Türkiye’nin sınır ötesi güvenlik ağı
Giriş Tarihi:
Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nda harita yeniden çiziliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya'dan Somali'ye, Suriye'den Suudi Arabistan'a uzanan anlaşmalar ve mutabakatlarla Türkiye'nin bölgesel etkisini genişletiyor. Bu hareketlilik bazı çevrelerde "İsrail'i her yönden çerçeveleme" olarak okunuyor.
En güncel gelişme, Ağustos 2026'da Mekke'de Suudi Arabistan ve Pakistan'la imzalanan ortak savunma paktı oldu. Üç ülke, birine yapılacak silahlı saldırıyı hepsine karşı yapılmış sayacağını kararlaştırdı. Pakt, daha önce yayımlanan 31 maddelik ortak bildirinin üzerine kuruldu ve Türkiye'nin bölgesel ağının en güçlü halkalarından birini oluşturdu.
Bu zeminde diğer girişimleri de hatırlayalım:
Libya'daki deniz yetki alanları ve güvenlik düzenlemeleri Doğu Akdeniz dengelerini Türkiye lehine çevirdi.
Mısır'la normalleşme stratejik seviyeye yükselirken Libya, Sudan ve Somali dosyalarında koordinasyon arttı.
Sudan'da Egemenlik Konseyi'yle temaslar güçlendi.
Somali'deki askeri üs ve eğitim faaliyetleri sürdü.
Suriye'nin yeni yönetimiyle imzalanan askeri işbirliği ve ekonomik protokoller, Ankara'nın kuzey sınırındaki varlığını belirginleştirdi.
Ürdün ve Lübnan'la diplomatik yakınlaşma ile Kızıldeniz'de Suudi liderliğindeki deniz savunma oluşumuna katılım, ağı daha da genişletti.
Aynı dönemde Bağdat'la kritik bir mutabakat sağlandı. Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı için bir yıllık anlaşmayla günlük kapasite 750 bin varile çıkarıldı. İsrail'in Irak'taki olası hamleleri ve kuzeydeki Kürt gruplar üzerinden manevra arayışları konuşulurken bu petrol düzenlemesi hem ekonomik hem stratejik denge unsuru hâline geldi.
Tabloya Terörsüz Türkiye süreci de eklendi. Sürecin, İsrail'in PKK'yı Türkiye'ye karşı araç olarak kullanma ihtimalini de engellemek üzere şekillendirildiği yorumları yapılıyor.
Ankara'nın hedefi net: Doğu Akdeniz'de haklarını korumak, enerji ve ticaret yollarında söz sahibi olmak, Kızıldeniz'den Somali'ye etki alanını büyütmek.
Bunlar diplomatik adımların ötesinde somut bir varlık ağı oluşturuyor.
Resmi bir anti-İsrail ittifakı yok. Ancak Türkiye'nin Libya-Suriye-Somali-Irak hattındaki varlığı ile Suudi-Mısır-Pakistan koordinasyonu Tel Aviv'i rahatsız etti. İsrail basını ve bazı analistler bu ağı "kuşatma" diye nitelendirirken Tel Aviv karşılık verdi. Yunanistan ve Güney Kıbrıs'la işbirliğini 2026'da askeri plana dönüştürdü.
Netanyahu'nun "İmparatorluk hayali kuranlar unutsun" sözleri Ankara'ya yönelikti. Somaliland'ı tanıması ise Afrika Boynuzu'nda denge arayışıydı.
Trump etkisi de yadsınamaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump arasındaki kişisel diyalog, Ankara'ya diplomatik manevra alanı sağladı.
Sonuç olarak Türkiye'nin adımları, İsrail'in üçlü ittifakı ve bölgesel güç mücadelesi aynı çerçevede birleşiyor. Bölge daha çok kutuplu hâle geldi. Ankara'nın elinin güçlendiği, Tel Aviv'in de buna göre konumlandığı açıkça görülüyor.
En güncel gelişme, Ağustos 2026'da Mekke'de Suudi Arabistan ve Pakistan'la imzalanan ortak savunma paktı oldu. Üç ülke, birine yapılacak silahlı saldırıyı hepsine karşı yapılmış sayacağını kararlaştırdı. Pakt, daha önce yayımlanan 31 maddelik ortak bildirinin üzerine kuruldu ve Türkiye'nin bölgesel ağının en güçlü halkalarından birini oluşturdu.
Bu zeminde diğer girişimleri de hatırlayalım:
Libya'daki deniz yetki alanları ve güvenlik düzenlemeleri Doğu Akdeniz dengelerini Türkiye lehine çevirdi.
Mısır'la normalleşme stratejik seviyeye yükselirken Libya, Sudan ve Somali dosyalarında koordinasyon arttı.
Sudan'da Egemenlik Konseyi'yle temaslar güçlendi.
Somali'deki askeri üs ve eğitim faaliyetleri sürdü.
Suriye'nin yeni yönetimiyle imzalanan askeri işbirliği ve ekonomik protokoller, Ankara'nın kuzey sınırındaki varlığını belirginleştirdi.
Ürdün ve Lübnan'la diplomatik yakınlaşma ile Kızıldeniz'de Suudi liderliğindeki deniz savunma oluşumuna katılım, ağı daha da genişletti.
Aynı dönemde Bağdat'la kritik bir mutabakat sağlandı. Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı için bir yıllık anlaşmayla günlük kapasite 750 bin varile çıkarıldı. İsrail'in Irak'taki olası hamleleri ve kuzeydeki Kürt gruplar üzerinden manevra arayışları konuşulurken bu petrol düzenlemesi hem ekonomik hem stratejik denge unsuru hâline geldi.
Tabloya Terörsüz Türkiye süreci de eklendi. Sürecin, İsrail'in PKK'yı Türkiye'ye karşı araç olarak kullanma ihtimalini de engellemek üzere şekillendirildiği yorumları yapılıyor.
Ankara'nın hedefi net: Doğu Akdeniz'de haklarını korumak, enerji ve ticaret yollarında söz sahibi olmak, Kızıldeniz'den Somali'ye etki alanını büyütmek.
Bunlar diplomatik adımların ötesinde somut bir varlık ağı oluşturuyor.
Resmi bir anti-İsrail ittifakı yok. Ancak Türkiye'nin Libya-Suriye-Somali-Irak hattındaki varlığı ile Suudi-Mısır-Pakistan koordinasyonu Tel Aviv'i rahatsız etti. İsrail basını ve bazı analistler bu ağı "kuşatma" diye nitelendirirken Tel Aviv karşılık verdi. Yunanistan ve Güney Kıbrıs'la işbirliğini 2026'da askeri plana dönüştürdü.
Netanyahu'nun "İmparatorluk hayali kuranlar unutsun" sözleri Ankara'ya yönelikti. Somaliland'ı tanıması ise Afrika Boynuzu'nda denge arayışıydı.
Trump etkisi de yadsınamaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump arasındaki kişisel diyalog, Ankara'ya diplomatik manevra alanı sağladı.
Sonuç olarak Türkiye'nin adımları, İsrail'in üçlü ittifakı ve bölgesel güç mücadelesi aynı çerçevede birleşiyor. Bölge daha çok kutuplu hâle geldi. Ankara'nın elinin güçlendiği, Tel Aviv'in de buna göre konumlandığı açıkça görülüyor.