İzlemeye devam edin
Giriş Tarihi:
İran'ın başında Batı'nın cehennem kütüğü olası Şah Rıza'nın o veledizinası olsaydı, Türkiye'de de o "neomandacılar" yönetimi ele geçirselerdi ne olurdu?
Sizi bilmem ama benim cevabım gayet net:
Ne 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması'nı ipleyen olurdu ne de o kadim komşuluğu.
Küresel efendilerin aşerdiği vekâlet savaşları başlar, İran ve Anadolu coğrafyası enkaza dönerdi.
Kissinger'ın 11 Eylül saldırılarının ardından dile getirdiği "Bundan sonra çatışma Müslümanların arasında olmalıdır..." şeklindeki umudu da gerçekleşmiş olurdu. İşbu eski ABD Dışişleri Bakanı, "Türkiye'nin mi kazanmasını istersin İran'ın mı?" sorusunu da hiç düşünmeden "İkisinin de kaybetmesini isterim" cevabını verirdi. Zira Irak-İran Savaşı için böyle demişti.
Zaten FETÖ 15 Temmuz'da Türkiye'yi ele geçirseydi her şeyden evvel olacağı buydu. Yani Türkiye-İran savaşı başlayacaktı.
Hâliyle...
ABD şimdiki gibi İran'la savaşıp da silah stoklarını, füzelerini tüketmek zorunda kalmayacak, bölgedeki üsleri vurulmayacak, askerleri de öldürülmeyecekti. Malumunuz, Türkiye kısa süre önce NATO zirvesine ev sahipliği yapmış ve bildirgede İran'a karşı sert bir tutum sergilenmişti.
NATO'nun "patronu" mesabesindeki ABD Başkanı Trump'ın İran'a yeniden saldırı emrini Ankara'dan vermesi oldukça manidardı.
Fakat, şükür ki şükür, "küresel bozguncuların" beklediği kaos veya gerginlik oluşmadı.
Tam aksine...
İran, Erbil ve Süleymaniye'yi vurdu, ardından da Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile İran Savunma Bakan Vekili Tuğgeneral Seyyid Mecid İbn Rıza arasındaki telefon görüşmesinde "İslam Dünyası Güvenlik İttifakı" konuşuldu.
Erdoğan döneminin Türkiye'si artık, kendi coğrafyasının kaderini yine bu coğrafyanın aktörleriyle tayin etme iradesi gösteren bir "lider ülke" dirayetine sahiptir.
Temmuz 2026'daki NATO Zirvesi'nde F-35 ve S-400 süreciyle ilgili gelen bir soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bizi izlemeye devam edin..." şeklinde verdiği cevabın ne anlama geldiğini kimse anlamamıştı.
İzlemeye devam edin, anlayacaksınız.
Sizi bilmem ama benim cevabım gayet net:
Ne 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması'nı ipleyen olurdu ne de o kadim komşuluğu.
Küresel efendilerin aşerdiği vekâlet savaşları başlar, İran ve Anadolu coğrafyası enkaza dönerdi.
Kissinger'ın 11 Eylül saldırılarının ardından dile getirdiği "Bundan sonra çatışma Müslümanların arasında olmalıdır..." şeklindeki umudu da gerçekleşmiş olurdu. İşbu eski ABD Dışişleri Bakanı, "Türkiye'nin mi kazanmasını istersin İran'ın mı?" sorusunu da hiç düşünmeden "İkisinin de kaybetmesini isterim" cevabını verirdi. Zira Irak-İran Savaşı için böyle demişti.
Zaten FETÖ 15 Temmuz'da Türkiye'yi ele geçirseydi her şeyden evvel olacağı buydu. Yani Türkiye-İran savaşı başlayacaktı.
Hâliyle...
ABD şimdiki gibi İran'la savaşıp da silah stoklarını, füzelerini tüketmek zorunda kalmayacak, bölgedeki üsleri vurulmayacak, askerleri de öldürülmeyecekti.
***
NATO'nun "patronu" mesabesindeki ABD Başkanı Trump'ın İran'a yeniden saldırı emrini Ankara'dan vermesi oldukça manidardı.
Fakat, şükür ki şükür, "küresel bozguncuların" beklediği kaos veya gerginlik oluşmadı.
Tam aksine...
İran, Erbil ve Süleymaniye'yi vurdu, ardından da Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile İran Savunma Bakan Vekili Tuğgeneral Seyyid Mecid İbn Rıza arasındaki telefon görüşmesinde "İslam Dünyası Güvenlik İttifakı" konuşuldu.
***
Bu ittifak arayışını, Batılı efendilerin gözlerine bakarak hizalanan o eski "uydu ülke" refleksinden sıyrılmanın göstergesi olarak okumak lazım gelir.Erdoğan döneminin Türkiye'si artık, kendi coğrafyasının kaderini yine bu coğrafyanın aktörleriyle tayin etme iradesi gösteren bir "lider ülke" dirayetine sahiptir.
Temmuz 2026'daki NATO Zirvesi'nde F-35 ve S-400 süreciyle ilgili gelen bir soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bizi izlemeye devam edin..." şeklinde verdiği cevabın ne anlama geldiğini kimse anlamamıştı.
İzlemeye devam edin, anlayacaksınız.