Melih Altınok
Melih Altınok

Gerisini Macron düşünsün

Yabancı devlet adamlarını genelde Külliye'de karşılayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun'u Esenboğa'da karşıladı.
Bu tür jestler yazılı anlaşmalardan önce gelen bir "niyet beyanı" gibidir. "Ne konuşursak konuşalım, muhabbetimiz baki" mesajıdır.
Uzun yıllar Türkiye-Cezayir hattı düşük profilli seyretti. 1990'ların iç savaş atmosferinde temaslar sınırlıydı. 2000'lerde ticaret kapıyı araladı ama asıl ivme son on yılda geldi. Enerji işbirliği, yatırımlar ve Afrika açılımı derken ilişki yavaş yavaş derinleşti.
Bugün Cezayir, enerji güvenliği ve Kuzey Afrika dengesi açısından kritik bir aktör.
Cezayir için de Türkiye'nin anlamı, Körfez'in ve Akdeniz'in sallandığı, yeni dengelerin, ittifakların oluştuğu bir atmosferde "güvenli bir çıkış".
Doğalgaz rezervleri bakımından Rusya, İran ve Katar'dan sonra dünyada 11. sırada yer alan ve Afrika ile Avrupa'ya en büyük gaz ihracatçılarından biri olan Cezayir yeniden uluslararası sistemde daha görünür bir aktör olma çabası içinde.

2024'te ikinci kez seçilen Tebbun, Cezayir'in önceki yıllarda İran-Rusya- Birleşik Arap Emirlikleri ekseniyle kurduğu ilişkilerden uzaklaşarak bölgesel Sünni ülkelerle daha yakın bir diplomatik hat oluşturma eğiliminde. Ve Türkiye'nin bu süreçte önemli bir diplomatik kanal rolü üstlenebileceğini görüyor.
Bu güven vurgulu tabloyu anlamak için biraz geriye gitmek lazım. Osmanlı döneminde Cezayir ile Osmanlı İmparatorluğu arasında bugünkü anlamda "ilişki" yoktu. Cezayir, imparatorluğun parçasıydı.
Üstelik klasik bir eyalet de sayılmazdı. Yerel askeri elitin güçlü olduğu, merkeze bağlı ama geniş hareket alanına sahip bir yapıydı. Bu yüzden Osmanlı dönemi, Cezayirliler açısından görece "az müdahaleci" bir idare olarak hatırlanır.
Aynı şeyi Fransa'nın 1830 sonrası Cezayir'i işgal ederek kurduğu düzen için söylemek zor.
Fransız yönetimi, yerleşimci sömürge modeline dayanıyordu. Topraklara el konuldu, yerli nüfus ikinci plana itildi, isyanlar sert biçimde bastırıldı. Yıkıcıydı.
Bu yüzden iki dönem arasındaki bariz fark kolektif hafızlarda diri.
Doğu Akdeniz'de yükselen tansiyon ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un iki ileri bir geri çıkışları, bu tarihsel arka planı yeniden hatırlatıyor.
Türkiye'nin hem Akdeniz'de hem Kuzey Afrika'da artan görünürlüğü, eski ve yeni aktörlerin yollarını daha sık kesiştiriyor. Esenboğa'daki o samimi karşılamayı bu geniş resmin küçük ama anlamlı bir karesi olarak okumak gerek.
Bu arada Macron, Erdoğan ve Tebbun'un samimi görüntülerini izlerken Cezayir Cumhurbaşkanı'nın ilk Fransa ziyaretine dair kafasında birtakım planlar oluştuğuna eminim.
Ne var ki Macron için Napolyon'a benzemek, Erdoğan'ın samimiyetini taklit etmekten daha gerçekçi bir hedef.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin