Paralel CHP Paralize CHP!
CHP'lilerin, CHP'lilerle iç savaşı olarak başlayan halen CHP'lilerle CHP'lilerin yüksek yoğunluklu mücadelesi olarak devam eden süreç gösteriyor ki… Şu an "İki ayrı CHP" var. Bu "Paralel CHP" tablosu ise pek çok şeye gebe! Ve tecrübe ile sabit ki "paralel yapılar" önce "paralize eder", sonra "kopuşlar"yaşanır.
İstinafın, mutlak butlan kararı sonrası, "mutlak buhran" kulvarına giren CHP, çelişkiler yumağında bocalamaya da başladı. Öyle ya "Yetki" Kemal Kılıçdaroğlu'nda ama "Kitle" (şimdilik) Özgür Özel'de!
Belli ki Kılıçdaroğlu, pire için yorganı yakmayı göze almış. Ona göre, pireli yorganla yatmak mümkün değil!
Belli ki Özel (aslında Ekrem İmamoğlu) CHP'deki siyasi kör düğümün olağan yöntemlerle çözülemeyeceğinin farkında ve İskender misali tek vuruşla (kurultayla) düğümü çözme iddiasında.
***
Biliyoruz ki… Siyaset yapanların öncelikli amacı, siyasette var olmaktır. Bugün itibariyle CHP adına fiyakalı sözler söyleyen kimi isimlerin "şahsi gelecek kaygılarını" da hesaba katmak gerek. Hakikaten, CHP'nin geleceği adına mı kaygılılar yoksa perde arkasında "kişisel ikballerini" mi düşünüyorlar?
Veya…
Kılıçdaroğlu'na yakınlığı ile bilinen bazı milletvekillerinin saf değiştirmesinin nedeni "etik ölçütler midir yoksa bireysel bagajları mıdır?" Hali hazırda Kemal Bey'in yönetiminde yer almak istemeyen vekillerin doğrudan veya dolaylı olarak Ekrem İmamoğlu dönemi ile ilişkileri, bir takım ihale süreçlerinde yer alıp almadıkları dikkatle değerlendirilmek durumunda. Yani, Kılıçdaroğlu, CHP delegelerinden sonra bu kez kendisine müzahir CHP'li vekillerin "irade fesadına" uğrayıp uğramadığını görmek zorunda!
***
Bir diğer mesele de şu:Butlan kararını tanımadığını ilan eden Sn Özel'in, CHP Genel Merkezi'nde kurguladığı senaryo acaba neydi? Organik bir direniş mi sergilendi? Yoksa baştan itibaren "Baba ocağına polis giren CHP" söylemi üzerinden "mağduriyet hatta meşruiyet" tasarımı mı yapılmıştı? Ben, Özel ve ekibinin CHP Genel Merkezi'nin cebri icra yoluyla boşaltılmasını yüksek ihtimal olarak görmediklerini ama fiili durumu lehe çevirme oyunu oynadıkları kanaatindeyim. Elbette, 24 Mayıs 2026 ile 19 Mart 2025 birbirinden farklı motivasyonları içeriyordu. 19 Mart'ta Saraçhane'de organize edilen işler, Ankara'da birilerinin arzu ettiği kadar gerçeklemedi. İl ve ilçe örgütleri harekete geçirilmek istendi ama umulan olmadı. Neden? Çünkü 19 Mart'ta, CHP'nin (proje) cumhurbaşkanı adayı imajını ön plana çıkaran taban tetiklemesi vardı. 24 Mayıs'ta ise CHP ile CHP'nin hesaplaşması yaşandı.
***
Ve nihayet, AK Parti'nin tutumu…Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in dünkü basın toplantısında değindiği başlıklar, görünür gelecek için ip uçları içeriyordu. Kanımca Özel ve ekibi, TBMM'ye taşıdıkları sözde genel merkezlerini bayram sonrası sokağa taşımaya çalışacak, Kılıçdaroğlu ile birlikte AK Parti karşıtlığını da pekiştirmeyi deneyecekler!
Peki, bütün bu olup bitenlere Çelik ne dedi?
Başlangıçta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı hedef alan seviyesiz üsluba set çekti:
"Sn Cumhurbaşkanımız bizim kırmızı çizgimizdir. Bu kırmızı çizgiye kimseyi dokundurtmayız!"
Ardından; Cumhurbaşkanımızı, AK Parti'yi ve Cumhur İttifakını, CHP'nin çamur siyaseti yapılan minderine çekme girişimlerine karşı duruşu netleştirdi.
"CHP'lilerin CHP'lilerle iç çatışması, kasti biçimde AK Parti üzerinden yürütülmeye çalışılan yalan siyasetine dönüştürülmek istendi! AK Parti, Cumhur İttifakı ya da diğer muhalefet partileri bu olayın tarafı değillerdi. Halen de biz bu olayın herhangi bir yerinde değiliz… Sn Özel diyor ki 'siyaset yargı eliyle dizayn ediliyor!' Yargısal aktivizm ve yargı vesayeti yoluyla siyasetin dizayn edilmesi anti-siyasettir. Demokrasiye aykırıdır. Bunun mücadelesini biz verdik. Yargısal aktivizme karşı olduğumuz kadar siyasetin; yolsuzluk ve siyasi çökme yoluyla dizayn edilmesine de karşı çıktık!"