244 Gazeteci Batı'da Hayatını Kaybetseydi Dünya Ne Yapardı?
"Je suis de Gaza" (Ben Gazze'denim)
Düşünün…
Paris'te, Berlin'de ya da Londra'da bir saldırı yaşansa ve 244 gazeteci hayatını kaybetseydi…
Dünya yerinden oynardı.
Birleşmiş Milletler olağanüstü toplanır, ABD'den Almanya'ya kadar tüm liderler "basın özgürlüğü demokrasinin temelidir" diyerek gözyaşları içinde kameraların karşısına geçerdi.

Dünyanın başkentlerinde özgürlük nöbetleri tutulur, ölen gazeteciler için anıtları dikilir, okullarda "özgür basın" konulu dersler işlenirdi.
Ya Gazze'de ölen meslektaşlarımız için ne yapılıyor? HİÇBİR ŞEY!
Mesele Filistin olunca, tablo değişiyor.
Soykırımcı İsrail'in sistematik saldırıları boyunca 244 gazeteci şehit edildi.

Evet, yanlış duymadınız: İki yüz kırk dört!
Bu rakam tarihte hiçbir savaşta görülmedi.
Ben bu yazıyı yazarken bile yine bir yerde İsrail bombaları ile meslektaşlarımız
öldürülmüş olabilir.
Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de, Ukrayna'da gazeteciler hedef oldu ama böylesi bir toplu kıyım hiçbir yerde yaşanmadı.
Hem de teknolojinin zirvede olduğu bir süreçte.
Ve Batı, bütün bu ölümleri "üzgünüz" diyerek geçiştiren İsrail'in açıklamalarını utanmadan kabul etti.
Aynı Batı, 2015'te Charlie Hebdo saldırısında 12 kişinin ölümü üzerine ayağa kalkmıştı.
Paris sokaklarında kol kola yürüyen dünya liderlerini hatırlayın:
Merkel, Cameron, Abbas ve hatta Gazze Kasabı Netanyahu bile oradaydı.
"Je suis Charlie" (Ben Charlie'yim) bu sloganı atıyorlardı o zaman.
Peki şimdi kimsin? Katil mi, mazlum mu?
O gün basın özgürlüğü adına verilen mesajların hiçbiri bugün Filistinli gazeteci kardeşlerimiz için verilmedi.
Çünkü mesele, basın özgürlüğü değil; mesele kimin öldüğü, kimin öldürdüğü. Kimin özgürlüğü.
ABD, İngiltere ve Almanya, her fırsatta "demokrasi" ve "ifade özgürlüğü" nutukları atıyor ama
konu İsrail'e olunca adeta sessizliğe gömülüyor.
Hatta daha da ötesi, İsrail'in "şımarık çocuk" tavırlarına sınırsız destek veriyorlar.
Çünkü Ortadoğu'da bu şımarıklığın arkasında durmak, onların çıkarına hizmet ediyor.
Bir kişi hariç.
8 senedir Reuters Haber Ajansı'nda foto muhabirliği yapan Valerie Zink dikkat çeken bir hareket yaptı ve Filistin'de katledilen
gazetecileri görmezden gelen Batı medyasına tepki olarak "Gazze'deki gazetecilere ihanet etmeleri ve 245 meslektaşımızın öldürülmesinde
sorumlu olmaları nedeniyle Reuters için çalışmaya devam edemem."
açıklamasını yaparak basın kartını yırtıp attı.

Bugün Filistin'de gazeteciler sadece kurşunla değil, sessizlikle de öldürülüyor.
Kalemleri susturuluyor, kameraları parçalanıyor, sesleri boğuluyor.
Ama daha ağır olan, Batı'nın çifte standardı…
Çünkü onlar için gazeteci olmak, Avrupa'da geçer akçedir.
Filistinliysen, öldüğünde "yanlışlıkla vurulmuşsundur."
Ortadoğu'da "2x2:4" etmiyor! Orada matematik formülleri biraz farklı maalesef.
Tarihin hiçbir döneminde bu kadar gazeteci hedef alınmamıştı.
Bu sadece gazetecilere değil, hakikatin kendisine açılmış bir savaştır.
Ve Batı bu savaşta tarafını seçmiş durumda: İsrail'in yani zalimin yanında, gerçeğin karşısında.
Şimdi bir kez daha soruyorum: Eğer 244 gazeteci Avrupa'da hayatını kaybetseydi dünya ne yapardı? Bence hepimiz cevabı çok iyi biliyoruz.

Hüsam el-Mısri, Muhammed Selame, Meryem Ebu Dekka, Muaz Ebu Taha ve Ahmed Ebu Aziz, Enes El Şerif ve daha nice Filistin'de hayatını kaybeden
meslektaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum...Ruhları şad olsun. Onlar Filistin'in özgür olduğu günleri göremedi belki ama bir gün Filistinli diğer çocuklar
muhakkak görecekleri. Yürekten inanıyoruz buna.
Yaşasın Filistin,
Yaşasın Filistinliler,
Yaşasın Gazze.


