Felaketler dükkânı
Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
Jean Teulé'nin "İntihar Dükkânı" romanındaki Tuvache ailesinin işi akıl almaz intihar yöntemleriyle ölüm satmaktır. Zaten dükkânlarında neşe ayıp, mutluluk şüpheli, iyi olan her şey ticari sabotajdır.
Bizde de buna benzer tezgâh açmış bir "siyasi esnaf zümresi" var.
Kötümserlik bunlarda ekmek kapısından da öte dünya görüşüne, hatta tapınağa dönüşmüş durumda.
Aslında "kötümserlik" de değil, düpedüz felaket sevdası.
Demem o ki mesele sıradan bir muhalif refleksle izah edilemeyecek kadar vahim.
O kadar ki, Fetullah'ın o meşhur "Evlerinize ateşler yağsın" bedduası yerde kalmasın diye "Malatya'da bu yıl kayısıları don vurdu, hiç kayısı yok!" veya "Trafik kazaları arttı..." diyen o FETÖ'cüler kadar irrasyonel hâl almışlar.
Vaktiyle ünlü bir adamları bu hâllerini şu veciz ifadeyle özetlemişti: "Bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa bizim bu hükümeti alkışlayacak hâlimiz yok..."
Yazık ki alkıştan geçtik, atmadıkları pislik kalmadı. Yerli otomobil çıktı, "Öküz arabası" diye burun kıvırdılar. İHA-SİHA yapıldı "teneke" yaftası yapıştırdılar. Köprü yapıldı "Doğa yok edildi" dediler.
Marmaray'a da önce Ecevit'in projesiydi dediler, ardından da "Tarihi miras yok edildi" diyerek karaladılar.
En son bıraktığımda "İmamoğlu yaptı" diyorlardı.
Fabrikayı teşvikle, ihracat artışını hileyle, duble yollar yapmayı rantla, şehir hastanelerini israfla, enerji yatırımını çevre felaketiyle izah etmek için kırk dereden su getirdiler.
Tamam, memleket güllük gülistanlık değil, en azından hayat pahalılığı herkesin malumu.
Fakat bir yerde uçak rötar yapınca havacılık sektörü kökten çökmez. Bir fabrikanın üretimi aksayınca sanayi tarihe gömülmez. Sivas'a hızlı tren yapılacak diye de "göç felaketine" yol açmaz. (Gülmeyin, gerçekten bunu bile söylediler.)
Bu nedenle iyi olanda her daim bityeniği arar, doğru olanı küçümser, güzel olanı karalarlar.
Lakin asıl korktukları şudur:
"İntihar Dükkânı" romanındaki küçük Alan misali, içlerinden birinin "gizli AKP'li" yaftasını yemeyi göze alarak, "Aslında o kadar da kötü değilmiş..." demesidir.
Çünkü felaket dükkânının kepenklerinin kapanması ihtimali doğar.
Bizde de buna benzer tezgâh açmış bir "siyasi esnaf zümresi" var.
Kötümserlik bunlarda ekmek kapısından da öte dünya görüşüne, hatta tapınağa dönüşmüş durumda.
Aslında "kötümserlik" de değil, düpedüz felaket sevdası.
Demem o ki mesele sıradan bir muhalif refleksle izah edilemeyecek kadar vahim.
O kadar ki, Fetullah'ın o meşhur "Evlerinize ateşler yağsın" bedduası yerde kalmasın diye "Malatya'da bu yıl kayısıları don vurdu, hiç kayısı yok!" veya "Trafik kazaları arttı..." diyen o FETÖ'cüler kadar irrasyonel hâl almışlar.
Vaktiyle ünlü bir adamları bu hâllerini şu veciz ifadeyle özetlemişti: "Bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa bizim bu hükümeti alkışlayacak hâlimiz yok..."
Yazık ki alkıştan geçtik, atmadıkları pislik kalmadı.
***
Marmaray'a da önce Ecevit'in projesiydi dediler, ardından da "Tarihi miras yok edildi" diyerek karaladılar.
En son bıraktığımda "İmamoğlu yaptı" diyorlardı.
Fabrikayı teşvikle, ihracat artışını hileyle, duble yollar yapmayı rantla, şehir hastanelerini israfla, enerji yatırımını çevre felaketiyle izah etmek için kırk dereden su getirdiler.
Tamam, memleket güllük gülistanlık değil, en azından hayat pahalılığı herkesin malumu.
Fakat bir yerde uçak rötar yapınca havacılık sektörü kökten çökmez. Bir fabrikanın üretimi aksayınca sanayi tarihe gömülmez. Sivas'a hızlı tren yapılacak diye de "göç felaketine" yol açmaz. (Gülmeyin, gerçekten bunu bile söylediler.)
***
En sevdikleri şey memleket yandı, bitti, kül oldu mavalı okumak. En nefret ettikleri de ferahlatıcı, güzel olan her gelişme.Bu nedenle iyi olanda her daim bityeniği arar, doğru olanı küçümser, güzel olanı karalarlar.
Lakin asıl korktukları şudur:
"İntihar Dükkânı" romanındaki küçük Alan misali, içlerinden birinin "gizli AKP'li" yaftasını yemeyi göze alarak, "Aslında o kadar da kötü değilmiş..." demesidir.
Çünkü felaket dükkânının kepenklerinin kapanması ihtimali doğar.