Melih Altınok
Melih Altınok

AfD’den değil küresel faşizmden kork

Almanya'daki son seçimlerde AfD'nin sandıkları patlatması "Nazizmin yükselişi" klişesiyle değerlendiriliyor.
Yahudileri anlıyoruz, netice de tarihsel korkuları olabilir ama "bizimkilerin" de aynı dile sarılmasına ne buyrulur?
Türkiye'de de tıpatıp aynı haberler yapılıyor, bir örnek manşetler atılıyor. Ilımlı İslamcısından solcusuna manzara değişmiyor.
Oysa Almanya'daki seçim sonuçları faşizmin tırmanışına değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası tesis edilen ve 90'lardan itibaren altın çağına giren hikâyenin çöküşüne işaret ediyor.
Tabloya bakalım...
Nazilere benzetilen, başa gelirse Hitler gibi Almanya'yı savaşa sürükleyeceği söylenen AfD; silahlanma yarışında gaza basan ise mevcut iktidar. Almanya geçen yıl askeri harcamalarını yüzde 125 artırarak dünyanın en çok silahlanan dördüncü ülkesi konumuna geldi.
AfD'nin vaadi, dünya savaşları öncesi Almanya'nın içine girdiği militarizasyonu andıran bu süreci durdurup kaynakları sosyal politikalara aktarmak.
Alman halkı, hükümetin Rusya tehdidi paranoyasıyla Ukrayna'da girdiği savaşın faturasını enerji darboğazıyla ödüyor.
AfD yöneticileri, İngiltere başta olmak üzere NATO'nun Avrupa kanadından bağımsız politikalar geliştirmeyi vaat ediyor. Moskova'yla yürütülen soğuk savaşa son vereceklerini söylüyorlar. Böylece kışları Almanya'nın donmasına ve üretim maliyetlerinin artmasıyla oluşan hayat pahalılığına engel olacaklarını savunuyorlar.
On binlerce ABD askerinin bulunduğu Almanya'yı Pentagon'un üssü pozisyonundan kurtarmak neden faşizme meyletmek olsun ki?
Halihazırda nükleer enerjiye ve kapatılan kömür santrallerine dönüş için düğmeye basan da "yeşil enerji" geyiğine karşı çıktığı için doğa düşmanı ilan edilen AfD değil, yıllardır iş başında olan iktidarlar.
AfD'nin İslamofobik ve yabancı düşmanı olduğu iddialarına gelince...
Almanya'da imamları "Türk ajanı" diye kriminalize eden Alman hükümetinin destek verdiği yegâne grubun Süleymancılar olması, bu tartışmada bize çok şey anlatıyor. Partinin İslam'a yönelik dili, Avrupa'daki diğer devletlerin —örneğin Fransa'daki solcu Macron yönetiminin Müslümanlara yönelik uygulamalarının— yanında masum kalıyor.
Suriyelileri ve diğer yabancıları köle tüccarları gibi dişlerine bakarak seçen Almanya'daki iktidarların derdinin insanlık değil ucuz işgücü olduğunu da biliyoruz.
KKTC'yi ziyaret talepleri Şansölye Merz'in baskısıyla engellenen AfD'nin Türk kökenli Almanya vatandaşlarına ve Türkiye'ye yönelik olumlu tutumu da umut verici.
Sorsan KKTC'ye tatile bile gitmeyen Yeşil Cem de Türk mesela...
AfD'nin aileyi korumaya ve İstanbul Sözleşmesi–LGBT karşıtı perspektifinin, eşbaşkan Weidel'in eşcinsel olması üzerinden eleştirilmesi ise ayrı bir garabet. Weidel, eşcinselliğin bireyler için sorun teşkil etmediğini, ancak devletin bu konuyu teşvik etmeyeceğini söylüyor; bu da gayet tutarlı.
Evet, küreselci politikalara kim karşı çıkıyorsa faşist ilan ediliyor.
İtalya'ya istikrar getiren Başbakan Meloni'ye seçim döneminde de aynı muamele yapıldı. Bu yolla Fransa'da halk, aşırı sağ umacısıyla korkutuldu. Macron gibi bir oryantalist de yıllardır iktidarda tutulabildi...
Ne var ki mızrak çuvala sığmıyor. Pandemide gemi azıya alan küresel faşistlerin az gelişmiş ülkelerin geri kalmış aydınlarını hipnotize ettikleri anlatı çöküyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin