‘CHP, işiniz bittiğinde satacağınız bir parti değil’
Uzun yıllardır siyasetin gündeminde değişmeyen ve "değişemeyen" bir CHP tartışması var. Yönetime "değişim" sloganıyla gelenler bile bunu başaramadı ve sonunda parti bizzat o değişimciler eliyle ikiye bölündü: CHP ve Yeni Parti...
Şimdi siyasetin gündeminde hangisinin kalıcı olacağına dair bir tartışma var. Tablo gerçekten ilginç. Bir tarafta CHP'nin tarihsel kimliğine sahip çıkan ama aynı zamanda değişmeleri gerektiğini söyleyen, özür dileyen bir Kemal Kılıçdaroğlu CHP'si var. Bu CHP, dış politikadan başörtüsü meselesine, FETÖ'den terörsüz Türkiye projesine kadar her konuda tavır alan, destek veren daha pozitif bir siyaset izleyeceği işareti veriyor.
Bunu söylediği için de "Butlan CHP'si" olarak suçlanıyor ve yoğun bir saldırı altında.
Karşısında ise "değişim" sloganıyla yola çıkan ama eski CHP'nin statükocu siyasetini sahiplenen bir Yeni Parti var. Bu parti ayrıldığı CHP'nin tam tersi bir yerde duruyor. Yükü de bir hayli ağır... En vahimi de sırtında, başını İmamoğlu'nun çektiği "yolsuzluk ve rüşvet" iddiasıyla yargılanan onlarca belediye başkanının yükü olması. Hiçbir parti bu yükü taşıyamaz.
Bu durumda hangisi daha kalıcı olur dersiniz?
Dış politika açısından yerli ve milli bir siyasi çizgiye gelen, özeleştiri yapan CHP mi yoksa küresel güç merkezlerinin ağzına bakan, tahrip siyaseti izleyen Yeni Parti mi?
İlk günlerde yüzde 40'larda, 50'lerde gösterilen Yeni Parti'nin giderek düşüşe geçmesi ve yüzde 2'lerde gösterilen CHP'nin yükselişi de bu nedenle tesadüf değil.
Bu siyasetin bir artısı da yolsuzluklara karşı CHP'nin "ahlaki üstünlük" tezini sahiplenmesi.
ÖNCELİK TEMİZ SİYASET
Önceki gün CHP İstanbul İl Başkanlığı'nda bir görev değişimi yaşandı. Gürsel Tekin İl Başkanlığı görevini Mehmet Ali Yüksel'e devretti.
Yüksel, CHP gençlik kolları ve ilçe başkanlığından geliyor. CHP'lilere göre bu sadece bir görev değişimi değil, yeni siyasetin ipuçlarını taşıyan bir değişim örneği ve İstanbul'un rol model olmasının ilk adımı.
Yeni il başkanı Yüksel de bu nedenle ilk önceliği "temiz siyaset"e veriyor:
"İnsanı bir araç olarak değil, bir amaç olarak gören, siyaseti satın alınan sadakatler üzerine konumlandırmayan, siyaseti ve devleti ahlaki yaşamın en yüksek kurumu gören bu meşru gücün, yani siyasetin tertemiz kalması gerekir. Bu, CHP'nin varoluşunu sağlayan doğal refleksimizdir."
Yüksel, o konuşmasında CHP'de yaşanan "şaibe" sürecini de hatırlattı ve çok sert bir çıkış yaptı:
"CHP, ajans üretimi bir parti değildir. Sahip çıkılması gereken bir kurumdur. Çünkü sahip çıkmak ayrı şeydir, sahip olmaya kalkmak ayrı şeydir. Sahip çıktığınızı gözbebeğiniz gibi korursunuz. Sonunuzu düşünmeden onun tarihine, birikimine, geleneğine, her şeyine sahip çıkarsınız ama sahip olmaya kalkmak başka bir şeydir. Sahip olmaya kalktığınızda ücretlendirmeye, maaşlandırmaya kalkarsınız. Kamu gücü kullanırsınız, köleleştirmeye kalkarsınız. Çıkarlarınız için alıp satmaya çalışırsınız. İşiniz bittiği zaman da kaldırıp atarsınız. CHP, işiniz bittiği zaman kaldırıp atacağınız, satacağınız, terk edeceğiniz bir parti değildir."
Bu değişimin, CHP'yi nasıl hareketlendireceğini ve nasıl bir ivme kazandıracağını göreceğiz. Ama asıl görülecek olan diğer partilerle yaşanacak büyük yarış. Çünkü İstanbul siyasetinde artık yeni kuşak siyasetçiler ağırlıkta. AK Parti'de Abdullah Özdemir, Yeni Parti'de Özgür Çelik, MHP'de Volkan Yılmaz ve CHP'de Mehmet Ali Yüksel...
Bu genç aktörlerin İstanbul performansları ve şehirle kuracakları ilişki ilgiyle izlenecek...