Nihat Hatipoğlu
Nihat Hatipoğlu

Osmanlı’da kadın vakfiyeleri

Vakfiyeler İslam'dan kaynaklanma birer merhamet hamlesidir. Birer iyilik hamlesidir. Sivil inisiyatifin, devletin yükünün bir kısmını yüklenme erdemidir. Osmanlı'da vakfiyeler büyük hizmetleri ifa etmişlerdir. Özellikle Osmanlılar döneminde vakfiyeyle sultanların eşleri veya valideleri ilgilenmişlerdir.
Bu vakfiyeler İslam'ın tevhid şuuruna uygun iş yaptılar. İnsan ayırmadılar. Belli bir zümrenin değil, bütün ümmetin yarasını sardılar. "Sen benden değilsin uzak dur" demediler. Zaten bunu dediklerinde varlık sebebini yitirirler.

BAŞKA AMAÇLA KULLANILAMAZ
İslam'da vakfiye; kişinin veya kurumun kendisine ait varlıkları insanların hizmetine bilabedel, yani maddi bir karşılık beklemeden adama işidir. Gaye; Allah'ın rızasını kazanmaktır. Halkın yarasını sarmaktır. Aç biilaç, gariban, yetim insanları kucaklamaktır. Hizmet ve iyiliği belli zümrelere değil, her mazluma ulaştırmaktır. Hatta bırakınız insanları, hayvanlara ait olan yemeyi, içmeyi, tedavi etmeyi görev bilen vakfiyeler kuruldu. Büyük işler yaptılar.
Vakfiyelerin en önemli özelliği, şartlı vakfiyelerde; menkul veya gayrimenkul bir metaı vakfeden kişinin "Bu mal şu amaçla kullanılacak" dediğinde buna riayet edilmesidir. Bu şarta aykırı hareket edildiğinde dini ve vicdani sorumluluk devreye girer. Yani; aşevi olarak bağışlanan bir yeri başka hizmetler için kullanamazsınız. Ancak uzun zaman geçer, vakfiye konusu uygulanamaz hâle gelir veya dönüştürülürse bu durumda vakfedilen mal vakfiyeye aykırı olmayan bir metaya dönüştürülebilir. Yoksa keyfi olarak değiştirilemez.

HER İHTİYACI KARŞILARLARDI
Bazı vakfiyeler camilerde tefsir, hadis gibi dini ilimleri, tahkikatları öğretmeye adanmıştı. Bazı vakfiyeler Buhari, Şifa-i Şerif okuturdu. Bazılarında çocuklara Kuran-ı Kerim ezberletilir, eğitilir ve yetişen çocuklara hediyeler verilirdi. Bazıları ise bekârları evlendirirdi. Bazılarında yetim ve fakir kızlara çeyiz hazırlardı. Bazıları da hayvanlara su, yem ve tedaviyle ilgilenirdi.
Erzak dağıtan vakfiyeler vardı. Borçluların borcunu öder, kalkmayan cenazeleri kaldırırdı. Bazı vakıflar terk edilmiş (lakit) çocukları sahiplenir, aile oluşturur, büyütürlerdi. Bazıları yolda kalanlara, iflas edenlere maddi yardım eder, borçtan dolayı hapse girenlerin borcunu kapatırlardı. Vakfiyeler hasta tedavi ettirir, camihan- hamam kurarlardı. Kısacası, sudan giysiye her türlü ihtiyacı karşılayan kuruluşlardı.

OSMANLI'DA VAKFİYE SAYISI
Tespitlere göre Osmanlı'da 26 bin vakıf kurulmuştur. Bu vakıfların 1400 tanesini kadınlara aittir. Bu haylice gurur vericidir.


KADIN SULTANLAR TARAFINDAN KURULAN VAKFİYELER
Sultanların (padişahların) anne, eş veya kız evlatları hatta gelinleri bu işe öncülük ettiler. Bu kadın sultanların vakfiyelerinin bir kısmını ve hizmetteki hedefleri şöyledir:

NURBANU VALİDE SULTAN: Atik Valide Sultan Camii ve imareti kurdu. Medreseler, hamamlar inşa ettirip garibanlara adadı.

MAHPEYKER KÖSEM VALİDE SULTAN: Yeni Cami'nin yapımını başlattı, Üsküdar Çinili Camii'ni yaptırdı.
Anadolu Kavağı Camii'ni inşa ettirdi. Yetim kızları evlendirme hamlesi başlattı. Hadis eğitimi verdirdi ve yüzlerce hayır işi yaptı.

HATİCE TURHAN SULTAN: Yeni Cami'nin inşaatını tamamladı. Ramazan ayında iftar ile sahur arasında bazı çeşmelerden bal şerbeti akıttı. Ballar Rize'de özel hazırlanır ve öyle payitahta getirilirdi. Hayır hasenat yapardı.

PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN: İstanbul Aksaray'da Valide Sultan Camii'ni yaptırdı. Ve Vedud Camii'ni inşa ettirdi.
Kütüphaneler kurdurdu. Kitap temin ettirdi. Okullar açtırdı. Öğrenci harcamalarına yardım etti. Bu noktada sivil bağışların önemli olduğunu söyledi.

MİHRİMAH SULTAN: Hacılara su ulaşımını sağlamak için kemerler yaptırdı.
Değişik kanallardan Taif'ten Arafat'a kadar su kaynakları temin edip hacılara ulaştırdı ki son derece zor ve külfetliydi.
Bu kemerlerin bir kısmı hâlâ ayaktadır. Mihrimah Sultan, Kanuni'nin kızıydı. Harun Reşid'in eşi Zübeyde Hanım'ın kemerle Taif'ten Arafat'a (90 km) su getirtmişti. Ancak zamanla bu kemerler yıkıldı. İşte Mihrimah Sultan bu kemerleri yeniledi. Kanalları yeniden onarttı. Huneyn'deki araziden de su getirtti. Mihrimah Sultan'ın 50 bin altın harcadığı söylenir. İşin dikkat çeken yanı ise bu tamirat işlerini aynı zaman diliminde Süleymaniye Camii'ni inşa eden Mimar Sinan'a yaptırmasıydı.

BEZMİÂLEM VALİDE SULTAN VAKFI: Birçok külliye ve cami yaptırdı.
Dolmabahçe'deki Valide Sultan Camii onun vakfiyesidir. Yani; yaptırdı ve hizmete adadı. Şam'dan tatlı suyu hacılara getirtti. Öyle hassas ve koruyucuydu ki; Saray'da hizmetkârlar kaza olarak bir şey kırdıkları zaman, çömleği bile onlara fatura etmeden karşılardı. Hizmetçiyi koruyup kolladı. Adıyla maruf olan, bugün de ayakta olan Bezmiâlem Hastanesi'ni kurdurdu. Tabii bu vesileyle Sultan Abdülhamid Han'ın İstanbul'a getirdiği suları unutmayalım. Elbette kadın sultanların kurdukları vakfiyeler sadece bunlar değil. Daha yüzlercesi vardır. Hürrem Sultan Vakfı, Melike Hatun Vakfı, Sultan 2. Mustafa ve Sultan 3. Ahmed'in annesi Emetullah Valide Sultan Vakfı, Emetullah Başkadın Vakfı, Mihrişah Valide Sultan Vakfı, Hatice Turhan Sultan Vakfı ve benzerleri sayılabilir. Bu sayı diğer kadın vakıflarıyla birlikte 1400'e ulaşmıştır.


Allah'a bağlılığın yansımasıydı
Vakfiyeler; defteri, sistemi, kuruluş amaçları, şartnamesi, gelir ve gideriyle hassas terazide tutulan önemli hayır hasenat merkezleriydi. Bencil değillerdi. Hiçbir kimse bu hizmetlerden alıkonmazdı. Sadece gelene değil gelemeyene de giderlerdi. Yetim çocukları evlendirdikleri gibi; her sabah ekmek dağıtan, çorba ikram eden vakıflar bile vardı. Vakfiyeler Allah'a bağlılığın bir yansımasıydı. Özünü Hz. Peygamber'in Medine'ye vakfettiği arazilerden alırdı. Hz. Osman'ın vakfettiği kuyulardan alırdı. Hz. Ebubekir ve diğerleri vakfiyeyi bu işte öncelik etmiştir.


Şükür nedir?
Bağdatlı Cüneyd'in dayısı olan büyük tasavvuf üstadı Sırrı Sokati, 7 yaşındaki yeğeni Cüneyd'e sordu: Oğlum şükür nedir? 7 yaşındaki Cüneyd cevap verdi: "Şükür, Allah'ın verdiği nimetleri isyan ve günahla kullanmamaktır."


La havle vela kuvvete illa billah
Cüneydi Bağdadi, bir gün Şibli'yi gördü. Şibli de bu yolu öncelik edindi. Yürekten sinirli bir şekilde "La havle vela kuvvete illa billah (güç ve kudret ancak Allah'a aittir)" cümlesini tekrarlıyordu. Hani biz de bazen kızdığımızda bu cümleyi kullanırız ya! Cüneyd, Şibli'ye "Sakin ol" dedi. "Can sıkıntısı ve kızgınlık hâlinde bu cümleyi kullanma. Yoksa Hak Teala bunu isyan sayabilir. Zira iyi niyetinle bu cümleyi kullan. Ama sinir hâlinde sakın."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin