Namaz kılmadan da oruç tutulabilir mi?
Ramazan Ayı’nda kardeşlerimizi ikilemde bırakan sorulardan bir tanesi de ‘namaz kılmıyorum ama oruç tutabilir miyim?’dir.
Ramazan Ayı'nda kardeşlerimizi ikilemde bırakan sorulardan bir tanesi de 'namaz kılmıyorum ama oruç tutabilir miyim?'dir.
Kıymetli dostlar, daha sorunun gelişinde bir acayiplik olduğunu muhakkak farketmişsinizdir.
Namaz kişinin Mü'min, Müslüman olduğunun en ama en bariz alâmetidir. Öyleki, Müslüman bir beldede, bir yabancının cesedi bulunsa, o cesedin dizlerine ve ayaklarına bakılır.
Namaz izi varsa İslâmi usûllere göre defnedilir. Yoksa, sûreta insan oluşuna hürmeten, bir yere gömülür. Diğer aylarda hiç aklımıza gelmese de, Elhamdülillah Ramazan'da Müslüman olduğumuzu hatırlar ve ona göre bir ay geçirmeye çalışırız. Milletçe Ramazan Ayı'nı el üstünde tutmaya gayret ederiz.
Ancak, dinimizi yılda bir ay hatırladığımızdan olacak, bazı absürt hâllerle karşı karşıya da kalırız, ibadetimizi yapalım derken. Bunun en meşhur örneği, yukarıda zikrettiğimiz sorudur. Kişi namaz kılmadan da oruç tutabilir mi? İbadetleri insan vücudundaki organlara benzetecek olursak, Oruç el veya ayak ise Namaz baş, yani kafa gibidir. Elsiz veya ayaksız kalan baş yani kafa hareket kâbiliyetinden yoksun olur. Ama baş olmayınca, el ya da ayağın bir önemi kalmaz, çünkü başsız bedende hayatiyet yok olmuştur. Namaz mü'minin hayatiyet alâmetidir. Bir kişi denizin ortasında olsa, tek koluyla tutunabilecek bir tahta parçası bulsa, yani namazın şeklini îfa edecek bir eli, kolu boşta kalsa vakit girdiğinde o kişiye namaz farz olur. Kısacası; kılsak da kılmasak da, öncelikli olarak kabul edeceğimiz şey, namazın şart olduğudur. 'Yok canım olmasa da olur, sen orucunu tut, gerisini boş ver...' gayet sakıncalı bir anlayıştır. Bir ibadeti yapmak, insanın üzerinden diğerlerini kaldırmaz. Kişi dinin bir emrini yerine getirmese günahkâr olur, ama hafife alsa, alay etse veya inkâr etse, dinden çıkar. O sebeple insanın ağzından çıkana dikkat etmesi gerekir. Şimdi gelelim, neden "namaz vücudumuzda baş gibidir de; oruç, zekat, hac, sadaka vermek, fakiri, yetimi, zorda, darda kalmışı koruyup gözetmek, ilim öğrenmek, helâl kazanmak, kurban kesmek, mahlûkata şefkâtle muamele etmek gibi ibadetler diğer organlara karşılık gelir" benzetmesine. Nasıl ki baş hayâtiyeti temsil ettiği gibi aynı zamanda kişinin aklî faaliyetleri yürüttüğü organı kabul ediliyorsa, namaz da insanın Allah'ın razı olacağı kul olma yollarını akletmesini sağlayan yegâne ibadettir. Namazı lâyıkıyla kılma gayretinde olan kişi, kendiliğinden günahlardan uzaklaşır, diğer ibadetleri hem kolay hem de güzel görmeye başlar. Hatta diğer ibadetlerin tadını, güzelliğini dahi namazla alır. Dostlar, buyrun denemesi bedava; eğer ki namaz kılmıyor ancak oruç tutuyorsanız, Ramazan'da oruçla beraber namaza başlayın. Ama Ramazan'dan sonra kılmam, kılamam ki demeyin. Eğer sonrasında kılmayacak olsanız bile bir ay alnınızı Rabbinize secdeye götürün. Bari şu Ramazan'da oruç tutmanın aç, susuz, uykusuz kalmak değil aslında nasıl zevkli bir ibadet olduğunu idrak edin. En baştaki soruya gelecek olursak, namaz kılmasa bile kişinin Ramazan Ayı'nda Rabbinin bir emrini tutmaya çalışmasına, oruç tutmasına kimse kötü diyemez, fakat gelin bu Ramazan 5 vakit namazla tutun orucunuzu. Orucun tadına, mânâsına, sırrına erin inşaallah.
NAMAZLA İNSAN OLURUZ!
Dostlar, namazda öyle bir sır, öyle bir hâl vardır ki, lâyıkıyla mı edâ edildi, yoksa emri yerine getireyim diyerek gelişigüzel mi kılındı, hemen kendini belli eder. Kişinin namazdan önceki hâliyle, sonraki hâli arasında bir fark yoksa o namaz eksik bir namazdır. Çünkü lâyıkıyla kılma gayretiyle edâ edilse, kılanın derecesini yükseltir. Doğal olarak derecesi yükselen insanın anlayışı da, algısı da, hadiselere, insanlara tepkisi de değişir. İşte namaz, kılan da bu etkiyi yapmıyorsa, Allah Teâlâ'nın razı olacağı bir kul olmanın yollarını aklettirmiyorsa, diğer ibadet taatleri sevdirmiyorsa, aratıp buldurmuyorsa o namaz eksik kılınmıştır. Cenâb-ı Allah'ın bizim namazdaki haraketlerimizi taklid eden melekleri vardır. Bir grubu sadece rükû eder, bir grubu sadece secde eder, bir grubu sadece kıyamdadır , bir grubu sadece tesbihattadır... Fakat hiç biri bütün olarak bir namazı kılmaz. Namaz kılma şerefi bir tek Ademe yani İnsana verilmiştir. Sebeb-i İcad-ı Âlem olan Efendimiz (sas), ' Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi...." buyurduğu Hadîs-i Şerif'inde, namazı gözünün nûru olarak zikretmiştir. Namaz sadece dinimizde değil, Allah tarafından peygamberleri aracılığıyla kullarına bildirdiği tüm dinlerde olan bir emirdir. Yani, Allah Teâlâ kendisine ibadet etmenin yegâne şekli olan namazı tüm peygamberlere ve ümmetlerine de farz kılmıştır. Namaz Allah katında öylesine kıymetlidir ki Efendimiz (sas), "Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır.
Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez." buyurmaktadır. Ölen bir kimsenin ardından Kur'ân okumak, Kelime-i Tevhid, Salât-u Selâm biriktirip hediye etmek, cami, okul, hastane, kurs yaptırmak, sadaka vermek, yetim doyurmak muhakkak güzeldir ve bu hediyeler o kimsenin ruhuna iletilecektir fakat bunların hiçbirisi o kişinin hayattayken kıldığı iki rekat farz namazının yerini tutamaz. Efendimiz (sas), "Namaz mü'minin Miracıdır." buyurmuştur. Dostlar Allah aşkına, kim Rabbi olan Allah Teâlâ ile karşılıklı görüşmeyi istemez.
Derdini, hâcetini, isteğini, sorusunu, sıkıntısını ve dahi şükrünü bizzat Rabbine arz etmek istemez ki. Namaz bize bu fırsatı günde 5 kere sunan bir nimettir.
Kaldı ki, bu nimetten kendini, ruhunu, nefsini mahrum etmenin bir cezası vardır. Cenâb-ı Hakk bizleri böyle bir nimete nankörlük etmenin, namaz kılmamanın cezasından muhafaza buyursun. Âmin.
AZRAİL'E (A.S.) BEKLE DEDİRTEN ZAT
Azrâil (a.s.), Allah için ibadete düşkünlüğüyle meşhur bir zât'ın ruhunu kabzetmek üzere yanına gelir.
Dostlar burada bir parantez açmakta fayda var. Ölüm hâdisesi kendilerine çirkin geldiği için yabancıların kültüründe kötü, karanlık, çirkin olarak tanıtılır. Ancak Hz. Azrâil, dünyada görüp görebileceğiniz en güzel simâlı kişiden bile daha güzeldir.
Kültürümüze sokulmak istenen bu nevi çarpık simgelere prim vermemek gerekir.
Azrâil (a.s.), emaneti almaya geldiğini söyleyince, halim selim olmasıyla tanınan o Allah dostu, bir anda celâllenir. Sen emaneti şimdi teslim alamazsın, hele biraz bekle der.
Azrâil (a.s.), "Ben Allah'tan emir aldım, itiraz mı ediyorsun?" deyince o zât, "Ey Azrâil, ben de Allah Teâlâ'dan emir aldım. Şu anda akşam namazı vakti girdi. Önce namazımı kılayım, sonra ne istiyorsan yaparsın." karşılığını verir.
Bu esnada Cenâb-ı Hakk'tan hitap erişir: "Ey Azrâil, o kulumu rahat bırak, namazını kılsın." Bunun üzerine Hazret abdestini alıp namazını kılar, selâmını verir ve ruhunu teslim eder.
Sevgili dostlar, işte namaz kişiye Azrâil'i (a.s.) bekletecek bir Allah yakınlığı sağlar. Bizim bir komşumuz var günde beş vakit kılıyor ama hanımına şöyle eziyet ediyor, böyle ahlâksızlık yapıyor, şöyle günaha meyilleri var diyenler olacaktır muhtemelen. Kardeşlerim sizi temin ederim o kişi namaz kılmıyordur.
Bedeniyle yatıp kalkıyordur, kalbiyle değil.
Diğer türlü, günde beş vakit Allah Teâlâ'nın huzuruna duran kimsenin, birazdan namaza gittiğimde hesap sorarsa ne derim korkusuyla tâbir yerindeyse tir tir titremesi gerekir.
AYET-İ KERİME
"İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler." Bakara: 277
"Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik."
Müddesir Sûresi: 42- 43
HADİS-İ ŞERİF
"Bir mümin namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile arasında bulunan perdeler kalkar. Bu hâl namaz bitinceye kadar devam eder." Taberâni ? "Kul namaza durduğunda, bütün günahları getirilir. Başı ve omuzları üzerine konulur. Rüku ve secdeye gittikçe dökülür, o insandan ayrılır." Taberâni
"İkindi namazını terkeden kimsenin işlediği amelleri boşa gider." Riyâzüs-Salihin ? "İman ile küfür arasındaki fark, Namazı kılıp
kılmamaktır." Tirmîzi
SORDUM-ÖĞRENDİM
Kardeşlerim, kaza adı üzerinde bir kimsenin elinde olmayan bir durum sonucu ortaya çıkan neticedir. Yani; kişinin keyfine kalmış bir şey değil, tüm tedbirlere rağmen yine de vukû bulan hâdisedir. Bir Müslüman, "işlerim yoğun, dersim var, abdest aldıktan sonra türbanımı düzeltmeye üşeniyorum, ayağımı yıkamak zor geldi, en iyisi rahat rahat evde kılarım, akşam kılarım" dediğinde namazı kazaya bırakmaz, o vakti terketmiş olur. Çünkü namaz kazaya bırakılmaz, elde olmayan bir sebepten dolayı kazaya kalabilir en fazla.
DUA
"İbrahim (a.s)'ın duası"
"Rabbic'alnî mukîmas salâti ve min zurriyyetî rabbenâ ve tekabbel duâ" (İbrâhîm-40)
"Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdogru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!" Âmin
Hz. Fahri âlem Efendimiz namaz kılarken, "Ben İbrahim'in kabul olmuş duasıyım" buyuruyor.
Fatih ÇITLAK