Muttali olduğum an şaştım kaldım. Hatta bu olsa olsa ya "shitpost" ya da "meta-mizahtır" dedim.
Yanlışmışım ki ne kadar!
Olayımız
Marmara Cezaevi'nin kapısında başlıyor. Kahramanımız, iki küçük çocuk annesi avukat bir anne. Müvekkilini savunmak için içeri girerken görevlilerin uyarısıyla Mercedes anahtarını x-ray cihazına bırakıyor.
Ancak hesap etmediği bir şeye maruz kalıyor: Gözlemci gazeteciye!
Zira, işbu gözlemci gazeteci Ruşen Çakır, x-ray cihazının üzerinde "sahipsiz" Mercedes anahtarı görünce, arkadaşı
İsmail Saymaz'ın sanıp alıyor. (Allah herkese İsmail gibi arkadaş nasip etsin, işine yarayacak bir şeyini "bulunca" teklifsiz cebine indirebiliyorsun.)
Gelgelelim, hikâyenin orijinalliği anahtarın İsmail'e ait olmadığı anlaşıldıktan sonra başlıyor.
***
Normalde her insan evladı başkasına ait bir anahtarı yanlışlıkla aldığını fark edince kapıdaki güvenliğe geri döner, değil mi?
Ruşen Çakır öyle yapmıyor.
Ya?
"Çıkarken aldım" diyor, "İsmail Saymaz'ın zannettim; aşağı inince ona uzattım al diye, o da benim değil deyince, devam ettim gittik..."
Fakat hakkını teslim edelim, en azından yaptığını itiraf ediyor. Öyle
Cem Küçük gibi sıkışınca ne sersem sepet iftira atıyor ne de "Ama o avukat kadının saçları çok uzundu..." yollu "ad hominem" şapşallığına tenezzül ediyor.
Lakin müfteriye nazaran çok orijinal.
Hem de geri dönüp mahsur bıraktığı kadına anahtarını vererek özür dileyeceğine, "Bana ne! Maslak'tayım, gelsin alsın..." diyecek kadar!
***
Gezi döneminde de yıllar yılı çalıştığı
NTV'nin canlı yayın aracı vandalizm kurbanı olduğunda orijinalliğini sergilemişti.
O kadar ki
Can Dündar'la mezkûr aracın önünde gerine gerine poz vermişti.
Can Dündar da az orijinal değildi hani. "TOMA'nın altına yatacağım" diyerek olay yerinden uzaklaşmış, İstanbul'daki tüm TOMA'ların altında aranmış, zinhar bulunamamıştı.
Ne ki, iki çocuklu bir anneyi o buz gibi soğukta mağdur ettiği için normalde üzülmesi gereken
Ruşen Çakır'ın akıl almaz bir aymazlıkla, "Bana ne! Maslak'tayım, gelsin alsın..." demesi, orijinallikte kimseciklerin onun düzeyine ulaşamayacağını gösteriyor.
Kuvvetle muhtemel bu "ulaşılmaz orijinalliğini" diş gıcırdatır şeklindeki o "sinsi gülüşü" eşliğinde gerçekleştirmiştir.
Bilirsiniz, "sıkılmış diş gülümsemesi" psikolojide "bastırılmış duygu" göstergesi kabul edilir. Kişi gülümser ama çenesini serbest bırakmaz; bu da kontrolü elden bırakmak istemediğinin kanıtıdır.
Kontrolü kaybettiğinde görüyorsunuz işte, boşta anahtar görünce ne yaptığını.