Türk demokrasisine “e-muhtıra” lekesi: 27 Nisan’ın 19. yılı

Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
ahaber.com.tr - Özel Haber
Türk demokrasisine “e-muhtıra” lekesi: 27 Nisan’ın 19. yılı

27 Nisan 2007’de yayımlanan e-muhtıra, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde kritik bir kırılma noktası olarak tarihe geçti. Siyasi kriz, yargı tartışmaları ve askeri müdahale imasıyla şekillenen süreç, hükümetin sert yanıtıyla yeni bir dönemin kapısını araladı.

Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçmeye çalışan ancak milli iradenin çelikten iradesine çarparak paramparça olan 27 Nisan e-muhtırasının üzerinden tam 19 yıl geçti. 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerini "başörtüsü" bahanesiyle kilitlemek isteyen vesayet odakları, o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın ve AK Parti hükümetinin dik duruşuyla tarihin tozlu raflarına gömüldü. Kirli manşetlerden yargı darbesine, "sözde değil özde" tehditlerinden e-muhtıraya uzanan o karanlık süreç, Türkiye'nin demokratikleşme yolundaki en büyük sınavlarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.

ÇANKAYA DUVARLARI VE YARGI BİLESİ: REFORMLARA VESAYET ENGELİ

2002 yılında iktidara gelen AK Parti'nin 2007 yılına kadar hayata geçirmek istediği her reform, Çankaya'nın kalın duvarlarına ve taraflı yargı sistemine çarptı. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, halkın oyuyla seçilen meclisin gönderdiği yasaları ardı ardına veto ederken, yargı bürokrasisi de adeta bir duvar ördü.

Dönemin Milliyet Gazetesi manşeti foto: ahaber.com.trDönemin Milliyet Gazetesi manşeti foto: ahaber.com.tr

Türkiye, Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasındaki gerilim dolu günlere alışık olsa da Başbakan Erdoğan bu süreçte kavgayı değil, sabrı seçti. Erdoğan her fırsatta, "Onlar utansın, onları utandıracak günler gelecek, yöneten sabredecek..." sözleriyle milli iradeye olan güvenini vurguladı. 28 Şubat'ın karanlık günlerinden gelen baskılara karşı dişlerini sıkan milletin temsilcileri, her türlü tahriki sabırla karşılayarak "Ya Sabır" dedi.

367 icadı ve yargı diktatörlüğü foto: ahaber.com.tr367 icadı ve yargı diktatörlüğü foto: ahaber.com.tr

367 İCADI VE YARGI DİKTATÖRLÜĞÜ

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, vesayet odakları "367 krizini" icat ederek hukuk tarihine geçecek bir skandala imza attı. Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, "Cumhurbaşkanını 367 kişi seçer, Meclis bu sayı olmadan toplanamaz..." iddiasını ortaya atarak süreci kilitlemeye çalıştı. Bu akıl dışı fikre ilk destek Köşk'ten gelirken, ardından askeri bürokrasi ve ana muhalefet CHP koroya katıldı.

(foto: ahaber.com.tr)(foto: ahaber.com.tr)

Dönemin YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, "Laik, demokratik, hukuk devletine ve çağdaş bilime inanmış bir Cumhurbaşkanının seçilmesinde hepimize sorumluluk düşmektedir..." diyerek fitili ateşledi. Teziç ayrıca, "Aday olacak kişilerin laiklik ilkesi başta olmak üzere Cumhuriyetin niteliklerini benimsemiş olması anayasal bir zorunluluktur..." sözleriyle açıkça hükümeti hedef aldı.

foto: ahaber.com.trfoto: ahaber.com.tr

KİRLİ MANŞETLER VE KAOS PLANI

Süreç ilerlerken Doğan Medyası ve Hürriyet gazetesi, darbe çanlarını çalan manşetlerle sahneye çıktı. Hürriyet gazetesi 14 Nisan 2007'de, "Rejim hiç bu kadar tehlike altında olmadı..." başlığıyla Ahmet Necdet Sezer'in sözlerini manşete taşıyarak toplumu kışkırttı. CHP lideri Deniz Baykal ise yargı darbesine çanak tutarak, "Bunun bir yargı kararına taşınması kaçınılmaz gözüküyor, herkes hazırlıklı olsun..." ifadelerini kullandı.

Dönemin Hürriyet Gazetesi manşeti foto: ahaber.com.trDönemin Hürriyet Gazetesi manşeti foto: ahaber.com.tr

Baykal ayrıca, "Eşinin örtüsü değil, başının içi önemli..." sözleriyle kirli bir nefret dilini körükledi. Bu sırada Ankara Tandoğan'da "Cumhuriyet Mitingleri" adı altında bindirilmiş kıtalar sokağa dökülürken, üniversite rektörleri okulları tatil ederek öğrencileri otobüslerle miting alanlarına taşıdı.

foto: ahaber.com.trfoto: ahaber.com.tr

ASKERDEN MİLLİ İRADEYE "ÖZDE LAİKLİK" MUHTIRASI

Askeri kanat ise alışık olduğu balans ayarını yapma peşindeydi. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan'da düzenlediği basın toplantısında, "Anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine bağlı ama sözde değil özde bir Cumhurbaşkanının seçileceğine olan inancımı belirtmek istiyorum..." sözleriyle doğrudan siyasete müdahale etti.

foto: ahaber.com.trfoto: ahaber.com.tr

Büyükanıt daha sonra, "Toplum mesajı aldı, anlamayanın algılama sorunu vardır..." diyerek küstah tavrını sürdürdü. Tüm bu baskıların zirvesi ise 27 Nisan gecesi yaşandı. Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinden yayınlanan "e-muhtıra" ile hükümet açıkça tehdit edildi.

Dönemin Cumhuriyet Gazetesi manşeti foto: ahaber.com.trDönemin Cumhuriyet Gazetesi manşeti foto: ahaber.com.tr

ERDOĞAN'IN DİK DURUŞU: E-MUHTIRA ÇÖP SEPETİNE GÖNDERİLDİ

Ancak bu kez Türkiye eski Türkiye değildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümet, muhtıraya aynı sertlikte ve kararlılıkla cevap verdi. Hükümet sözcüsü aracılığıyla yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanlığı'nın Başbakanlığa bağlı bir kurum olduğu hatırlatılarak, milli iradeye yönelik hiçbir müdahalenin kabul edilmeyeceği dünyaya ilan edildi. Erdoğan'ın bu tarihi restiyle birlikte e-muhtıra kağıttan bir kaplana dönüştü ve vesayet odakları büyük bir bozguna uğradı. 27 Nisan, Türkiye'de "asker istediği zaman hükümeti devirir" devrinin kapandığı ve vesayetin belinin kırıldığı gün olarak tarihe altın harflerle yazıldı.

Mobil uygulamalarımızı indirin