Cumhurbaşkanı Erdoğan fitneye dikkat çekti
Bugün Ortadoğu’da yaşananlar sanki tüm dönemlerde varmış gibi bir izlenim yaratıyor. Ancak durum çok farklı... Araştırmalar Ortadoğu’nun 2003'ten sonra istikrarsızlaştığını ortaya koyuyor. Yani ABD’nin bölgeye müdahalesi çatışma ve kaos ortamına neden oldu. Bugün yaşanalar aslında ABD’nin bölgeye bıraktığı kötü bir miras...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ortadoğu'da yaşanan kavganın alt yapısına yönelik yaptığı "Benim Şii veya Sünni bir dinim yok. Benim dinim İslam" açıklaması dikkat çekmişti.
Gizli ellerin hedefini ve stratejisine dair ipuçlarını deşifre ederek, tüm dünyanın yüzüne adeta bu gerçeği haykırıyordu.
Çünkü oyun büyük ve bu oyunu bozmak için cesur adımlar gerekiyor...
Oyunun ne zaman başladığı ve nasıl bu noktaya geldiğini anlamak önemli…
Çatışmaların, kardeş kavgalarının, bombalamaların, yoksulluğun ve kaosun son yıllardaki adresi.
Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına rağmen bir türlü ekonomik istikrarı yakalayamıyor.
Dünyanın en derin ve köklü kültür havzasını gizli bir el son yıllarda sürekli karıştırmak için çabalıyor.
Peki kim ve neden bu bölgede istikrar istemiyor?
Ortadoğu'da yaşanan bu kaos ortamı kimin eseri?
Kimler bu kargaşa ve savaşlardan çıkar devşiriyor?
Ortadoğu'da son dönemde yaşanan kriz ve çatışmalarda büyük bir artış yaşanıyor...
Bölge genelinde yaşanan sıkıntıların dış da etkenlerden kaynaklandığı gerçeği her geçen gün daha da net anlaşılıyor.
Dış müdahalelerle istikrarsızlaşan Ortadoğu ülkelerinde otorite boşluğu oluşuyor.
Bu otorite boşlukları ise, kısa süre içerisinde çok sayıda terör örgütü tarafından dolduruluyor.
Bu durum da bölgedeki çatışmaların bölgesel ve küresel bir boyut kazanmasına neden oluyor.
Özellikle terör grupları etkin oldukları bölgelerde ile bölge dışı alanlarda bombalı saldırılar gerçekleştiriyor. Ve bu durum son dönemlerde uluslararası güvenliği tehdit ediyor.
Ancak işin derinine bakıldığında bölgede yaşanan terörü derinleştiren asıl etken uluslararası güçlerin Ortadoğu'da gerçekleştirdikleri müdahalelerden kaynaklanıyor.
Bu konuda biraz araştırınca ilginç ayrıntılara ulaşıyoruz.
Bölgede son dönemde yaşanan şiddet ve terör saldırılarının, ABD'nin Ortadoğu'da Irak ve Afganistan işgalleriyle derinlik kazandığını görüyoruz.
Çatışma ve terörizm ile ilgili bir araştırma yapan Chicago Üniversitesi'nin verileri ilginç gerçeklerle karşılaşıyoruz.
Araştırmaya göre bölgede yaşanan intihar saldırılarının neredeyse tamamı ABD'nin bölgedeki müdahalelerinden sonra ortaya çıktı.
Özellikle ABD'nin Afganistan ve Irak işgalleri bölgedeki çatışma dinamiklerini derinleştirirken, kaosun da artmasına neden oldu.
Terör örgütleri El Kaide, PKK, DEAŞ ve Hizbullah başta olmak üzere birçok örgütün bölgede daha da güçlenmesi ve yeni alanlarda etkin olmaya başlaması da bu işgallerden sonra yaşandı.
Terör örgütlerinin son dönemde etkin bir şekilde kullandıkları intihar saldırıları da işgal sonrasında büyük artış gösterdi.
ABD'nin Irak işgalinden önce ülkede yaşanan intihar saldırıları sıfır iken, işgalden sonra ülkede yaşanan intihar saldırıları 2 bin 152'ye çıktı.
Yine Afganistan'da 2003 yılına kadar 2 intihar saldırısı gerçekleşmişken, 2003 sonrası dönemde bu rakam bin 143 olarak tespit edildi.
Bu rakamlara terör örgütlerinin diğer saldırıları yöntemleri de eklendiğinde bölgedeki terör saldırılarının ABD işgalinden sonra olağan üstü arttığı ortaya çıkıyor.
Yani ABD'nin Irak ve Afganistan işgali sadece bu iki ülkeyi istikrarsızlaştırmakla kalmadı.
Hem komşu ülkeleri hem de bölgeyi istikrarsızlaştıracak bir sürecin de başlamasına neden oldu.
İstikrarsızlığın yanı sıra terör örgütleri bir ülkeden başka bir ülkeye doğrudan etki etmeye ve küreselleşmenin etkisiyle de terörü başka ülkelere ihraç etmeye başladı.
Chicago Üniversitesi'nin verilerine göre Asya'da önemli bir askeri güce sahip olan ve komşu ülkelerine nazaran belli bir istikrar düzeyine sahip olan Pakistan bu nokta terörden en çok etkilenen ülke oldu.
2001'deki işgal sonrası ortaya çıkan terör gruplarının saldırılarının hedefi haline gelmeye başlayan Pakistan'da Afganistan işgali öncesi yaşanan intihar saldırıları hiç yokken, bu rakam 2003'ten sonra 513'e çıktı.
Diğer bölge ülkelerinde durum farklı mı? Elbette değil!
Arap Baharı sonrası yaşanan devrimler, Tunus ve Fas gibi bazı ülkelerde olumlu sayılabilecek bir değişimi beraberinde getirirken, halkın özgürlük ve demokrasi talebiyle sokaklara çıktığı Libya, Mısır, Yemen ve Suriye'de ise çatışma ve iç savaşa dönüştü.
Mısır'da yaşanan devrim sonrası yapılan seçimlerde ülkenin ilk demokratik yollardan seçilmiş olan Cumhurbaşkanı olarak Muhammed Mursi seçildi.
Mursi ile beraber ülke rahat bir nefes almaya başladı... Ancak bu süreç fazla sürmedi.
Gizli ve açık eller hemen kaos için devreye girdi.
Seçimlerin gerçekleşmesi ile bir demokratik değişime doğru evirilen Mısır'da, ABD ve Körfez ülkelerinin desteği ile 2013'te darbe yapıldı.
Abdülfettah es Sisi yönetiminde gerçekleşen darbe ülkenin istikrarsızlaşmasının önünü açtı.
Darbeyi takiben terör örgütü DEAŞ, 2014 sonrası dönemde bu istikrarsızlık ortamından yararlanarak Sina Yarımadası'nda etkin hale gelmeye başladı.
Mısır'da birçok intihar saldırısı gerçekleştiren örgüt Libya'da ise daha etkin bir güce erişmiş durumda.
Çok farklı bir yapıya sahip olan Libya, Muammer Kaddafi döneminde birçok problemle iç içe yaşasa da istikrarlı bir yapıya sahipti.
Batı ile zıt bir politika izleyen Kaddafi'nin Arap Baharı sonrası devrilmesi, ülkede beklenilen değişimi getiremedi.
Tam tersine ülke büyük bir iç savaşın ve bölünmenin eşiğine girdi.
Farklı grupların etkinlik kurmaya başladığı Libya, terör örgütü DEAŞ başta olmak üzere birçok farklı terörist grupların etkinlik alanına dönüştü.
Libya'ya da sıçrayan terör dalgası büyük bir kaosa dönüştü.
Chicago Üniversitesi'nin verilerine göre, 2003 sonrası Libya'da 44 olarak tespit edilen intihar saldırıları, 2003 öncesi hiç yok.
Libya'nın üç farklı grup arasında bölünmüş bir ülkeye dönüşmesi de son dönemde artan kaosun en önemli nedenlerinden biri olarak görünüyor.
ABD'nin Irak işgalinden en çok etkilenen bir diğer Ortadoğu ülkesi ise Suriye oldu.
Halkın değişim ve reform taleplerine karşılık silahlı yöntemlere başvuran Beşar Esad rejiminin saldırıları ile istikrarsızlaşan Suriye, uluslararası güçlerin de rekabet alanı oldu.
Ülkede yaşanan otorite boşluğu PKK/PYD, DEAŞ ve El-Nusra gibi terör örgütlerinin etkin olduğu bir sahaya dönüştü.
Bu örgütlerin ülke çapındaki terör saldırıları da her geçen gün arttı.
Chicago Üniversitesinin verilerine göre 2003 sonrası Suriye'de 259'un üzerinde intihar saldırısı düzenlenmiş.
Bunun yanı sıra ülke topraklarının büyük çoğunluğu terör örgütleri PKK/PYD ve DEAŞ'ın kontrolüne geçmiş durumda.
Araştırma sonucu ortaya çıkan verilere bakıldığında bölgenin adeta ateş topuna dönüşmesi ABD'nin elini bu topraklara uzatması ile başladı.
ABD'nin demokrasi vaadi ile girdiği bu topraklar ekilen fitne tohumları sayesinde tarihinin en karanlık çağlarından birini yaşıyor.
Düzmece raporlar ve kurgu operasyonlar ile ABD belki on yıllarca devam edecek kan davalarının ve kardeş kavgasının fitilini ateşledi.