Tahir İnan

Tahir İnan

Afganistan – Pakistan (2): Sınır mı, miras mı?

Giriş Tarihi:

Afganistan ile Pakistan arasında yükselen gerilim, ilk bakışta bir sınır krizi gibi görünebilir.
Ancak mesele yalnızca sınır hattında yaşanan sıcak temaslar değil.
Önceki yazıda ifade ettiğim gibi Asıl soru şu:
Bu çatışma yerel bir sınır sorunu mu, yoksa küresel rekabetin yeni bir sahası mı?
****

Durand Hattı, yalnızca iki ülkeyi ayıran bir çizgi değil. 19. yüzyılın sömürge aklıyla çizilmiş, toplumları bölen, kimlikleri parçalayan ve bugüne kadar meşruiyeti tartışılan bir mirasın bir parçası gibi. Afganistan'ın bu hattı hiçbir zaman tam anlamıyla kabul etmemesi de bundan kaynaklanıyor. (Tıpkı Keşmir sorunu gibi.)
Bugün yaşanan her sınır gerilimi, aslında o tarihsel fay hattının yeniden hareketlenmesidir.
Ancak tablo artık sadece Afganistan ile Pakistan arasında değildir.
ABD'nin çekilmesi üzerine Taliban'ıniktidara dönüşü, Pakistan'a göre en büyük güvenlik tehdidi olarak gördüğü Tehrik-i Taliban Pakistan yani Pakistan Taliban Hareketi'nin yeniden kendine alan bulmasına yol açtı. Ve gerçekleşen bazı saldırılar, krizi askerî boyuta taşıdı. Pakistan'ın sınır ötesi operasyonları, Afgan tarafının sert tepkileri, karşılıklı suçlamalar ardı ardına geldi. Bu noktada mesele yalnızca "terörle mücadele" olmaktan çıktı ve egemenlik algısı ve güvenlik krizine dönüştü.
Ekim ayında yaşanan kısa süreli çatışmalar Türkiye ve Katar'ın arabuluculuğunda ateşkesle sonuçlandı. Ama bugün maalesef yeniden başladı.
Neden peki?
Yaşananlar sadece iki ülke arasındaki krizden mi ibaret.
İşte burada tam da İran Savaşı konuşulurken, Hindistan'ın henüz Pakistan acısı tazeyken durup düşünmemiz gerekiyor.
Son yıllarda Hindistan ile İsrail arasında gelişen stratejik yakınlaşma gizli kapılar ardında olan bir şey değil. Açık ve net. Meydan okurcasına üstelik.
Hindistan başbakanı Narendra Modi'nin Knesset'te yaptığı konuşmada İsrail ile ortak güvenlik vizyonuna yaptığı vurgu, sadece iki ülke arasındaki diplomatik nezaket ifadesi değildi. Aynı şekilde Benjamin Netanyahu'nun Hindistan'ı "doğal ortak" olarak tanımlaması da sembolik bir söylem değil; güvenlik merkezli yeni bir eksenin ilanıydı.
Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki İttifakı da unutmamak gerek.
Savaş başlamadan bir gün önce İsrail'den yankılanan "İran'dan sonraki hedef Pakistan olmalı" sesleri ise durumu özetler nitelikte.
İşte bu nedenle İsrail'in güvenlik paradigması ile Hindistan'ın bölgesel stratejisi kesiştiğinde ortaya çıkan tablo, Afganistan–Pakistan hattındaki her kırılmayı daha geniş bir jeopolitik bağlama yerleştiriyor.
Çin'in Pakistan üzerinden yürüttüğü ekonomik koridor projeleri, ABD'nin bölgeden çekilmiş olsa da güvenlik denklemini tamamen terk etmemesi, İran ve Rusya'nın radikal unsurlar konusundaki hassasiyeti…
Tüm bu başlıklar bir araya geldiğinde, sınır hattındaki çatışma artık yerel bir mesele olmaktan çıkıyor.
Bu nedenle yaşananları sadece iki komşu ülke arasındaki gerilim olarak okumak eksik olur.
Bu kriz; devlet dışı aktörlerin dönüştürdüğü savaş pratiğinin, bölgesel rekabetin ve yeni ittifak arayışlarının kesişim noktasıdır.
Haritaya biraz daha dikkatle bakıldığında görülen şey bir sınır çizgisi değil, çok katmanlı bir jeopolitik fay hattı olarak ortaya çıkıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin