Mahmut Övür
Mahmut Övür

Kılıçdaroğlu’nun yol haritası

Kılıçdaroğlu'nun dönüşü sadece bir isim değişikliği değil, CHP içinde yıllardır büyüyen bir yapıya karşı verilmiş siyasi ve hukuki bir cevaptır. Çünkü son dönemde CHP'nin yaşadığı kriz, basit bir liderlik tartışmasının çok ötesine geçti. Parti; ilkelerle değil ilişkilerle, ideolojiyle değil çıkar ağlarıyla, siyasetle değil algı operasyonlarıyla yönetilen bir yapıya dönüştürüldü.
Bir dönem Türkiye'nin en köklü siyasi hafızasını taşıyan CHP, zamanla belediye imkânları üzerinden büyüyen bir güç savaşının merkezine sürüklendi. Parti örgütü geri plana itilirken; sadakat, fikir ve emek yerine korku, rant ve biat düzeni öne çıktı. CHP'nin kurumsal kimliği adım adım aşındırıldı, parti tabanı ise bir avuç siyasi mühendisliğin aparatı hâline getirilmeye çalışıldı.
Ekrem İmamoğlu etrafında şekillenen yapı, CHP'yi bir siyasi hareketten çok kontrol edilmesi gereken bir organizasyona çevirdi. Belediyeler üzerinden kurulan güç alanı, zamanla partinin önüne geçti. Parti yönetimi, ideolojik omurgasını kaybederek sadece seçim kazanmaya odaklanan, bunun için de her yöntemi meşru gören bir anlayışın etkisine girdi.
En rahatsız edici olan ise yıllardır Ankara kulislerinde, iş dünyasında ve belediye koridorlarında aynı cümlenin fısıltı halinde dolaşmasıydı:
"Bu, geleceğin cumhurbaşkanının talebidir..."
Bir siyasi hareket için bundan daha tehlikeli bir zihniyet olabilir mi?
Çünkü o cümle zamanla bir ricadan çok baskıya, bir talepten çok örtülü bir mecburiyete dönüştü. CHP'nin siyasal meşruiyeti; halkın umutları, adalet söylemi ve temiz siyaset iddiası üzerinden değil, erişilmez bir güç merkezi oluşturma anlayışı üzerinden şekillenmeye başladı.
Siyaset; fikir üretme zemini olmaktan çıkıp etki alanı kurma yarışına döndü. Belediyeler hizmet kurumları olmaktan uzaklaşıp siyasi sadakat ağlarının merkezine dönüştü. Parti örgütü susturuldu, itiraz edenler dışlandı, biat etmeyenler tasfiye edildi.
Ve en sonunda CHP'nin üzerine çöken şey yalnızca bir "yolsuzluk" tartışması değil; korkuyla beslenen bir güç mimarisi oldu.
Bugün yaşanan kriz tam da bu yüzden sadece kişilerle ilgili değildir. Tartışılan şey, CHP'nin kim tarafından yönetileceğinden çok; hangi ahlak, hangi anlayış ve hangi siyasi karakterle yoluna devam edeceğidir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden ortaya çıkışı bu yüzden sıradan bir "geri dönüş" değildir. Bu süreç, CHP içinde uzun süredir bastırılan vicdanın, örgüt hafızasının ve parti refleksinin yeniden ayağa kalkma arayışıdır. Kılıçdaroğlu bugün geçmişte yaptığı bazı siyasi tercihler nedeniyle eleştirilebilir; ancak gelinen noktada CHP'nin bir çıkar koalisyonuna dönüşmesine karşı duran en önemli siyasi figürlerden biri hâline gelmiştir.
Önümüzdeki dönemde yaşanacak asıl hesaplaşma kişiler arasında değil, iki farklı CHP anlayışı arasında olacaktır.
Bir tarafta belediye gücüyle büyüyen, siyaseti medya operasyonları ve korku diliyle yöneten anlayış...
Diğer tarafta ise partinin tarihsel kimliğini, kurumsal hafızasını ve siyasi ağırlığını yeniden ayağa kaldırmaya çalışan bir çizgi...
Asıl soru artık şudur:
CHP yeniden Türkiye'nin köklü bir siyasi partisi mi olacak, yoksa belediye imkânlarıyla ayakta duran çıkar ilişkilerinin ve korku düzeninin merkezi olarak mı kalacak?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin