‘Kravatlı Şara’ ve ‘statükocu’ Özel
Uzun bir süredir CHP'yi yöneten siyasi akıl, başta Suriye meselesi olmak üzere bütün dış politika alanlarında Türkiye'nin temel çıkarlarıyla çelişen bir yerde duruyor.
Bugüne kadar nereye bakarsanız bakın devlet adına veya siyasi parti olarak AK Parti neyi savunduysa CHP tam tersini savundu. "Suriye'de ve Libya'da ne işimiz var?"la başlayan bu savrulma, teröre ve tezkerelere karşı çıkmaktan "Mavi vatan masal" söylemine kadar uzandı.
CHP liderliği, Türkiye'nin Ukrayna-Rusya savaşında dünyanın takdir ettiği "denge siyaseti"ne bile karşı çıktı. En tuhafı ise halkın çok daha hassasiyetle izlediği Azerbaycan'ın Karabağ'ı kurtarma savaşına Türkiye'nin verdiği desteğe, "Cihatçılar gönderiliyor" diyerek karşı çıkmasıydı.
Bugün CHP'yi "değişimciler" de yönetse parti farklı bir yerde değil. Oysa son bir yılda Suriye'de olağanüstü bir devrim yaşandı. Esad diktatörü gitti, İran ve Rusya'nın etkisi azaldı, ABD silahlandırdığı terör örgütü PKK-YPG'yi terk etti, İsrail henüz kışkırtıcı ve karıştırıcı rolünden vazgeçmese de artık eskisiyle kıyaslanmayacak yepyeni bir Suriye gerçeği var. Şara'nın Kürt hamlesi bile bunu göstermeye yetiyor.
Dünya da bunu gördü ve kabullendi ki, ABD Bakanı Trump, Rusya Devlet Başkanı Putin, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gibi liderler, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın elini sıkıyor, iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ayrıca yeni Suriye yönetimine büyük oranda Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleri de destek verdi. Arap ve bütün Müslüman ülkeler zaten Suriye'deki yeni dönemi memnuniyetle karşıladı. Sanıyorum memnun olmayan birkaç ülke vardı; İran ve İsrail gibi...
İlginçtir Türkiye'de de memnun olmayanlar var. En başta da CHP ve CHP'nin kafası karışık Kürt versiyonu DEM Parti geliyor. DEM'lilerin derdi belli de CHP'nin neyin peşinde olduğu bilinmiyor. Herhalde Esad'ın ve Baasçı yönetimin yenilgisi ağır geldi ve unutulmadı.
Üstelik gidip kapısında yalvardığı, "Terk edilmiş hissediyoruz" dediği Batılı dostları, Ahmed Şara ile görüşürken, elini sıkarken bakın 28 Şubat kafasıyla CHP Genel Başkanı Özgür Özel özetle ne diyor: "HTŞ'ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle (...) orada kimseye huzur yoktur."
Güya "değişim" diye gelen bir siyasetçi "değişime" karşı çıkıyor. Sanıyorum kendisi gerçekten değişmediği için herkesi de öyle zannediyor. Eğer son 10 yılda İdlib'de nasıl bir süreç yaşandığını bilseydi -bilmek istemediği çok açık- farklı şeyler söylerdi.
Keşke CHP gerçekten biraz değişse de "kravat" takmasa bile olur...
***
ÖZGÜR ÖZEL'E 'YALAN' DAVASI
Daha önce bir tazminat davası açtığımı hatırlamıyorum. Hakkımda siyasi aktörlerin açtığı dava sayısı da azdır. Son dönemde bunu değiştiren iki isim oldu: Ekrem İmamoğlu ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel.
İmamoğlu, hakkımda açtığı yalan davasını kaybetti. Yazdıklarımın doğruluğunu ise "İmamoğlu Suç Örgütü" iddianamesi fazlasıyla gösterdi.
Şimdi CHP Genel Başkanı Özgür Özel de aynı yolu izliyor. O da gazeteci Enver Aysever'in Silivri Cezaevi'nde İmamoğlu'yla karşılaşmasında, "Hırsızın elini sıkmam" sözleri üzerinden beni "hedef" aldı. İstanbul Çekmeköy mitinginde, "Bir karış yalan yazdı" diye hedef gösterdi. Gazeteci Enver Aysever daha o gece avukatı Mikayil Dilbaz aracılığıyla Özel'i yalanladı hem de "Hırsızın partisi olmaz" diye meydan okudu.
Yeterdi belki ama Özel'in neden yalan söylediğini de merak ettiğim için cevabı mahkeme salonunda arayacağımı söyledim: "Çünkü bazen gerçeği anlatmanın tek yolu, onu resmi kayıtlara geçirmektir."
Böylece kurumumuz avukatları tarafından hem bu gerekçeyle hem de "Demeçler açıkça ağır eleştiri sınırlarını aşmakta ve hakaret içermektedir" tespiti nedeniyle 100 bin TL'lik tazminat davası açıldı.
Artık yalan bir partinin genel başkanı düzeyinde bu kadar rahat söylenmemeli...