Fonlar tasfiye edilirken hassas hukuki sorular!
Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
Acaba diyorum... Klâsik çözüm yöntemlerini de aşarak örneğin, "Fon Çözümleme ve Tedrici Tasfiye Kanunu" mu hazırlansa? Öyle ya... Amaç, yalnızca fonları tasfiye etmekten ibaret kalmayacak. Fonların arkasındaki ekonomik ilişkiler ağını da ortaya çıkarmak gerekecek. Böylece, mevcut ve sonradan yaşanabilecek sorunları çözmek, varlıkların değerini korumak, geri kazanılabilecek değerleri sisteme kazandırmak ve hakiki yatırımcılar bakımından nihai ekonomik kaybı en aza indirmek mümkün olabilecek.
Kabul edelim ki bugünkü fon probleminde mesele yalnızca "131 fonu nasıl tasfiye edeceğiz?" sorusundan ibaret değil. Neden? Çünkü fonların arkasında;
Portföy yönetim şirketleri
Fonların aldığı veya sattığı menkul kıymetler
İlişkili şirketler
Fon-şirket arasındaki para ve varlık hareketleri
Gerçek ve tüzel yatırımcılar
Aracı kurumlar
Takasbank/Merkezi Kayıt Kuruluşu/TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu) işlemleri,
Sorumlu kişilerin malvarlıkları
Varsa üçüncü kişilere yapılan transferler gibi birbirine bağlı çok sayıda unsur bulunuyor.
Kanımca, "Fonları kapat, varlıkları sat, kalan parayı yatırımcıya dağıt" modeli ilerleyen günlerde yetersiz kalabilir. Bana göre, olayın tamamını görebilen ve gerektiğinde varlıkları takip ederek geri kazanabilen özel bir mekanizma kurulmalı. Fon kapanından çıkış stratejisinde, denklemin bilenenleri yanında bilinmeyenlerini de açıklığa kavuşturmak için şu başlıklar bütüncül biçimde masaya yatırılabilir.
Gerçek mali durumun tespiti
Fonlar- Portföy Yönetim Şirketleri bağlantılı işlemlerin koruma altına alınması
(Şu an TMSF üzerinden düşünüldüğü gibi) Tek çözümleme havuzunun tesisi
Varlık bilançosunun netleştirilmesi
Normal-Şüpheli ve Geri Alınabilir işlemlerin ayrılması
Varlıkların ve değerinin korunması
Alacakların tahsili
Geri alınabilir varlıkların kurtarılması
Hak sahiplerinin belirlenmesi ve ilk ödemelerin yapılması
Sonradan tahsil edilen varlık veya değerlerin ek dağıtımı
Nihai kapanış.
SPK, 17 Eylül'deki kararıyla söz konusu fonları TEFAS'ta işleme kapattı. Banka dışındaki alım ve iade işlemleri durduruldu. Ancak sonrasında yayımlanan bültende, ihbarlı fonlar bakımından 17 Eylül saat 13.30 sınırı getirildi.
Belirsizlik düğümü de burada atıldı! Zira yatırımcı şu mantığı işletti:
"Paramı çekmek için zamanında emir verdim. Emir sistemde. Fon tasfiye edilse bile talebimin özel statüsü var."
Fakat 28 Eylül'de SPK'nın yaptığı açıklama sanki bu tabloyu değiştirdi.
Kurul, 17 Eylül günü TEFAS'a iletilen tüm talimatların iptal edildiğini bildirdi. Bu talimat sahiplerinin, tasfiye sonunda kalacak bakiyeden katılma payları oranında ödeme alacaklarını duyurdu. SPK'ya göre; 16 Eylül saat 13.30 sonrası ile 17 Eylül saat 13.30 öncesi verilen emirler, aynı gün sonu fiyatına tâbi. Fonlar, 17 Eylül'de TEFAS'ta kapatıldığı için, o gün sisteme giren emirlerin tamamının fiilen işleme alınması mümkün olamazdı.
Ama bir soru yine de ortada duruyor:
"17 Eylül saat 13.30 sınırı neden konuldu?"
Eğer bu saat herhangi bir hukuki ve ekonomik sonuç doğurmuyorsa, 2026/61 sayılı bültende neden özellikle belirtildi?
Yok eğer bir sonuç doğuruyorsa, bu saatten önce verilen emirler neden daha sonra topluca iptal edildi?
Burada, "SPK hukuka aykırı davrandı" demek doğru olmaz. TEFAS'a verilmiş bir satış veya iade emrinin tek başına yatırımcıya karşı kesinleşmiş bir alacağı doğurduğunu söylemek için ilgili fonun izahnamesine, ihraç sözleşmesine, işlem kurallarına ve mevzuata birlikte bakmak gerekir.
Hassasiyet arz eden husus ise açıktır:
Fon portföyündeki varlıkların değeri düşebilir. Tahsil edilemeyen alacaklar çıkabilir. Tasfiye giderleri oluşabilir. Yatırımcıya dağıtılacak para azalabilir. Bu nedenle her emir için en az üç soru sorulmalıdır:
1- Emir verildiğinde yatırımcının hakkı neydi?
2- Emir iptal edilince hangi statüye sokuldu?
3- Bu değişiklik yatırımcıya ne kadar fark yarattı?
Cevaplar ortaya çıktığında hem hukuki tartışmanın hem de ekonomik hesabın gerçek boyutu daha net görülecektir.
Kabul edelim ki bugünkü fon probleminde mesele yalnızca "131 fonu nasıl tasfiye edeceğiz?" sorusundan ibaret değil. Neden? Çünkü fonların arkasında;
Portföy yönetim şirketleri
Fonların aldığı veya sattığı menkul kıymetler
İlişkili şirketler
Fon-şirket arasındaki para ve varlık hareketleri
Gerçek ve tüzel yatırımcılar
Aracı kurumlar
Takasbank/Merkezi Kayıt Kuruluşu/TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu) işlemleri,
Sorumlu kişilerin malvarlıkları
Varsa üçüncü kişilere yapılan transferler gibi birbirine bağlı çok sayıda unsur bulunuyor.Kanımca, "Fonları kapat, varlıkları sat, kalan parayı yatırımcıya dağıt" modeli ilerleyen günlerde yetersiz kalabilir. Bana göre, olayın tamamını görebilen ve gerektiğinde varlıkları takip ederek geri kazanabilen özel bir mekanizma kurulmalı.
***
Gerçek mali durumun tespiti
Fonlar- Portföy Yönetim Şirketleri bağlantılı işlemlerin koruma altına alınması
(Şu an TMSF üzerinden düşünüldüğü gibi) Tek çözümleme havuzunun tesisi
Varlık bilançosunun netleştirilmesi
Normal-Şüpheli ve Geri Alınabilir işlemlerin ayrılması
Varlıkların ve değerinin korunması
Alacakların tahsili
Geri alınabilir varlıkların kurtarılması
Hak sahiplerinin belirlenmesi ve ilk ödemelerin yapılması
Sonradan tahsil edilen varlık veya değerlerin ek dağıtımı
Nihai kapanış. ***
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın bu çetrefilli fon hadisesine el koyması, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında "Fon Koordinasyon Kurulu" oluşturması doğru hamle idi. Neden? Çünkü ilk günlerin telaşı ile SPK'dan, ileride farklı hukuki sonuçlar doğurabilecek arka arkaya açıklamalar geldi.SPK, 17 Eylül'deki kararıyla söz konusu fonları TEFAS'ta işleme kapattı. Banka dışındaki alım ve iade işlemleri durduruldu. Ancak sonrasında yayımlanan bültende, ihbarlı fonlar bakımından 17 Eylül saat 13.30 sınırı getirildi.
Belirsizlik düğümü de burada atıldı! Zira yatırımcı şu mantığı işletti:
"Paramı çekmek için zamanında emir verdim. Emir sistemde. Fon tasfiye edilse bile talebimin özel statüsü var."
Fakat 28 Eylül'de SPK'nın yaptığı açıklama sanki bu tabloyu değiştirdi.
Kurul, 17 Eylül günü TEFAS'a iletilen tüm talimatların iptal edildiğini bildirdi. Bu talimat sahiplerinin, tasfiye sonunda kalacak bakiyeden katılma payları oranında ödeme alacaklarını duyurdu. SPK'ya göre; 16 Eylül saat 13.30 sonrası ile 17 Eylül saat 13.30 öncesi verilen emirler, aynı gün sonu fiyatına tâbi. Fonlar, 17 Eylül'de TEFAS'ta kapatıldığı için, o gün sisteme giren emirlerin tamamının fiilen işleme alınması mümkün olamazdı.
Ama bir soru yine de ortada duruyor:
"17 Eylül saat 13.30 sınırı neden konuldu?"
Eğer bu saat herhangi bir hukuki ve ekonomik sonuç doğurmuyorsa, 2026/61 sayılı bültende neden özellikle belirtildi?
Yok eğer bir sonuç doğuruyorsa, bu saatten önce verilen emirler neden daha sonra topluca iptal edildi?
Burada, "SPK hukuka aykırı davrandı" demek doğru olmaz. TEFAS'a verilmiş bir satış veya iade emrinin tek başına yatırımcıya karşı kesinleşmiş bir alacağı doğurduğunu söylemek için ilgili fonun izahnamesine, ihraç sözleşmesine, işlem kurallarına ve mevzuata birlikte bakmak gerekir.
Hassasiyet arz eden husus ise açıktır:
Fon portföyündeki varlıkların değeri düşebilir. Tahsil edilemeyen alacaklar çıkabilir. Tasfiye giderleri oluşabilir. Yatırımcıya dağıtılacak para azalabilir. Bu nedenle her emir için en az üç soru sorulmalıdır:
1- Emir verildiğinde yatırımcının hakkı neydi?
2- Emir iptal edilince hangi statüye sokuldu?
3- Bu değişiklik yatırımcıya ne kadar fark yarattı?
Cevaplar ortaya çıktığında hem hukuki tartışmanın hem de ekonomik hesabın gerçek boyutu daha net görülecektir.