Mahmut Övür
Mahmut Övür

Okyanusu geçip ‘fon’da boğulmamak

Dünyanın çivisi çıkmış durumda. Bölgesel savaşlar, siyonist İsrail'in saldırıları, Avrupa'yı kasıp kavuran gençlik ayaklanmaları, sarsılan borsalar, yolsuzluklar, siber saldırlar ve bitmeyen doğal felaketler...
Eski dünya ölüyor, yenisi de henüz doğmuş değil. Nasıl bir dünya doğacağını da kimse bilmiyor.
Türkiye bu sancıyı ilk fark eden ülkelerden ve uzun zamandır derin bir iç hesaplaşma yaşıyor. Her alanda "eski" tasfiye ediliyor.
Fukuyama'nın "Siyasi Düzen ve Siyasi Çürüme" kitabında ele aldığı temel meselelerden biri de budur: Kurumlar değişen şartlara cevap veremediğinde çürüme başlar. Yenilenme zorunlu hâle gelir; fakat yerleşmiş çıkarların direnci, bu geçişi sancılı kılar.
Türkiye'nin yeniye geçişi de sancılı oldu. Darbeleri atlattı, vesayeti geriletti, hükümet sistemini değiştirdi. FETÖ'yle mücadeleden terörsüz Türkiye hedefine uzanan süreçte, ülkeyi içeriden zayıflatan yapılara karşı önemli adımlar attı.
Dış politikada da Türkiye'yi kendi sınırlarına hapseden anlayışın yerine daha geniş bir ufuk yerleşti. Suriye'den Libya'ya, Somali'den Pakistan'a uzanan diplomatik ve stratejik ilişkiler; mavi vatan, Mekke İttifakı, enerji yatırımları ve savunma sanayiindeki atılımlar bu iradenin farklı cepheleri.
Ancak dışarıda kurulan büyük iddianın içeride de sağlam bir ahlaki zemine dayanması gerekiyor. Çünkü siyasi çürümenin açtığı gedik, bazen dışarıdan yönelen tehditlerden daha yıkıcı olabiliyor.
Türkiye bu nedenle iç temizliğini de ihmal edemez. Organize suç örgütlerine, uyuşturucu ağlarına, yeni nesil çetelere ve kamu kaynaklarını istismar ettiği ileri sürülen yapılara yönelik operasyonlar, devletin kendi düzenini koruma mücadelesinin bir parçasıdır.
Bu mücadelenin en hassas cephesi ise siyasettir.
Kamu görevini kişisel servetin aracına dönüştüren, belediyeyi veya devlet kurumunu bir çıkar ağının merkezine yerleştiren anlayışla hesaplaşılmadan temiz toplum kurulamaz. Çünkü makamın sağladığı imkânı kendi menfaatine kullanan kişi, yalnızca bütçeye zarar vermez; vatandaşın devlete duyduğu güveni de tüketir.
İlk örnekleri İBB eksenli yolsuzluk soruşturmasıyla başladı. Devasa rakamlar, lüks yaşamlar, milyon dolarlar insanları şaşkına çevirdi. Son günlerde bu kara tabloya yine yerel yönetimlerden gelen ve Yeni Parti'nin kurucu milletvekili olan Mustafa Sarıgül dosyası da eklendi.
Özgür Özel ve yönetimi ne yaptı? Her soruşturmayı baştan "siyasi operasyon" diye niteledi ve "Kim yanlış yaptıysa hesabını versin" diyemedi ve fırsatı kaçırdı.
Şimdi ise AK Parti fon skandalında sınanıyor.
İktidar partisi, toplumu tehdit eden ahlaki bozulmanın çarpıcı örneği fon skandalıyla sarsılırken Başkan Erdoğan hiç tereddüt etmedi, ilk günden tepki koydu ve skandalın sorumlularından hukuk önünde hesap sorulacağını söyledi.
Bu da AK Parti açısından tarihi bir fırsattı. "Yaparsa AK Parti yapar" sözü, siyasetin kendi içindeki yanlışlarla hesaplaşmasında karşılığını bulabilir. Bunun yolu, birkaç kişinin itibarını korumak uğruna milyonların güvenini riske atmamaktır.
15 Temmuz'da bu millet ve AK Parti tabanı ağır bedeller ödedi. İnsanlar canını ortaya koyarken düşündükleri şey, birilerinin makam ve yakınlık üzerinden servet biriktirmesi değildi. O fedakârlığın hatırası, siyasette daha yüksek bir ahlakı zorunlu kılıyor.
Türkiye'nin Akdeniz'den okyanuslara uzanan hamlelerini, içerideki açgözlülüğün gölgelemesine izin verilemez. Türkiye'nin batmasını isteyenler, bugün onun içerideki zaaflarına umut bağlıyor olabilir. Okyanusu geçen bir ülkenin "fon"da boğulmasını bekleyenlere verilecek cevap açıktır: Şeffaf soruşturma, kararlı siyaset ve istisnasız hesap sorma.
Bu irade gösterildiğinde hem milletin güveni korunur hem de Türkiye'nin yürüyüşü güçlenir.
O zaman birilerinin hevesi gerçekten kursaklarında kalır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin