Türkiye neden Başika’dan çıkmamalı?

Türkiye neden Başika’dan çıkmamalı?

Irak neden 360 derece döndü? Başika kampı ve Musul’un DEAŞ'tan temizlenmesi neden önemli? Irak'ın mezhebe dayalı siyasi sistemi Amerika’ya ne kazandıracak? İşte bu soruların cevapları analiz haberimizde

Irak'ın 2003 yılının mart ayında ABD ve uluslararası koalisyon güçleri tarafından işgal edilmesi, yalnızca Saddam rejimini devirmekle kalmadı, bunun yanı sıra ülkede ciddi siyasi ve toplumsal kırılmalara da yol açtı. Zira Amerika'nın Irak'ta kurduğu siyasi sistem, mezhebe dayalı... 2005 yılından bu yana Irak'ta parlamento seçimleri ve yerel seçimler yapılıyor olsa da, Bağdat merkezi yönetiminde mezhebe dayalı siyasi sistem devam ediyor.

Amerika'nın 2011 yılında Irak'tan askerlerini geri çekmesiyle birlikte ülkede oluşan güç boşluğunu, yerel güç olarak Şiiler ve bölgesel güç olarak İran'ın doldurdu. Bu durum Irak'ta Sünni Arapların ve Kürtlerin Bağdat merkezi hükümeti üzerindeki etkisini zayıflattı. 2011 yılından beri Sünni Araplar, Şii Araplar tarafından Bağdat yönetiminde uzak tutuluyor. Ülkede yaşanan siyasi, ekonomik ve güvenlikle ilgili sorunlarını derinleştiren temel faktör, her geçen gün tırmanan Şii Sünni geriliminden başka bir şey değil

MEZHEP EKSENLİ SİYASİ OYUN

ABD'nin Irak'ı işgal etmesi ve kurduğu siyasi sistemdeki denklemin etnisiteye ve mezhebe dayalı olması, ülkede Şii - Sünni gerilimini tırmandırdı. Söz konusu sisteme göre, Şiilere başbakanlık, Kürtlere cumhurbaşkanlığı ve Sünni Araplara ise parlamento başkanlığı, adeta kota şeklinde paylaştırılmıştı. Dolayısıyla Irak'ta yapılan genel seçimlerde herhangi bir siyasi oluşum veya unsur oyların çoğunluğunu alsa bile denklem değişmiyor.

Irak'ta keskinleşen etnik ve mezhepsel gerilim, Washington yönetiminin ülkeyi üçe bölme senaryosunun bir parçası olarak görülüyor. ABD'nin uzun vadede Irak'ı bölmeye yönelik planlarını, Bağdat'taki Şii hükümet üzerinden yapılıyor. 2005 yılında referanduma sunulan kalıcı anayasasına federalizm kavramını yerleştirerek ABD, Irak'ın üniter devlet yapısını ortadan kaldırmanın ilk aşamasını gerçekleştirdi. Bu planın ikinci aşama ise Irak'ta Arap etnik yapısının Şii - Sünni şeklinde mezhepsel olarak bir fay hattına dönüşmesini sağlamak ve Bağdat'ta kurulan hükümetleri Arap dünyasından uzak kılmak.

DEAŞ terör örgütünün Haziran 2014'te Musul'u kontrol etmesiyle birlikte Irak'ta siyasi, askeri ve coğrafi olarak iç dengeler değişti.. DEAŞ, Irak'ın coğrafi anlamda etnik ve mezhepsel olarak bölünmesini de hızlandırdı.

BAŞİKA'DA TÜRKİYE'NİN ÖNEMİ

DEAŞ'in ırak topraklarında ilerlemesinin ardından, Eylül 2014'te ABD'nin öncülüğünde 65 ülkenin katıldığı uluslararası terörle mücadele koalisyonun temel amacı, Irak'taki ve Suriye'deki yerel güçlere terörle mücadele kapsamında eğitim ve askeri danışmanlık sağlamak ve örgüte karşı yürütülen operasyonlara havadan destek vermekti.

Türkiye de Musul'un merkezinden 32 kilometre uzaklıkta olan Başika kampında peşmergelere ve eski Musul valisi Esil En-Nuceyfi'nin komutanlığı altında toplanan Sünni Arap ve Türkmenlerden oluşan güçlere askeri eğitim veriliyor. Resmi rakamlara göre Türkiye, bugüne kadar Başika kampında 2 bin peşmergeye ve 3 bin Haşdi Vatani mensubuna eğitim verdi.

İran nasıl Şii milis güçlerine her türlü desteği veriyorsa, Türkiye de Musullu Sünni Araplara ve Türkmenlere, Musul kentinin DEAŞ'ten kurtarılması için destek veriyor. 4 Ekim'de Irak parlamentosu Türk askerlerini işgalci güç olarak nitelendirdi. Peki, Bağdat hükümeti neden ABD'yi ve İran'ı işgalci güç olarak nitelendirmiyor? Bağdat, ABD ve Arap ülkeleri tarafından görmezden gelinen Türkmenlerin ve Sünni Arapların tek çıkış yolu ise Türkiye…

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin