadar alıyor. Emekli sandığı toplu sözleşme ve enflasyon farkı almış oluyor. Yıl ortasında ise dolayısıyla yılbaşında emekli sandığı daha yüksek oluyor genelde. SSK artışı enflasyon oranında oluyor. Emekli sandığı bir miktar enflasyonun üstünde gerçekleşiyor. Yıl ortasında ise genellikle tersi bir tablo olabiliyor. Yani bu sefer SSK daha yüksek alıyor işte yıl ortasındaki şeylerde, emekli sandığı daha düşük oluyor. Yılın geneline baktığınızda daha dengeli bir yapı oluşuyor. Yani sadece bu altı ayda bir olduğu için sadece yılbaşındakine bakmamak gerekir. Yıl ortasıyla birlikte yıllık etkiye bakıp oradaki dengeyi öyle görmekte fayda var.

İşin her halükarda özü prim tabii ki. Sosyal güvenlik sistemlerinde bütün dünyada ne kadar prim ödemişseniz, ne kadar uzun süreli çalışmışsanız o kadar yansıması olur. Bu asgari dediğimiz emeklilik de oradan kaynaklanıyor aslında. Yani geçmişte çok fazla prim ödeyememiş diyelim insanlarımızın sonra bir şekilde emekli olmuş, ama çok fazla bir prim ödemesi olmayınca aldığı emekli ücreti de ona göre daha düşük seviyede kalıyor. Sosyal güvenliğin özü prime dayalı sistemdir. Ama bir taraftan da sosyal politika dediğimiz bir şey var. Dolayısıyla biz asgari derken sosyal güvenlik sistemi perspektifinde yapmıyoruz. Biz sosyal politika uygulaması olarak öyle bir uygulama yapmış oluyoruz.

Bir sosyal destek sistemimizde de yeni bir hazırlığımız var. İnşallah o hazırlığı daha entegre bir sosyal destek mekanizması geliştirme, onu hayata geçirirsek belki bu tür uygulamalara hiç ihtiyaç kalmayacak. Yani daha entegre bir sosyal destek, aile odaklı bütün destek sistemlerini entegre eden yeni bir yaklaşımı hayata geçirdiğimiz zaman sosyal güvenlik üzerinden bir sosyal politika ihtiyacı da belki de kalmamış olacak. Daha odaklı bir çalışma yapma imkânımız olacak. Bugünkü sistemde bir ayrım yapamıyoruz. En düşük emekli aylığı alan insanlardan bir kısmı belki hali vakti yerinde insanlar da olabilir. Ama biz bu ayrımı yapamıyoruz. Herkese vermek zorundayız o asgari ücreti arttırırken. Ama bir sosyal destek mekanizmasıyla bunu yaptığımızda gerçekten ihtiyacı olanlara odaklanmış bir destek yapmamız mümkün hale gelecek. Onu belki ileride daha detaylı konuşuruz. Biraz olgunlaştırmaya çalışıyoruz o konuları.

Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi

DAHA ETKİLİ BİR İLETİŞİM İHTİYACI VAR PEKİ BU İLETİŞİMİ KİM YAPACAK?

Çok kısa, hepimiz yani. Hepimize görev düşüyor, kurumlara da görev düşüyor. Reel sektörün çatı kuruluşlarına da görev düşüyor bence. İşte bugün burada yaptığımız da belki bunun bir parçası. Dolayısıyla bütün bakanlarımızın, bakanlıklarımızın, yine özel sektör çatı kuruluşlarının bunu yapması önemli. Sosyal bilimlerde bir kavram var, self-fulfilling prophecy diyorlar. Kendini gerçekleştiren kehanet. Şimdi herkes yarın şöyle bir şey olacak diye beklediğinde olmayacak bir şey ise bile oluyor. Dolayısıyla bu beklentileri iyileştirmek bu anlamda çok kıymetli. Burada yanlış anlamayın, iyi bir düzelme de var bakın, 12.8 puan düşmüş. Yani tamamen hani bir olumsuzluk söz konusu değil, ama arzu ettiğimiz yerde değiliz henüz. Trend aşağıya doğru. Bu güzel bir şey. Bunu daha da hızlandırmamız lazım, o anlamda söylüyorum. Bütün dünyada da bir iletişim açığı var maalesef. Bu şunu gösteriyor: Geldiğimiz düzeyle beklentiler arasındaki fark zaten bir iletişim ihtiyacını ortaya koyuyor bence çok net bir şekilde. Dolayısıyla bizim daha fazla reel sektöre bu konuları anlatmamız, onlarla konuşmamız lazım. Nitekim bu akşam da İTO'da olacağım ben, İstanbul Ticaret Odası'nda. Her fırsatta iş dünyasıyla bir araya gelmeye çalışıyoruz yerelde, merkezde ve bunları anlatıyoruz.

Dolayısıyla reel sektördeki beklentiler iyileştikçe reel sektörün kararlarına bu yansıyacak. Bu da enflasyonumuzu olumlu etkileyecek. Bu yönde dediğim gibi çok yönlü bir çaba sarf ediyoruz. Sadece bizde değil bu problem ama onu da söyleyeyim. G-20 toplantılarında bütün dünya merkez bankaları da bu konuyu tartışmışlar bana gelen bir bilgiye göre. Özellikle sosyal medya etkisi denen bir şey var bu çağımızda. Sosyal medya üzerinden oluşturulan bir vibe diyorlar, bir atmosfer, bir hava. Bunun üzerinden oluşturulan bir karamsarlık, bir kötümserlik. Bunların bir kısmı normal, iç muhalefet, tartışma veya farklı düşünceler. Hepsine saygı duyuyoruz. Ama bir kısmı da bana göre sistematik. Ülkelerin ekonomilerine ilişkin devletlerarası politikaların da burada devreye girdiğini düşünüyorum ben doğrusu. Ülkelerin ekonomilerine ilişkin karamsarlık oluşturma, gölge düşürmeye dönük birtakım sistematik çabaların olduğunu da biliyoruz. İşte X denen bir şey var biliyorsunuz. Geçenlerde bir şeffaflık kuralı koydular. O hesapları hangi ülkelerden olduğunu ilan ettiler. Gördük ki bizim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı diye gördüğümüz, isimleri öyle olan birçok hesabın aslında başka ülkelerden yönetildiğini, başka ülkelerden hesaplar olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla bir taraftan da bu bir uluslararası mücadele diye düşünüyorum ben doğrusu. Ekonomiler üzerinde oluşturulan algılar ve bunun üzerinden ülkeleri etkileme çabası aynı zamanda uluslararası bir boyut da taşıyor. Bütün bu boyutlarıyla bu beklentiler meselesine bakmalıyız, ama işin özü şu: Sonuçta enflasyon düşmeye devam ettikçe bu beklentiler de iyileşecek. Önemli olan bunu çok daha pekiştirmemiz, güçlendirmemiz bu süreçte.

BEKLENMEDİK GELİŞMELER VE RİSKLER…

Şimdi iklim konuları bir defa tekrar hatırlatayım, 2026 zirveler yılı olacak Türkiye'de. NATO Zirvesi yapacağız yaz aylarında Ankara'da. Antalya Diplomasi Forumu'muz var. Türk Devletleri Teşkilatı Liderler Zirvesi Türkiye'de olacak. Ayrıca en önemlisi COP-31. Yani Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı Antalya'da gerçekleşecek Kasım ayında. Çok önemli. Ben de Brezilya'ya gitmiştim doğrusu biraz lobi çalışması için, Çevre Bakanımıza destek için. Belem'de biliyorsunuz yapıldı COP-30. Orada da birkaç gün çalışma da yaptım açıkçası. Ve Avustralya ile yarışıyorduk biliyorsunuz. Türkiye ev sahibi oldu. 100 bin civarında katılımcı bekleniyor 200'e yakın ülkeden. Dünyanın en büyük aslında organizasyonu. Bunun özünde de dediğiniz gerçekler var. İklim değişikliği, bu kriz. Bu bir yıllık değil, çok haklısınız. Benim kastettiğim bu kadar bir yılda kuraklık, don, üst üste birçok şey geldi. Dolayısıyla tarihsel ortalamalara biraz dönmeyi temenni ederiz. Onu söylüyorum. Bu ekonomik kriz, yaşanan sorunlar iklimle ilgili hedefleri Amerika'da olsun, Avrupa'da olsun, dünyanın genelinde olsun olumsuz etkilemiş durumda.

İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri Akdeniz bölgesi ve Türkiye de maalesef bu bölgenin içinde. Biz de bu konuların farkında olarak bir Su Komisyonu kurduk Cumhurbaşkanımızın talimatıyla, başkanlığını ben yapıyorum. Bir cümleyle geçtik orayı, ama bence çok kritik, hayati konulardan biri önümüzdeki dönemde su meselesi. Türkiye şu anda su stresi altında olan ülkeler arasında. Kişi başına su miktarımıza baktığımız zaman ve bu gidişatla bir süre sonra su fakiri ülkeler arasına girme riskimiz var. Burada suyun kullanımına baktığımızda yüzde 80'e yakını tarım sektöründe, yüzde 20'si de sanayi ve içme suyu olarak kullanılıyor. Burada Strateji Bütçe Başkan Yardımcımız da var, teşekkür ediyorum ben, çok güzel bir koordinasyon yaptılar. Bütün kurumların katkısıyla bir yeni yol haritası hazırlıyoruz.

BELEDİYELERİN KAYNAKLARINI VERİMLİ KULLANMASI

Buradaki bizim gördüğümüz temel mesele de verimlilik. Suyu çok verimli kullanmak durumundayız. Ben Meclis'te de söyledim, her ortamda söylüyorum, Peygamber Efendimizin çok güzel bir sözü var, akarsuyun kenarında bile abdest alırken suyu tasarruflu kullanın diyor. Bu kadar dikkat edin diyor. Dolayısıyla bu bugün için çok daha geçerli hakikaten. Suyu verimli kullanmak, işin özü bu, kullanmak durumundayız. Şehirlerde ve tarlalarda, şehirlerde şebekeler var, şehir şebekeleri. Maalesef belediyelerin birçoğu buraya yeterli yatırımı yapmamış durumda. Dolayısıyla ortalama baktığınızda yüzde 40-yüzde 50 kayıp kaçak var. DSİ suyu getiriyor şehre, hane halkına ulaşmadan yüzde 50'si bir şekilde kayıp, kaçak, sızarak ederek karışıyor, kullanamıyor insanlar. Dolayısıyla bir defa şehir şebekeleri çok öncelikli bir konu.

Son dönemde maalesef belediyelerin toplam harcamalarında yatırım harcamaları oranının düştüğünü görüyoruz. Bu geleceğe dönük bence su başta olmak üzere ciddi bir problem. Bütçe tartışmalarında muhalefetle de bu anlamda polemiklerimiz, tartışmalarımız oldu. Ama ben çok samimi olarak söylüyorum, parti farkı da gözetmeden söylüyorum, belediyeler bu konuya yatırım yapmalı. Popülist politikalarla bir yere gidemeyiz. Bir gün, üç gün gidersiniz, ama sonuçta işte kapınıza gelir dayanır. İnsanlar içme suyu bulamaz hale gelir. Bütün o politikalarınız çöker. Dolayısıyla geçmişten gelen sermayeyi bir yere kadar tüketirsiniz. Hani hazıra dağ dayanmaz diye bir söz var. Yatırım yapma yapma, en sonunda patlar yani, bu altyapılar patlar. Dolayısıyla trafik için de aynı şey söz konusu, içme suyu için de aynı şey söz konusu. Şunu söyledim Meclis'te de: Belediyeler, lütfen asli işlerine yoğunlaşsınlar. Asli işlerinden geriye para kalırsa da istedikleri şeyi yapsınlar, festival mi yaparlar, ne yaparlarsa. Ama öncelikle asli işlerini yapsınlar diye altını çizerek vurgulamaya çalıştım. Orada da kastettiğim özellikle içme suyu ve trafik meselesi. Belediyelerin öncelikle bu alanlara daha fazla kaynak ayırması, yatırım yapması lazım. Diğer yandan tarım tarafında ise tarla içi verimlilik önemli, orada da aynı şey geçerli. DSİ baraj yapıyor, 100 birimlik su gönderiyorsunuz, ama verimli dağıtamayınca vahşi sulamayla vesaire suların çoğu boşa gidiyor, hatta zarar bile verdiği oluyor tuzlanmaya yol açıp vesaire. Dolayısıyla tarla işlerinde damlama sulama meselesi ve şehirlerde şehir altyapısını iyileştirme meselesi önümüzdeki dönem hayati konular. Bu iklim konularını çok daha fazla tartışacağız. İşte COP-31 bunun için bir fırsat. Bu konuda dünyanın nabzı Türkiye'de atacak, sürdürülebilirlik, çevre konularında. Bu tabii sadece çevreyle ilgili değil, ekonomiyi de etkiliyor, sosyal hayatı da etkiliyor. Bütün bu ilişkiler ağı içinde bu konular Türkiye'de tartışılacak. Bu bizim için bir fırsat. Yeşil finansı tartışmamız için de, su meselesini tartışmamız için de bir fırsat diye ifade etmek istiyorum. Bunları çözdüğünüz zaman sürdürülebilir tarım ve gıda üretimi de kendiliğinden zaten geliyor. Tarımda son EKK'da Tarım Bakanımızın bir sunumu oldu yeni destekleme yaklaşımımızla ilgili. Burada da işin odağına suyu koymuş durumdayız. Yani yeni destekleme, tarımsal destek sistemimizin odağında da su var. Su bütçesine göre destek verme, suyu fazla kullanan bitkileri su kısıdı olan havzalarda desteklememe. Bunlar çok önemli tartışma konuları önümüzdeki dönem ve bu dönüşümü yapmış durumdayız. Etkilerini önümüzdeki yıllarda daha iyi göreceksiniz diye ifade edebilirim. Ama artık tarımsal desteklerimizin odağında da verimlilik var, su meselesi var. Bunu ifade etmiş olayım.

Riskler konusu dünyada zaten riskli bir ortamdayız diye düşünüyorum doğrusu. Benim söylediğim iyiye dönük şeyler nispi iyilikler, çok daha olumsuza göre daha az olumsuz diyelim bir durumun oluşması, onu söylüyorum. Yoksa ideal bir dünya görmüyoruz elbette. Yani onu buradan ifade etmemiz lazım. Benim sadece söylediğim nispi olarak işte ekonomik büyüme açısından ticaret ortaklarımız iyi gidecek gibi görünüyor. İşte emtia fiyatları düşük görünüyor. Finansal koşullar nispeten, hep bakın nispeten diyorum, ideal olarak demiyorum. Dolayısıyla nispi bir düzelme olacak. Maalesef en önemli risk derseniz bu siyasi gerilimler olarak görüyorum ben doğrusu. İki tarafa da gidebilir ama, bir Ukrayna-Rusya diyelim barışı olursa bu ekonomimiz için çok güzel bir sürpriz olur doğrusu. Pozitif bir dışsal etki olur diyelim. Ama buna benzer krizler derinleşirse bu bütün dünyayı da, bizi de elbette olumsuz etkiler. Özellikle enerji, lojistik, işte bu yaptırımlar kanalı, bütün bunlar dünya ekonomisini de daraltıcı gelişmeler. Ümit ederiz ki daha iyi yönde olsun. İlk günler pek iyi olmadı dediğiniz gibi siyasi gelişmeler bakımından, ama bir taraftan da işte Suriye'de istikrarın daha fazla sağlanması, Gazze'de inşallah daha kalıcı bir ateşkesin oluşması ve yeniden inşanın başlaması. Ukrayna-Rusya tabii çok kritik, çok önemli iki ortağımız bizim. Ukrayna ile stratejik ilişkilerimiz var. Rusya'yla iyi komşuluk ilişkilerimiz var. Bütün buralarda daha fırtınalı bir küresel ortam var. Ama bir avantajımız var Yasemin Hanım, liderlik her zaman önemlidir, ama fırtınalı zamanlarda bir kat daha önemlidir. Türkiye'nin çok şükür tecrübeli, dirayetli bir liderliği var, tecrübeli kadroları var ve bu fırtınalı dönemde böyle bir yapıya sahip olmamızın ben çok büyük bir avantaj olduğuna inanıyorum. Hatırlarsanız Ukrayna-Rusya başladığında muhalefetten bazı yetkililer taraf tutun demişlerdi, Rusya ile ilişkiyi kesin dediler. Bakın Cumhurbaşkanımız çok net, hem ilkesel tavrını ortaya koydu, hem de iki tarafla da açık kanallarla diplomasi yürüttü. Bunun ne kadar faydalı olduğunu şimdi çok daha iyi görüyoruz. Cumhurbaşkanımızın adına Gönüllüler Koalisyonu var bu Ukrayna-Rusya ile ilgili Avrupa Birliği merkezli diyelim. İngiltere var, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda gibi ülkeler de var. 30'un üzerinde ülke var orada...

Ben de 4-5 defa katıldım o toplantılara, bir tanesine Paris'e giderek, diğerlerine de çevrim içi. Orada Avrupalı liderlerin tartışmalarına bizzat da şahit olmuş durumdayım. Cumhurbaşkanımızın bu tavrı şu anda Avrupa için de en değerli hususa dönüşmüş durumda, yani kendilerinin yapamadıkları bir durum. Cumhurbaşkanımızın her iki tarafla konuşuyor olmasının ne kadar değerli bir pozisyon olduğunu bu katıldığım toplantılarda çok daha net bir şekilde gördüm, bunu ifade edebilirim. Suriye'deki dirayetli yönetim, Karabağ'daki yönetim, Libya'da, sayısız örneği var, Somali-Etiyopya barışına varıncaya kadar. Buradaki liderlik diplomasisi Cumhurbaşkanımızın, bu fırtınalı zamanda bizim en büyük dayanaklarımızdan diye ifade etmek isterim.

Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi

BES DÜZENLEMESİ

Şimdi BES'le ilgili yüzde 30'dan yüzde 20'ye düşürme varsayımını bütçeyi yaparken yapmıştık. Bunu tabii kamuoyuyla paylaşmadık, ama bu varsayımla bütçemizi hazırlamıştık. Dolayısıyla oradaki rakamlar çok değişmeyecek, bunu söyleyeyim.

Yalnız şunu da ifade edeyim: Bu yüzde 30'dan 20'ye düşürülmesi teşvik edilmediği anlamına gelmiyor BES'in, yüzde 20 de oldukça iyi bir teşvik aslında. Biz tabii ki bu bireysel emeklilik sistemini destekliyoruz, bu nedenle de bütçemizde önemli bir rakamı bu destek için ayırmış durumdayız. Bu hem bireylerin geleceği açısından belli bir yaşa geldiklerinde daha fazla gelir elde etmeleri bakımından önemli, hem de makroekonomik açıdan tasarruf oranlarını arttırmamız bakımından. Türkiye'de finansal sisteme ben baktığımda en fazla gelişme potansiyeli olan alanlardan biri sigortacılık. Yeterince potansiyelimizi henüz harekete geçirebilmiş değiliz bana göre. Bu ne kadar gelişirse toplam finansal istikrarımıza da katkısı olur, tasarruf oranlarımız artmış olur, bu anlamda BES'i desteklemeye önemli bir miktarda bir kaynakla bütçeden desteklemeye devam edeceğiz. Ama artık eskisi kadar yüksek düzeyde bir destek ihtiyacı görmüyoruz. Niçin görmüyoruz? Çünkü makro finansal istikrarımız çok daha iyileşmiş durumda. Bu düzenlemeyi yine ben Plan Bütçe Komisyonu Başkanı iken yapmıştık hatırlıyorum, 25'ten 30'a yükseltmiştik. O dönemde daha fazla kaynağa, işte dövize, başka yerlere gitmesin, bu taraflara kaynaklar daha fazla gelsin gibi bakılmıştı ve daha yüksek bir rakam konmuştu, ama şu anda öyle bir ortam yok. Dolayısıyla daha normalleşmiş bir finansal ortamda yüzde 20'lik bir desteğin oldukça önemli, cazip bir destek olduğunu, böyle kalmaya devam ettiğini ifade etmek isterim. Dolayısıyla BES'i desteklemeye devam ediyoruz, çok da önemli rakamlara ulaşmış durumda. Sigortacılık sektörü temsilcileriyle de her fırsatta bir araya gelip onlarla da bu konuları konuşmaya devam edeceğiz. Sigortacılık sistemimizi bir bütün olarak geliştirmeye elbette devam edeceğiz.

Ancak, tamamlayıcı emeklilik sisteminde gündemimizde henüz olgunlaşmış bir çalışmamız şuan için yok. Bu tür konular ancak iyi bir etki değerlendirme, bir hazırlık yapıldıktan sonra tartışılması gereken konular diye ifade etmek isterim.

İnsanların alternatiflerini arttırmakta her zaman fayda var, alternatif tasarruf imkanlarını arttırmakta fayda var. Yaşlanan bir nüfusuz, işte demografiden sormadınız ama, demografi her şeyi etkiliyor, sosyal güvenlik sistemini de köklü bir şekilde etkiliyor. Bakım sigortacılığı denen bir şey var mesela, gelişmiş birçok ülkede bunu görüyorsunuz çok geliştiğini. İnsanlar belli bir yaşa geldiğinde ihtiyaç duyduğunda bakım hizmetleri anlamında sigortacılığın gelişmesi lazım. Bir örnek olarak söylüyorum sadece.

Dolayısıyla bu yaşlanan nüfus perspektifiyle baktığımızda, insanların belli bir yaştan sonra alternatiflerini arttırmamızda büyük fayda var, BES de onlardan biri. Başka birtakım alternatif mekanizmalarla da insanların geleceğini daha emin kurgulamalarında, ona hazırlanmalarında fayda var. Ancak bunu yaparken bugünkü işletmeler üzerinde de özellikle içinden geçtiğimiz dönemde yük oluşturmamak önemli. Şimdi bir rekabet baskısı altındayız, uyguladığımız bir program var, işletmelerin yükünü arttıracak bir yaklaşıma da sıcak bakmıyoruz doğrusu. Bu denge içinde bu hususlara yaklaşıyoruz.

BÜYÜME-ENFLASYON İLİŞKİSİ

Büyüme-enflasyon meselesine gelecek olursak; bir defa genel bir belirleme yapmak isterim burada. Uzun yıllar Kalkınma Bakanlığı yaptım ben, bu konularla uzun yıllardır hem planlamadan, hem Bakanlık tecrübemden biliyorum. Büyüme ile enflasyon arasında orta-uzun vadede bir çelişki yok bir defa. Yani enflasyonu düşürdüğünüz bir ortam, aynı zamanda öngörülebilirliğin arttığı, yatırım ortamının iyileştiği, dolayısıyla çok daha sağlıklı bir şekilde büyüdüğünüz dönem. Bunu AK Parti olarak da tecrübe etmiş durumdayız, tarihimize baktığınız zaman enflasyonu düşürdüğümüz dönemler aslında büyümemizin de yükseldiği dönemler, arttığı dönemler. Dolayısıyla büyümek için enflasyona ihtiyaç var gibi bir yaklaşım kesinlikle doğru değil. Ama kısa vadeli olarak enflasyonu düşürmeye çalışırken izlediğiniz programın bazı yan etkileri olabilir. Bazı sektörleri etkileyebilir, bir süreliğine daha ılımlı bir büyüme ihtiyacı doğurabilir, küçülme demiyorum bakın, daha ılımlı bir büyüme ihtiyacı doğabilir, daha dengeli bir büyüme sağlamanızı gerektirebilir, bu kısa vadede bunlar önemli hususlar. Ancak orta-uzun vadede büyüme ve enflasyon kesinlikle birbiriyle çelişen şeyler değil. Enflasyonu düşürdüğünüz, fiyat istikrarını sağladığınız bir ortam hem büyüme açısından, hem de gelir dağılımı açısından, sosyal açıdan son derece olumlu bir ortam.

Dolayısıyla enflasyonu düşürmeyi biz temel öncelik yaparken, büyümeden fedakarlık ettiğimiz için değil, tam aksine daha sağlıklı, daha sürdürülebilir bir ortamda büyümeyi öngördüğümüz için bunu yapıyoruz, sosyal dengelerimizi daha iyileştirmek için bunu yapıyoruz. Enflasyonla mücadelemizi bu anlamda kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Diğer yandan büyüme ne olur 2026'da 2025'te 3.3 demiştik, 2026'da 3.8 gibi bir tahminimiz var. Bu 3.8 fena bir rakam değil, bizim tarihsel ortalamalarımızın ülke olarak altında ama, dünya ortalamalarına göre de oldukça iyi bir rakam. Dolayısıyla bir taraftan enflasyonla mücadelemizi destekleyen, tarihsel ortalamamızın bir miktar altında bir büyüme, ama bir taraftan da dünya ekonomisindeki payımızı da korumamızı, gelir artışını sağlayan bir büyümeden bahsediyoruz. Büyümenin arz yönlü tarafının da enflasyona katkıda bulunduğunu unutmamamız gerekir. Yani bir taraftan enflasyon dediğimiz şey talep, bir taraftan arz. Dolayısıyla büyümeniz kompozisyon itibariyle işte gıdayı arttırarak oluyorsa, sosyal konutu arttırıyorsanız, birtakım ekonomideki önemli girdileri yükseltiyorsanız, bu aynı zamanda enflasyonla mücadelenize de katkı sunuyor. Dolayısıyla burada karmaşık bir ilişki var, ama biz bunu doğru kurguladığımıza inanıyoruz. Büyümeyle enflasyonu eş zamanlı politikalarla yönettik. Nitekim bunu da başardık doğrusu, yani 2023'te, 24'te, 25'te bunu başardığımızı söyleyebiliriz.

Özellikle 24 ve 25'te hem büyüdük, hem de enflasyonu ciddi anlamda düşürme imkanımız oldu. Aynı anlayışla devam edeceğiz, gelecek sene biraz daha ivme kazanacak bu ilişki, daha olumlu bir noktaya gelecek büyümemiz, ama öyle aşırı bir büyüme, enflasyona zarar verici ölçekte bir büyüme de öngörmüyoruz elbette.

KÜRESEL RİSK VE FIRSATLAR

Uluslararası kurallar ve kurumların çok zayıfladığı, neredeyse çökme noktasına geldiği bir dönemden geçiyoruz. Burada daha temel bir analiz yapacak olursak, dünyada güç dengeleri değişiyor, ekonomik güç dengeleri. Çin'in, Uzak Doğu'nun yükselişi var, gelişmekte olan ülkeler geçmişe göre dünyada artık çok daha büyük pay alıyorlar. Bunun getirdiği bir yeni çatışma ortamı var; birincisi bu.

İkincisi, teknolojik dönüşüm var özellikle yapay zeka başta olmak üzere, dijitalleşme başta olmak üzere. Bir dönem sanayi güçlüydü biliyorsunuz, sonra finans sektörü dünyada çok egemen hale geldi, bugün de teknoloji şirketleri dünyada artık çok daha güçlü egemen bir konuma yükseliyorlar. Bütün bunlarla birlikte yeni bir normal oluşuyor dünyada hakikaten. Bu çok rahatsız edici bir durum tabii, Türkiye olarak tabii ki bu durumdan rahatsızlık duyuyoruz. Cumhurbaşkanımız her fırsatta vurguluyor, işte dünya beşten büyüktür diyor, daha adil bir dünya mümkündür diyor.

Ben şuna inanıyorum: Bu gidişat bir yerden sonra bir dip dalga doğuracak, dünyanın bu gidişatı bir yerden, bir noktadan sonra bir karşı dip dalgayı da besleyecek diye inanıyorum. Ama şu anda hakikaten jeopolitik gelişmeler ve bir ekonomik soğuk savaş nerdeyse yaşıyoruz, işte tarife savaşları, korumacılık eğilimleri, tek taraflı hareketler. Bunlar elbette hiçbirimiz arzu ettiği şeyler değil ama gerçekler. Bu gerçeklere göre biz de kendimizi daha ihtiyatlı bir konumda tutuyoruz. Bir taraftan az önce dediğim gibi liderlik avantajımız var, bir taraftan da politikalarımızı da 2026 bütçesi başta olmak üzere bu yeni ortama göre elbette hazırlıyoruz, bu yeni risklere göre hazırlıyoruz, daha ihtiyatlı bir şekilde politikalarımızı hayata geçiriyoruz. Güvenliği hiçbir şekilde ihmal etmiyoruz. Savunma sanayinde geldiğimiz noktayı hepiniz görüyorsunuz. 2028'de çift haneli ihracat hedefimiz vardı, bu sene 2025'de bunu yakaladık, 2025'de 10 milyar doları aştı savunma sanayi ihracatımız. Bu boşuna değil. Burada işte bakın liderlik farkı burada. Sayın Cumhurbaşkanımız daha bu ortam oluşmadan yıllar önce çok önemli bir siyasi irade ortaya koydu. Bu iş böyle kendiliğinden olacak bir iş değil kimse kusura bakmasın. Çok güçlü bir siyasi irade ortaya koydu ve şu anda Türkiye savunma sanayinden kendi ihtiyaçlarını karşıladığı gibi yüzde 80'i aşan oranda, bir taraftan da dünyada da 10 milyar doların üzerinde ihracat yapar hale geldik. Bu 200-300 milyon dolarlardı yanlış hatırlamıyorsam 2002 yılında, yani yok denecek seviyedeydi, bugün çok şükür önemli bir hale gelmiş durumda.

Ben savunma sanayini 3 açıdan çok önemli görüyorum. Birincisi, güvenlik. İşte az önce bahsettik riskleri hepimiz görüyoruz. Güvenlik olmadan ne ekonomi olur, ne demokrasi olur ne kalkınma olur. Dolayısıyla güvenliği iyi sağlam tutmak zorundasınız. Bu anlamda da bir taraftan savunma sanayimiz diğer tedbirlerimizle bunu sürdürüyoruz.

Savunma sanayinin ikinci büyük avantajı katma değeri yüksek bir ekonomik yapı oluşturması. Şimdi bu boyutunu bence daha fazla tartışmamız lazım. ABD başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkenin de kalkınma tarihine baktığınızda savunma sanayinden başlar birçok proje, sonra diğer sektörlere sirayet eder. Spillover effect diyorlar buna, işte yayılma etkisi. Sivil endüstrilere sirayet… Bugün internet dediğiniz şey bile zamanında ordunun iç haberleşme sistemi olarak geliştirilmiş sonra bilmem ne olmuş. İşte bir füze yapıyorlar, sonra orada tencere tava yapıyorlar filan. Dolayısıyla bizde de bir taraftan savunma sanayi ciddi bir refah üretecek, bir taraftan da sivil endüstrilerde teknolojik seviyemizi yükseltecek refah etkisi olacak. Bugün 100 bin civarında çalışan var savunma sanayimizde ve nitelikli istihdam sağlıyor bir taraftan. Refah etkisi diyorum ben buna.

Üçüncü bir etkisi var o da bağımsız dış politika. Yani çevremizde yaşananlardan da gördük ki savunma sanayiniz yoksa bağımsız dış politikanız çok zor. Ancak kendi milli yerli savunma sanayi olan ülkeler dünyada bağımsız dış politika izleyebilecek konumda. Türkiye çok şükür o ülkelerden bir tanesi. Ama yapacağımız tabii ki çok iş var çelik kubbe başta olmak üzere. Hava savunma sistemleri biliyorsunuz çok katmanlı ve yapay zekayı kullanan bir savunma sistemi aslında çelik kubbe dediğimiz. Bu konuda önümüzdeki dönemde çok daha güçlü gelişmeler bekliyoruz. Türkiye bu anlamda doğru yönde yoluna devam ediyor. Bir süre daha bu uluslararası ortamın olumsuz gideceğini, belki de daha olumsuz noktalara doğru da gitme ihtimalinin olduğunu görerek hareket etmek durumundayız, biz de böyle bakıyoruz doğrusu.

Ama bir yandan da Türkiye olarak hep şunu savunuyoruz, savunmaya da devam edeceğiz: Biz diplomasiden yanayız, barıştan yanayız, açık iletişim kanallarından yanayız. Çünkü diplomasinin alternatifi çatışma. Yani iki yol var önünüzde ya çatışma ya diplomasi. Biz Türkiye olarak her zaman önceliği diplomasiye veren bir ülkeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız burada çok önemli katkılar yaptı geçtiğimiz dönemlerde dünya siyasetine, bölge siyasetine çok önemli diplomatik katkıları oldu. Bundan sonra da inşallah Türkiye Cumhuriyeti olarak yine bütün taraflarla diyalog içinde diplomasinin imkanlarını sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz çünkü alternatifi belli, alternatifi elbette olumlu değil.

ULUSLARARASI DOĞRUDAN YATIRIMLAR

Yabancı yatırımlar konusunda ilk 10 aylık veri var elimizde Burak Bey az önce verdi sağ olsun. 11,6 milyar dolar ilk 10 ay FDI, doğrudan sermaye çekmişiz. Bu da biz önceki yıla göre yüzde 34.7, yani yaklaşık yüzde 35 artışa tekabül ediyor. Dünyada küresel yatırımın daraldığı, çok artmadığı bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti olarak yüzde 35 arttırmışız FDI'mızı. Kim ne derse desin, yatırımcı güveni artmış durumda, doğrudan sermaye akışı artmış durumda. Bunun da çok somut bir rakamsal göstergesi bu. 12 aylık yıllıklandırılmış diyoruz, 12 aylık verimiz ise 14.7 milyar dolar. 12 ayda cezbettiğimiz FDI diyelim. Bunu tabii daha da arttırmak istiyoruz. Burak Beyler sağ olsunlar bir güzel strateji belgesi hazırladılar. Yatırım ve Finans Ofisi oldu şimdi. Önce sadece Yatırım Ofisiydi, Finans Ofisiyle de birleşti biliyorsunuz.

Yatırım FDI için geçen sene bir yeni strateji belgesi kabul ettik. Orada da iki amacımız var. Bir, FDI'yı arttırmak. İki, daha nitelikli hale getirmek, işte daha teknolojik içeriği yoğun, bölgesel kalkınmayı destekleyici, nitelikli istihdamı destekleyici FDI'ya da öncelik vermek bu konuda da çok yoğun çalışıyor arkadaşlarımız.

KREDİYE ERİŞİM

Krediye erişim meselesine gelecek olursak. Biraz önce söyledim zannediyorum. İki boyutu var, bir genel finansal ortamın iyileşmesi. Orada bir iyileşmeye gidiyoruz. Faiz indirim döngüsüne girmiş durumdayız. Enflasyonumuz düşüş eğiliminde. Dolayısıyla genel gidişat, makro gidişat zaten finansta daha olumlu bir noktaya doğru. Yani bu genel gidişat. Bir de az önce bahsettiğim gibi özellik arz eden alanlara ilişkin bu genel gidişata ilave olarak selektif dediğimiz, seçici dediğimiz mekanizmaları da imkânlarımız ölçüsünde kullanıyoruz. Esnaftan çiftçiye, nitelikli yatırımlara varıncaya kadar bu finansal koşulları güçlendiriyoruz. Emek yoğun sektörleri destekliyoruz. Dolayısıyla bu ikisini bir arada sürdürmeye devam edeceğiz. Hem genel finansal durumu iyileştirecek, hem de belli alanlara daha yoğun bir şekilde, selektif bir şekilde destek veren mekanizmalarımızı güçlendireceğiz.

YAPISAL REFORMLAR

Yapısal reformlar bence de çok çok kıymetli. İki açıdan kıymetli, birincisi yapısal reform yaptığınızda orta vadede çok daha somut gelişmeler sağlıyorsunuz. Yapısal reformların bu özelliği var doğrusu. Bunun altını çizmemiz lazım. Hemen bir sonuç görmüyorsunuz. Bir misal verecek olursak mesleki eğitimde yeni bir program başlattınız diyelim, çok daha güçlendirdiniz, işte çocukların gelmesi, eğitilmesi, sonra bunun iş gücü piyasasına yansıması bu bir süreç. Dolayısıyla yapısal reformlar böyle hemen sonuç veren şeyler değil reel anlamda. Ancak beklentilerin hep altını çiziyoruz ya, yapısal reformlar beklentiler kanalıyla hemen etkiye sahip. Yapısal reform yapan ülkeler geleceği daha parlak ülkeler demek. Dolayısıyla yapısal reformlar yaptığınızda ülkenizin geleceğine ilişkin beklentileri iyileştirmiş oluyorsunuz ve onların etkisi hemen bugüne yansımaya başlıyor. Beklentiler kanalıyla yansıyor. Dolayısıyla hem reel sonuçları itibariyle, hem de beklenti kanalı ile oluşturduğu etkiler itibariyle yapısal reformlar gerçekten çok kıymetli. Burada da birçok başlık var, tabii bunların bir kısmı kanun gerektirmeyen idari işlemler, bakanlıklarımızın, Cumhurbaşkanlığımızın kararlarıyla olabilecek işler, ama bir kısmı da tabii ki kanun gerektiriyor. Kanun gerektiren konularda tabii ki Meclis'imizden bu yetkiyi, bu onayı almanız gerekiyor. Gönül ister ki tabii Meclisimiz burada çok daha fazla bu konuları çalışma imkânına sahip olsun. Eskisi kadar rahat bir Meclis'imiz yok doğrusu, 6 tane grup var. Siz de izliyorsunuzdur, bir kanunun çıkması epeyce bir süreç gerektiriyor. İç tüzük keşke zamanında değiştirilebilse, daha etkili çalışsa bu mekanizmalar diye gönlümüzden geçiyor, ama yapacak bir şey yok. Mevcut durumumuz tabii ki saygı duymak zorundayız. Neyse usuller ona uygun bir şekilde inşallah devam edeceğiz.

Meclis'imizde epeyce geçen sene birtakım düzenlemeler yaptık doğrusu. Enerji konusunda çok ciddi bir paket yaptık ve süreçleri 4 yıldan 2 yıla indiren yenilenebilirde çok önemli bir reformdu bence o. Belki yeterince tartışılmadı. İklim konusunda çıkardığımız kanun yine reform niteliğinde. Emisyon Ticaret Sistemi oluşacak orada. Diğer birtakım ikinci düzenlemelerle birlikte etkisini daha fazla göreceğiz. Sağlıkta önemli bir düzenleme gerçekleştirdik. Belli adımlar atmaya başladık doğrusu. Ama bu sene Cumhurbaşkanımızın dediği gibi özellikle reformlara daha fazla yoğunlaşacağımız bir yıl olacak 2026 yılı. Güçlü bir program hazırladık partimizdeki arkadaşlarla birlikte. Partimizde Genel Başkan Vekilimiz, diğer genel başkan yardımcılarımız, Efkan Ala Bey ve diğer arkadaşlarımızın da katkısıyla hükümetimiz hep birlikte bir Türkiye Yüzyılı Reform Programı çalışması gerçekleştirdik. Önceliklerimizi netleştirdik. Bunu yaparken Avrupa Birliği müktesebatına da baktık, dünyadaki gelişmelere de baktık. Bakanlıklarımızın tekliflerini de değerlendirdik ve elimizde güçlü bir çerçeve var. Ama az önce bahsettiğim gibi her konuyu kanunlaştırma imkânımız olmayabiliyor. Burada bir önceliklendirme yapıyoruz. Öncelikli gördüğümüz alanlarda grubumuzla da, Meclis'le de tabii, Meclis'in koşullarını da dikkate alarak birçok konuda adımlar atacağız. Örneğin bu Kamu İhale Kanunuyla ilgili çalışmalar belli bir olgunluğa gelmiş durumda. KİT Yönetişim Kanunu aynı şekilde. Mahalli idareleri yine AK Parti'deki arkadaşlarımızla bir oradaki yönetimle çalışıyoruz. Siber güvenlik yine aslında bunun kanununu çıkardık. Şimdi bu da bir reform aslında. Bunu güçlendirici çalışmalar yapacağız. Belki ilave bir iki madde düzenleme ihtiyacımız olacak. Bunun içine yapay zekâyı da yerleştiriyoruz şimdi, dijitalleşme ve yapay zekâ konularını. Çok daha güçlü bir şekilde, Siber Dönüşüm Başkanlığı kurduk biliyorsunuz, bunun içine entegre edeceğiz. Yeşil dönüşüm, İklim Kanunundan bahsettim. Diğer konuları da, mesleki eğitim yine bu konulardaki çalışmalarımız devam ediyor.

GIDA ARZI

Gıda konusuna gelecek olursak, siz de altını çizdiniz, gerçekten çok önemli. Özellikle dar gelirli nüfusumuz açısından daha önemli. Çünkü harcamalarda bir ağırlıklandırma var biliyorsunuz. Daha alt gelir gruplarının harcamasında gıdanın payı nispeten daha yüksek. Dolayısıyla gıda fiyatlarının böyle bir etkisi de var. Sosyal adalet açısından da etkisi var. Biz de buna büyük önem veriyoruz. Bu sene yaşanan kuraklığa rağmen, dona rağmen olabildiğince gıda fiyatlarıyla ilgili aldığımız tedbirlerle belli bir seviyede tutmayı başardık. Önümüzdeki dönemde de bu konuda en hassas olduğumuz konulardan biri bu olacak. Bir taraftan arzı arttırma, bir taraftan arz açığı varsa hızlı bir şekilde bunu çözmeye dönük tedbirler geliştirme. Bir Gıda Komitemiz var bu alanda. Gıda Komitesinin Başkanlığını Mehmet Bey yapıyor, Hazine Maliye'nin yürüttüğü bir çalışma ama, ben de takip ediyorum o çalışmaları doğrusu. Orada Merkez Bankamız da var, Ticaret Bakanlığımız da var, Tarım Bakanlığımız da var, Strateji Bütçe Başkanlığımız da, sadece ve sadece bu gıda konularına yönelik bir komite. Oradaki toplantılar da çok düzenli bir şekilde yapılıyor ve birtakım aksiyonlar alınıyor. Önümüzdeki dönemde de sulama yatırımlarının artmasından tutun, soğuk zincirin geliştirilmesine, jeotermal seracılığın desteklenmesine varıncaya kadar birçok başlıkta gıda konusundaki çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

VERGİ YAPILANDIRMASI

Değerli arkadaşlar; bu konular gündemimizde yok. Düzenli ödeme alışkanlığının toplumumuza yerleşmesi gerekiyor. Bu konuda başka da bir gündemimiz yok. Ancak firma bazında zaten mekanizmalar kanunumuzda oluşmuş durumda. Yani bir firma zora düştüyse bununla ilgili gerek bankacılık sisteminde, gerek vergisel konularda, gerek prim konularında uzlaşma mekanizmaları var biliyorsunuz, yeniden yapılandırma mekanizmaları var. O mekanizmaların çalışmasının daha doğru olduğuna inanıyoruz.

KAYIT DIŞILIK

Bizim genel politikamız, gelir politikamız, Başkanımız da burada, tabii ki kayıt dışılığın azaltılması, her şeyin kayıt içinde gerçekleşmesi. Gelişmiş bir ülke olacaksak başka yolu yok. Yüzde 100 dünyanın hiçbir yerinde bu yapılamıyor, ama en alt düzeye indirmek kayıt dışılığı. Büyük oranda da bir başarı sağladık. Bir tane örnek verecek olursam, AK Parti'nin iktidara geldiği yıllarda istihdamda örneğin yüzde 50'nin üzerinde kayıt dışılık vardı. Yani çalışan 100 kişiden 50'den fazlası kayıt dışı çalışıyordu. Şimdi bu rakam 20'lere yaklaştı diye biliyorum. Son rakama belki bir bakabilirsiniz. Tam net bir rakam söyleyelim. %26'larda istihdamda, Yüzde 50'nin üstündeydi ama bu rakam, şu anda 26.9, tarımda yüzde 80, orada yüksek. Tarım dışında 16.9'a kadar düşürmüşüz kayıt dışılığı, bu önemli bir gelişme.

Ciddi anlamda kayıt dışılığı düşürdük, ama hala mücadele etmemiz gerekiyor. Özellikle bu dijitalleşme kayıt dışılığı azaltmada da önemli bir unsur. Dolayısıyla kara parayla, bu tür konularla mücadele de mutlaka kayıtlılığı destekleyici. Kayıtlılık arttıkça da elbette vergi gelirleri artıyor. Malum kayıt dışı olunca vergiden bahsetmeniz mümkün değil. Ama kayıtlılık arttıkça, kayıt dışılık azaldıkça, ekonomi daha kayıtlı bir ekonomi haline geldikçe, kamu maliyesi de çok daha sağlam bir zeminde şekillenmiş oluyor.

ÇİN İLE TİCARET DENGESİ

Yatırımlarla ilgili genel tabloyu az önce söyledim. Olumlu bir tablo var toplam rakamlara baktığınız zaman. Otomotivde dediğiniz gibi çeşitli projeler gündemde. Ama onların güncel durumunu doğrusu Sanayi Bakanlığımızla konuşmakta fayda var belki. Çok güncel durumla ilgili fazla bir yorum yapmak istemiyorum. Ama genel tablo son derece olumlu. Son iki yıldır Burak Beyler güzel bir çalışma başlattılar. 2024'te Sayın Cumhurbaşkanımız katıldı. Dünyadaki önemli, çok uluslu şirketlerin CEO'larıyla hükümeti buluşturan... Ne diyorduk adına? Yatırım Danışma Konseyi Toplantısı. 2025'te de ben katıldım bakanlarımızla birlikte. Çok faydalı bir toplantı olduğunu söyleyebilirim.

Bizim bu anlamda şöyle bir yaklaşımımız var doğrusu, ben genel bir şey söyleyebilirim: Çin'le ticaretimizde büyük bir dengesizlik var malum. Dolayısıyla bu dengesizliği bir taraftan ticaret kanalıyla bir miktar telafi edilmesi lazım, ama bu yetmez. Mutlaka yatırımlarla, turizmle ve finansal akımlarla dengelenmesi lazım. Maalesef o konuda da çok dengeli bir yapı olduğunu söyleyemeyiz. Mesela Rusya ile de dengesiz bir ilişkimiz var, ama orada daha çok enerji ithal ediyoruz. Bir taraftan da milyonlarca Rus turist geliyor ülkemize. İşte hizmet alanında kazançlarımız var, yatırımlar var. Dolayısıyla o bir denge sağlıyor diğer kalemler. Ama Çin'le ilgili baktığımızda maalesef Çin'in dünyadaki yaptığı yatırımlarda çok az bir payımız var. Turizminde de yine aynı şekilde. Ama son dönemde turizmde bir adım atıldı, uçak seferleri arttırıldı. Biz de işte birtakım vize kolaylıkları getirdik. Dolayısıyla orada herhalde bir hareketlenme olacak. Yatırımlarda da bir daha hareketlenme bekliyoruz doğrusu daha fazla yatırım, doğrudan yatırım olmasını, herkesten, yani burada bir ayrım yapmıyoruz doğrusu. Nereden gelirse gelsin önemli olan yatırımın niteliği. Kaliteli yatırımları çekmek için gayretimizi sürdürüyoruz.

Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi
A HABER UYGULAMASINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi Vergi düzenlemesi olacak mı? Cevdet Yılmaz’dan açıklama geldi

  • Cevdet Yılmaz
  • Türkiye
  • OVP
  • enflasyon
Günün Manşetleri GÜNÜN MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN
  • ABONE OL
DİĞER
Bakan Fidan ve Güler’den Suriye’ye destek SDG’ye uyarı!  10 Mart Mutabakatı’na uyulmalı
ATV’de Süper Kupa final heyecanı! İki teknik adamdan maç öncesi çarpıcı açıklamalar
Finans
ahaber.com.tr
  • VİDEO
  • CANLI YAYIN
  • PROGRAMLAR
    • Düşünce Atlası
    • Yaz Boz
    • Kadraj
    • Toplumsal Hafıza
    • Canan Barlas ile Gündem
    • Arka Plan
    • Memleket Meselesi
    • Seyahatname
    • Belgesel Kuşağı
    • Diplomasi
    • Söz Teması
    • Medya Dünyası
    • İş'in sırrı
    • Dijital Çağ
    • Z Raporu
    • 1.Sayfa
  • Üye Girişi
  • Üye Ol
  • A HABER ÖZEL
  • GÜNDEM
  • EKONOMİ
  • SON DAKİKA
  • YAŞAM
  • DÜNYA
  • SPOR
  • MAGAZİN
  • VİRAL
  • TEKNOLOJİ
  • OTOMOBİL
  • DİN
  • TARİH
  • SAĞLIK
  • YAZARLAR
  • VİDEO
    • Programlar
    • Gündem
    • Yaşam
    • Dünya
    • Spor
    • Ekonomi
    • Kültür Sanat
    • Teknoloji
    • Otomobil
  • GALERİ
    • En Yeniler
    • Gündem
    • Yaşam
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Magazin
    • Viral
    • Spor
    • Otomobil
    • Teknoloji
  • İNTERNET REKLAM
  • RSS
  • BİZE ULAŞIN
  • KÜNYE/İLETİŞİM
  • VERİ POLİTİKASI
  • KARİYER
  • FREKANSLAR
  • ARŞİV
  • YAYIN AKIŞI
  • GİZLİLİK BİLDİRİMİ
Daha Fazla Gör
  • Son dakika video izle
  • Son dakika haberleri
  • A Haber analiz
  • Gündem haberleri
  • Ekonomi haberleri
  • Otomobil haberleri
  • Namaz vakitleri
  • Hava durumu
  • İstanbul Yol durumu
  • Atv canlı yayın izle
  • Spor haberleri
  • Foto galeri
  • Son dakika emekli haberleri
  • Teknoloji haberleri
  • A Haber programlar
  • Sabah – Takvim yazarları oku
  • Kuruluş Osman izle
  • Gazete manşetleri
  • Instagram dondurma
  • Köpekler gizlice dinleyerek öğreniyor! Kelime tanıma başarıları yüzde 80 çıktı
  • Kıyafetlerinizi metal askıdan kurtarın! Hem deliyor hem pas lekesi yapıyor
  • A101 Haftanın Yıldızları 10-16 Ocak kataloğu çıktı! Toz deterjanda yüzde 50 indirim
  • ChatGPT Health nedir, nasıl kullanılır? Tahlil yorumluyor, randevuya hazırlıyor
  • Bir babanın gizemli hayatı! Gizli Karargah filmi bu akşam atv’de: Konusu ve oyuncuları
  • iPhone 4 çekmecelerden çıktı! Sosyal medyada nostalji akımı: Dijital kamera yerine…
  • TSK 2026 Astsubay alımı! Seçim süreci 19 Ocak’ta başlıyor: İşte tüm aşamalar
  • AÖL kayıt kılavuzu: Açık Öğretim Lisesi 2. dönem kayıt işlemleri başladı! Ücreti ne kadar?
  • Milli Eğitim Akademisi hazırlık eğitimi başvuruları 20 Ocak’ta başlıyor! İşte MEB AGS kontenjan dağılımları
  • TOKİ kuraları çekildi: Ardahan ve Muş’ta hak sahipleri belli oldu!
  • Hava sertleşiyor! Kar için tarih verildi: Kuvvetli yağış, don ve fırtınaya dikkat!
  • Ünlü müzik grubu ABBA'nın adı nereden gelmektedir?
  • A Haber
  • iPhone iPhone
  • Android Android
  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • Flipboard Flipboard
  • Youtube
  • RSS