Mahmut Övür
Mahmut Övür

Bahçeli siyaseti ve muhalefetin açmazı

Bugün ana muhalefet görevi üstlenen Yeni Parti, bırakın dış politikayı iç siyasette bile her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdı. Yolsuzlukları üstlendi, hırsızlıkları sahiplendi, kendi aday yaptırdığı başkanları bile kaybetti. Sanki ana muhalefet partisi değil de sokaklardan medet uman, yabancı güçlere yalvaran marjinal bir parti.
Oysa dünyanın altüst yaşadığı bir dönemde, sadece iktidarın değil muhalefetin de iç ve dış siyasete ilişkin yön gösteren, umut veren siyaset üretmesine ihtiyaç var.
Bu açıdan MHP lideri Devlet Bahçeli, Türkiye'nin geleceği açısından tarihi bir rol oynuyor. Geriye dönüp bakın, ne zaman ülke derin bir krizle karşı karşıya kalsa, Devlet Bey devreye giriyor ve topluma nefes aldıracak bir çıkış öneriyor.
Birileri klasik ezberler üzerinden eleştirse de MHP lideri Bahçeli'nin her çıkışında "siyasi bir gereklilik ve stratejik bir akıl" var. Sadece son iki örnek bunu anlatmaya yetiyor. Başkan Erdoğan'ın önümüzdeki seçimlerde yeniden aday olmasını önerirken şöyle diyordu:
"2028'e giderken meseleyi yalnızca 'Kim cumhurbaşkanı olacak ya da iktidara hangi parti gelecek?' sorusuna indirgemeyi doğru bulmuyoruz. Bize göre asıl sorulması gereken soru, 'Türkiye, dünyanın yeniden şekillendiği bu tarihi döneme hangi siyasi liderlik ve hangi devlet tecrübesiyle girecektir?' şeklinde olmalıdır."
Beğenmeyebilirsiniz ama siyaset üretmek böyle bir şey... Bu siyasetin en kritik ve tepe noktası ise terörsüz Türkiye projesi. Başkan Erdoğan'ın iç cephe çıkışını tahkim eden bu siyaset, içerideki kışkırtıcı muhalefete, dışarıdaki sabotajlara rağmen devam etti.
Milliyetçiliğin merkez partisi MHP lideri Bahçeli, dün de çerçeve yasa ve Öcalan'ın konumuyla ilgili çok daha net bir tavır ortaya koydu:
"Bu ülkeyi seven her insan kardeşlik ruhuyla hareket etmeli. Yasanın öngörmüş olduğu kurumlar kurulmalı ve herkese de bu manada sorumluluk istiyorlarsa o sorumluluğu da vermek lazımdır. Bunlardan bir tanesi de barış sürecinde siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin de hakkıdır."
Ülkenin en milliyetçi partisi böylesine ezber bozan çıkışlar yaparken kendisini "sosyal demokrat" ilan eden Yeni Parti ise bu mesele Meclis'e geldiğinde zikzaklar çizdi, çerçeve yasaya 54 hayır oyu verdi. Böyle bir parti ana muhalefet olmayı hak ediyor mu?

***

İKİ LİDER, İKİ MEDYA VE İKİ SOSYOLOJİ
Ortada üzerinde konuşulacak siyaset olmayınca, ilke ve ahlaki değer de kalmıyor. Müthiş bir ikiyüzlülük gerçeği var. Her olayda aynı ikiyüzlülükle karşılaşıyoruz. Liderlerin tavrına, medyanın tutumuna ve sosyolojinin refleksine bakın farkı görürsünüz.
Fon skandalı bu açıdan bir turnusol kâğıdı oldu. Daha ilk günden Başkan Erdoğan çıktı ve kim olursa olsun üzerine gidileceğini söyledi. Hükümete yakın diye suçlanan medyaya bakın. İstisnasız köşe yazarından televizyon haberlerine herkes olayın üzerine gitti, adı geçen eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'dan Hayati Yazıcı'nın oğluna sorumlu kim varsa hesap vermesini istedi.
Peki son iki yıldır bu ülkede başta İBB dosyası olmak üzere belediyelerdeki yolsuzluk skandallarıyla ilgili önce CHP, sonra da Yeni Parti'nin genel başkanı olan Özgür Özel ne yaptı?
Tam tersini yaptı. Mahkeme salonlarında artık Yeni Partililerin bile "Allah belanızı versin" dediği "hırsızlıkları" sahiplendi.
Gazetecilerin tavrı daha da utanç verici. Cumhuriyet'ten Sözcü'ye bir tek köşe yazarı bırakın balya balya para kulelerini, İmamoğlu'nun Boğaz'a nazır iki villayı "rüşvet" deyü almasına bile değinmedi.
Seçmenlerde de tavır aynı. O küçümsenen AK Parti seçmeni derin sıkışma yaşanmayan her seçimde partisini uyardı ve oyunu düşürdü. Ne yazık ki aynı şeyi, çağdaş ve aydın denilen CHP-Yeni Parti seçmeni yapmadı ve tam tersine her seçimde "tıpış tıpış" gidip şikâyet ettiği partiye oy verdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin