Nihat Hatipoğlu
Nihat Hatipoğlu

Mevlit Kandili’niz kutlu olsun

Pazartesiyi salıya bağlayan gece Mevlit Kandili'dir. Yani Hazreti Peygamber'imizin dünyayı şereflendirdiği gecedir. Hazreti Peygamber'in dünyaya gelmesi, dünyadaki en önemli dönüm noktasıdır. Zira 40 yaşından sonra kendisine vahiy gelmeye başlayınca şirk toplumunun bütün kurduğu zulüm binasının bütün duvarlarını yıkmaya başladı.
Köleleri azat etmeyi teşvik etti. Onları özgürleştirdi, kucakladı. Diri diri gömülen kız evlatlarını hayata kattı. Ellerini uzattı ve onları topraktan çıkardı. Çaresiz anneleri sevindirdi. Gözyaşlarını dindirdi.

ÜMİTSİZLERE ÜMİT AŞILADI
Putların hâkimiyetine son verdi. Artık puta tapıcılık tarihe karıştı. Allah'tan aldığı vahiyle kumarı, haram para ve kul hakkı olarak isimlendirdi. İçkiyi yasakladı. Faizi haram olarak ilan etti.
Vicdana çağrı yaptı. Aklı çalıştırın dedi. Bağnazlıktan uyandırdı. Çaresiz olanlara çare oldu. Dünyanın haritasını değiştirdi. Ümitsizlere ümit aşıladı. Sevgiyi yaydı. Haksızlık edenden intikam almadı. Kin ve nefreti toprağa gömdü. Gülümsemeyi öğretti.
Yalana dolana ve talana müsaade etmedi. "Helal kazanacaksın, helale harcayacaksın" dedi. Dediğini de önce O, kendinde uyguladı. Kadın dövmeyi acizlik olarak niteledi. Kadına itibar kazandırdı. Erkek ve kadını kanun, hukuk ve dini hassasiyette eşitledi.
Yaradılışı anlattı. Yaradılışın gizemini öğretti. Kalplere dokundu, manevi ışık oldu. Allah'ı sevmeyi öğretti. "Beni fazladan abartmayın" dedi. "Ben Allah'ın bir kulu ve elçisiyim" buyurdu.

UYUYANLARI UYANDIRDI
Mütevazı yaşadı, mütevazılıkta zirve oldu. İz bıraktı. Önceki izleri sildi, silkeledi. Allah'ın herkesin ve her şeyin Rabbi olduğunu anlattı. "İlahınız tek bir ilahtır (Bakara, 163)" ayetini buyurdu.
Uyuyanları uyandırdı. "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" buyurdu. İki âlemi yaklaştırdı. Kıyamet kopacakken elinizde bir filiz varsa onu ekin buyurdu. "Meyvelerde kurt ve kuşların da hakkı var" buyurdu.
Her buyruğuyla binlerce boşluğu doldurdu. Ama ne yazık ki yeterince tanıtılmadı. O'na ihtiyacımız her gün daha da çoğalıyor. Salat ve selam olsun O'na.

Not: 24 Ağustos Pazartesi gecesi saat 00.20'de ATV ekranlarında Mevlit Kandili özel programında buluşalım.


Hazreti Peygamber vicdanı anlatıyor
Vâbısa bin Ma'bed (RA) anlatıyor: "Bir gün Resul-i Ekrem'in (SAV) huzuruna vardım. İyilik ve kötülük hakkında sorular sormak istiyordum. Bir baktım ki, yanında büyük bir kalabalık var. İnsanları yararak ilerlemeye çalıştım. Bana bazıları 'Vâbısa, Resulullah'tan uzak dur, buradan uzaklaş!' dedi.
Ben ise 'Ben Vâbısa'yım, bırakın da ona yaklaşayım. O benim en sevdiğim insan, ona yaklaşmalıyım!' diyordum. Resul-i Ekrem bana, 'Yaklaş Vâbısa!' buyurdu. İyice yaklaştım, hatta dizim onun dizine değdi.
Allah'ın Elçisi bana, 'Bana neyi sormaya geldiğini sana ben mi söyleyeyim, yoksa sen mi söylersin?' diye sordu. Ben de, 'Ey Allah'ın Resûlü! Sen söyle!' dedim. 'İyilik ve kötülüğün ne olduğunu mu sormaya geldin?' buyurdu. 'Evet' dedim.
Üç parmağını birleştirerek göğsüme vurdu ve şöyle buyurdu: 'Vâbısa! Kalbine danış! İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını onayladığı şeydir. Kötülük ise kalbi tırmalayan, başkaları sana yap diye fetva verse bile içe sinmeyen şeydir!'"


'Ehlibeyte saygıyla emrolunduk'
Zeyd bin Sabit (RA) büyük sahabedendir. Kuran-ı Kerim'i en güzel okuyan ve en güzel uygulayanlardandı. Bir gün annesi vefat etti. Cenaze namazı kalabalıktı. Cenazeyi defneden kalabalık dönüyordu. Oradakiler, Zeyd bin Sabit'e binsin diye binitini getirdiler. Hazreti Peygamber'in amcası olan Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah yerinden kalkarak Zeyd bin Sabit'in binitinin üzengisine yapıştı. Bunu gören büyük sahabi Zeyd bin Sabit hemen itiraz etti. Şöyle dedi: "Ey Resulullah'ın amca oğlu! O üzengiyi bırak. Senin binitimin üzengisini tutmanı kabul edemem."
Abdullah bin Abbas (o da büyük âlimlerdendi), "Biz âlimlere böyle saygı duyarız. Hürmet ederiz" cevabını verdi. O anda Zeyd bin Sabit eğilip Hazreti İbni Abbas'ın elini öptü ve şöyle dedi: "İşte biz de Resulullah'ın ehlibeytine böyle saygı duymakta emrolunduk."
İnsanların birbirlerinin açıklarını aradığı, birbirleriyle uğraştıkları, haset, kin, nefret ve çekememezliğin devasa noktalara ulaştığı hasta kalplere, bu olaydan daha güzel bir ilaç olabilir mi?


Resulullah'ın gözyaşı
İBNİ Amr ibni As (ra) anlatıyor:
Bir gün Resul-i Ekrem (SAV), Hazreti İbrahim (AS) hakkındaki şu ayeti okudu: "Rabbim! Bu putlar insanların çoğunu yoldan çıkardılar. Artık kim bana uyarsa bendendir; kim de bana karşı gelirse, elbette Sen çok bağışlayan, koruyup gözetensin." (İbrahim, 14/36).
Ardından Hazreti İsa'nın (AS) Kuran'daki şu sözlerini söyledi: "Onlara azap edersen, onlar zaten Sen'in kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette Sen güç ve kudret sahibi, her şeyi yerli yerince yapansın." (Maide, 5/118).
Daha sonra Peygamber Efendimiz (SAV) ellerini açıp "Allahım, ümmetimi koru, ümmetime acı!" diye dua etti ve ağladı.
Bunun üzerine Allahu Teala, Hazreti Peygamber'in neden ağladığını bilse de sırf Peygamber'inin dilinden duyulsun diye Cebrail'e, "Cibril (AS), git Muhammed'e niçin ağladığını sor" buyurdu. Cebrail de (AS) O'na geldi ve niçin ağladığını sordu.
Resul-i Ekrem (SAV) ümmeti için duyduğu endişe yüzünden ağladığını söyledi. Zaten Allahu Teala onun niçin ağladığını çok iyi bilmekteydi. Cebrail (AS) aldığı cevabı Allahu Teala'ya iletince, Cenab-ı Hak ona şöyle buyurdu: "Cebrail, Muhammed'e git ve ona, 'Allah ümmetin hakkında seni razı edecek, seni asla üzmeyecek. Sen razı olacaksın' dediğimi söyle. (Müslim, İyman, 346).


Melekler Kuran'ı dinler
USEYD Kur'ân okursa! Asr-ı saadet dönemi... Hazreti Useyd bin Hudayr (RA) anlatıyor: "Bir gece evimin avlusunda Kuran okuyordum. Atım bir direğe bağlıydı. Ben Kuran okumaya başlayınca atım huysuzlaştı. Ben durdum, atım da sakinleşti. Okumaya başladım, hırçınlaştı. Kontrol ettim, atı rahatsız edecek bir şey yoktu. Bu hâl ben okudukça devam etti. Nihayet okumayı bıraktım. O an evimden yukarıya bir ışık kümesi yükseldi ve havada kayboldu. Sabah olanları Peygamberimize anlatınca, 'Onlar meleklermiş, seni dinlemeye gelmişler. Sabaha kadar okumaya devam etseydin, insanlara gözükeceklerdi' dedi." Melekler Kuran dinlemek için gökten yere iniyorlar. Meleklerin sevdiği şeyi sevmek istemez misiniz? Onlarla aynı ibadeti ve hassasiyeti paylaşmak istemez misiniz? Melekleşmek istemez misiniz?


Peygamberimize o dönemde iman eden yabancılar var mıydı?
HAZRETİ Peygamber Mekke'de doğdu, Medine'de vefat etti. Bu süreçte (vefatı yıllarında) Veda Haccı'nda 124 bin kişi Arafat'ta onunla buluştu. Sahabe oldular. Belli ki hacca gidemeyen on binlerce insan daha vardı. Kesin bir rakam vermek zordur. O yıllarda gayrimüslimlerden yüzlerce kişi belki de Efendimizle bire bir görüşmüş olabilir. Bazı kaynaklarda Arap olmayan ve sahabe olan şu isimler sayılmıştır: Habeşli Bilal (Habeşistanlı), Selmani Farisi (İran-Fars kökenli), Süheyb-i Rumi (Rum kökenli), Addas (Asur; Ninovalı), Ebu Huzeyfe'nin azatlı kölesi Salim. Ki bu zatın Türk olma ihtimali vardır. Kuran'ı en iyi bilenlerden biridir. Hatta Hazreti Ömer bıçaklandığında, "Bugün sağ olsaydı Salim'i halife yapardım" demiştir. Ebu Bekre, Caban el-Kürdi (Ebu Meymun), Kürt kökenli sahabe kabul edilir. Bazı kaynaklarda Zozan isimli bir Kürt sahabiden de bahsedilir. Görülüyor ki iletişimin olmadığı o yıllarda bile gelip de Hazreti Peygamber'i bulan ve iman eden her milletten sahabiler olmuştur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin