Milli medyanın damarı kesilirken!..
Giriş Tarihi:
TBMM'nin yeni yasama döneminde şimdi anlatacağım konuyu ciddiyetle ele alması "yeni,etkin ve caydırıcı bir hukuki çerçeve çizmesi" gerekiyor. Dar alana sıkıştırılan yerli ve milli medya ile kamu kuruluşlarının karşı karşıya getirilmesi ise asıl tehlikenin görülmesini engelliyor.
Gelin, aşağıdaki denklemlere birlikte bakalım... Meseleyi hem milli güvenlik perspektifinden hem de milli medyanın sürdürülebilirliği yönüyle ele alalım.
Dezenformasyon-Toplumsal gerilim-Korku/ panik-Güven kaybı-Protesto görünümlü kaos- Kamu düzeninin bozulması!
Sahte içerik-Hükümetin hedef gösterilmesi- Hassas toplumsal kesimlerin sinir uçlarına basılması- Kutuplaşmanın tetiklenmesi-Sokak hareketliliği ve maalesef güvenlik güçleriyle çatışma!!!Özetle...
Sosyal medya olarak adlandırılan yabancı şirketler...
Milyonlarca kullanıcıya aynı anda ulaşabiliyor,
Algoritmalarla içeriğin görünürlüğünü etkiliyor,
Hangi içeriğin gündem olacağını yönlendiriyor...Oyun şöyle kuruluyor:
Kişi-İçerik tercihleri-Daha fazla benzer içerik- Öfkelendiren, şaşırtan, tartışma yaratan içerik yoğunlaşması-Daha fazla ekran süresi-Daha fazla reklam gösterimi... Haliyle yurtdışına akan milyarlar... ***
ABD'deki 29 eyalet, AB Brüksel kimliği ve tek tek üye ülkeler sosyal medya yapılanmalarının algoritmaları, bağımlılık yaratan kodlamaları, çocukların bilgi veya bilinç düzeyini istismarının yanı sıra, reklam piyasasındaki manipülasyon yöntemleri ile hesaplaşırken Türkiye'nin (hangi saikle olursa olsun) hareketsiz kalması kabul edilemez. Milli medyanın çığlığına bugün sağır kalanlar yarın meramının duyulmasını sağlayacak organik mecra da bulamaz!Göz göre göre süren güncel kurguda...
Google, Meta, YouTube, TikTok gibi platformlar, kullanıcı trafiğinin önemli bölümünü profesyonel kurgularla kendilerine çekerek oluşturdukları dijital reklam pastasının kaymağını yiyor.
Yerel medya, içeriğin üretim maliyetini üstlenirken, reklam gelirinin önemli kısmını sosyal medya şirketleri vakumlayıp, kaynağı ülkesine aktarıveriyor.
Yerli ve milli medya kuruluşları, "muhabir, editör, yazar, basım-dağıtım, stüdyoyayın maliyetlerini" taşırken; sosyal medya platformları "kullanıcı verisi ve algoritmik hedefleme" sayesinde reklam verenleri yörüngesine çekebiliyor.
Reklam hasılatı, asıl içerik üreticisi yerine küresel karteller arasında paylaşılıyor!Kısacası...
Milli medyamız bir yandan sosyal medyanın trafik ve içeriğini temin eder konumda bırakılırken diğer yandan da ilgili platformun trafik dağıtım kararlarına bağımlı hale getiriliyor. Reklâm gelirinden de mahrum bırakılıyor. ***
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (yani Kırmızı Kitap) sosyal medya şirketleri ve bumecralar üzerinden yürütülen toplumsalolayları örgütleme faaliyetlerini risk unsuru olarak tanımlıyor. Sosyal medya mecralarını; iletişim aracı olmanın ötesinde "asimetrik etkiunsuru" olarak da değerlendiriyor.
Örneğin...
Toplumsal fay hatlarında kırılganlık yaratacak suni imalât video ve görsellerin hızla yayılması,
Etnik, dini, siyasi veya sosyo-ekonomik hassasiyetlerin algoritmalar aracılığıyla kutuplaştırılması,
Mahkeme kararları ile veri güvenliği taleplerinin ifade özgürlüğü bahanesiyle reddedilerek devlet otoritesinde zafiyet yaratılması...Yukarıdaki durumlara karşı bir nebze yasal ve idari tedbirler getirilmiş olsa da... Milli medyayı ayakta tutan reklâm geliri ve telif hakları için adım atılmazsa değil yarın yarından da yakın hakikaten geç olacak!