Yeni Parti’nin Demirtaş bahanesi
Giriş Tarihi:
Terörü sonlandıracak "çerçeve yasa"ya baştan karşı çıkanlar, eleştirenler oldu ama hiçbiri adı yeni olan ama yeniliğin hiçbir işaretini göstermeyen Yeni Parti kadar ikileme düşmedi, kendisiyle çelişmedi. Şaşırttı mı? Şaşırtmadı tabii...
Eski "statükocu" CHP'den "yeni" diye ayrılıp tam tersi "tek tipçi" CHP noktasına savrulmak da siyasi maharet ister. Özgür Özel tam da bunu yaptı. Önce "Kürt sorunu var" diye yeri göğü inletti, sonra ise o sorunu kangrene dönüştüren terörü devreden çıkarmaya gelince suspus oldu. Üstelik Meclis tarihinde Milli Mücadele günlerindeki gibi anlamlı ve tarihi bir ittifak sağlanmışken.
Yeni Parti bu tarihi fırsatı görmedi, görmek istemedi. Türkiye'de yaşanan büyük değişimi fark etmediği gibi terörün devreden çıkarılması sürecini de "demokrasi" bahanesiyle ıskaladı. Oysa terör ortadan kalkmadan gerçek demokrasiye ulaşmak mümkün değil. Hatırlarsanız Başkan Erdoğan, sık sık "toksik demokrasi"den söz ediyordu. Türkiye demokrasisini darbeler, terör ve yolsuzluklar zehirliyordu.
Bugün bunlardan kurtulmaya çalışan bir Türkiye var. YP'liler ve bir kısım muhalefet, bu zehirlere karşı hiçbir zaman mücadele yürütmedi. Hep bir gerekçe buldular. Dün darbelere karşı sessiz kalanlar, bugün teröre karşı tarihi adımı da belediyelerdeki yolsuzlukları da "siyasi operasyon" olarak nitelendiriyor.
Özellikle Yeni Parti'nin bu ikircikli tavrı sivil siyaset açısından ibretlik. Sonunda işi öyle bir noktaya vardırdılar ki, Meclis komisyonunda düne kadar destek verdikleri DEM Parti'yle bile karşı karşıya geldiler.
Bu ekip CHP'deyken de hiç dillerinden düşürmedikleri bir argümana sarıldı: "Demirtaş içerideyken demokratik çözüm olmaz."
Oysa Demirtaş bile böyle düşünmediğini birkaç kez sürece destek vererek açıkladı. Ama buna rağmen Yeni Partililer bu bahaneyi kullanmaktan vazgeçmedi. Bir anlamda "kraldan çok kralcı" bir tavırdı bu. Nihayet bu duruma, çerçeve yasa Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülürken DEM Partililer dayanamadı ve patladı.
Çünkü Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, burada da yasaya karşı çıkarken ısrarla Demirtaş'tan söz ediyor ve şöyle diyordu: "Böyle mi Türkiye'de toplumsal barışı inşa edeceksiniz? Anayasa'ya biraz saygılı bir idare olsaydı, Selahattin Demirtaş'ın yıllardır özgür olmuş olması gerekirdi."
YP'li Emir, güya Demirtaş'a sahip çıkıyor, iktidarı eleştiriyordu. Hatta silah bırakmaya odaklanan bir yaklaşımın kalıcı çözüm getirmeyeceğini söylüyordu.
Emir'e cevap bu kez iktidardan değil, tam tersi o çok "destek" verdikleri Demirtaş'ın partisinden geldi. Sosyalist soldan gelen DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, YP'lilerin Demirtaş'ı bir araç olarak kullanmalarına sert bir cevap veriyordu: "Demirtaş sizin kullanışlı aletiniz değil. Demirtaş üzerinden kurmayın cümlelerinizi. O bizim yoldaşımız."
YP'lilerin Demirtaş aşkı aslında bir bahaneydi. Bu aynı zamanda eski vesayetçi CHP aklının Yeni Parti'de devam ettirildiğinin işaretiydi. Oysa gerçek CHP bile çok değişmişti ki, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok net bir tavır koydu:
"Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz."
Eski "statükocu" CHP'den "yeni" diye ayrılıp tam tersi "tek tipçi" CHP noktasına savrulmak da siyasi maharet ister. Özgür Özel tam da bunu yaptı. Önce "Kürt sorunu var" diye yeri göğü inletti, sonra ise o sorunu kangrene dönüştüren terörü devreden çıkarmaya gelince suspus oldu. Üstelik Meclis tarihinde Milli Mücadele günlerindeki gibi anlamlı ve tarihi bir ittifak sağlanmışken.
Yeni Parti bu tarihi fırsatı görmedi, görmek istemedi. Türkiye'de yaşanan büyük değişimi fark etmediği gibi terörün devreden çıkarılması sürecini de "demokrasi" bahanesiyle ıskaladı. Oysa terör ortadan kalkmadan gerçek demokrasiye ulaşmak mümkün değil. Hatırlarsanız Başkan Erdoğan, sık sık "toksik demokrasi"den söz ediyordu. Türkiye demokrasisini darbeler, terör ve yolsuzluklar zehirliyordu.
Bugün bunlardan kurtulmaya çalışan bir Türkiye var. YP'liler ve bir kısım muhalefet, bu zehirlere karşı hiçbir zaman mücadele yürütmedi. Hep bir gerekçe buldular. Dün darbelere karşı sessiz kalanlar, bugün teröre karşı tarihi adımı da belediyelerdeki yolsuzlukları da "siyasi operasyon" olarak nitelendiriyor.
Özellikle Yeni Parti'nin bu ikircikli tavrı sivil siyaset açısından ibretlik. Sonunda işi öyle bir noktaya vardırdılar ki, Meclis komisyonunda düne kadar destek verdikleri DEM Parti'yle bile karşı karşıya geldiler.
Bu ekip CHP'deyken de hiç dillerinden düşürmedikleri bir argümana sarıldı: "Demirtaş içerideyken demokratik çözüm olmaz."
Oysa Demirtaş bile böyle düşünmediğini birkaç kez sürece destek vererek açıkladı. Ama buna rağmen Yeni Partililer bu bahaneyi kullanmaktan vazgeçmedi. Bir anlamda "kraldan çok kralcı" bir tavırdı bu. Nihayet bu duruma, çerçeve yasa Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülürken DEM Partililer dayanamadı ve patladı.
Çünkü Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, burada da yasaya karşı çıkarken ısrarla Demirtaş'tan söz ediyor ve şöyle diyordu: "Böyle mi Türkiye'de toplumsal barışı inşa edeceksiniz? Anayasa'ya biraz saygılı bir idare olsaydı, Selahattin Demirtaş'ın yıllardır özgür olmuş olması gerekirdi."
YP'li Emir, güya Demirtaş'a sahip çıkıyor, iktidarı eleştiriyordu. Hatta silah bırakmaya odaklanan bir yaklaşımın kalıcı çözüm getirmeyeceğini söylüyordu.
Emir'e cevap bu kez iktidardan değil, tam tersi o çok "destek" verdikleri Demirtaş'ın partisinden geldi. Sosyalist soldan gelen DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, YP'lilerin Demirtaş'ı bir araç olarak kullanmalarına sert bir cevap veriyordu: "Demirtaş sizin kullanışlı aletiniz değil. Demirtaş üzerinden kurmayın cümlelerinizi. O bizim yoldaşımız."
YP'lilerin Demirtaş aşkı aslında bir bahaneydi. Bu aynı zamanda eski vesayetçi CHP aklının Yeni Parti'de devam ettirildiğinin işaretiydi. Oysa gerçek CHP bile çok değişmişti ki, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok net bir tavır koydu:
"Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz."