Mahmut Övür

Mahmut Övür

Sykes-Picot’u ısıtmak tuzak mı?

Giriş Tarihi:

Bu coğrafyayı cetvelle suni devletlere ayıran 1916 tarihli Sykes–Picot Antlaşması, sadece tarih sayfalarında kalan bir antlaşma değil, hâlâ çizenlerin yeni oyun kurmalarının bir aracı olarak işlevini sürdürüyor. Bugün bu antlaşma, aradan yüz yıl geçmesine rağmen diplomatik ağızlarda tekrar tekrar dolaşıma sokuluyorsa, mesele geçmiş değil gelecektir.
Son dönemde ABD'nin Türkiye'deki diplomatik temsilciliğince Sykes-Picot'un sıkça gündeme getirilmesi, masum bir "tarihsel muhasebe" değil, Ortadoğu'nun yeniden tasarlanmasına dair zihinsel ve siyasi bir hazırlığın çağrısıdır.
Tıpkı yüz yıl önceki gibi... Neydi Sykes-Picot?
Osmanlı İmparatorluğu'nun Ortadoğu'daki topraklarının, halkların iradesi dikkate alınmadan İngiltere ve Fransa arasında paylaştırılmasını öngören gizli bir mutabakattı. Cetvelle çizilen sınırlar; Irak'ı, Suriye'yi, Lübnan'ı ve Filistin'i kalıcı istikrarsızlık alanlarına dönüştürdü. Bugün hâlâ süren etnik, mezhepsel ve siyasal çatışmaların önemli bir bölümü bu yapay düzenin ürünüdür.
Peki ABD Büyükelçisi'nin Sykes-Picot'u yeniden ve ısrarla hatırlatması nasıl bir mesaj taşıyor?
"1916 düzeni çöktü, yenibir Ortadoğu konuşulmalı."
Bu söylemin hedefi açıktır: Mevcut sınırların meşruiyetini tartışmaya açmak, bölgesel dönüşümü "kaçınılmaz" göstermek ve bu dönüşümün hangi aktörler tarafından ve hangi çerçevede yönetileceğini belirlemek.
ABD, geçmişte yapılan hataları kabul eder gibi görünerek, bugünkü müdahalelerini "düzeltici" bir rolün parçası olarak sunmak istiyor. ABD ve düzeltici rol, kulağa hoş gelse de şüphe duymamak mümkün değil.
Türkiye, bu coğrafyada sıradan bir ülke değil. Tarihsel hafızası, sahadaki askeri varlığı ve diplomatik kapasitesiyle bölgede oyun kurucu bir ülke... Israrla Sykes-Picot söylemiyle Türkiye'ye herhâlde şöyle bir mesaj veriliyor:
"Yeni düzen konuşulacaksa,ya bizim çizdiğimiz çerçevedeyer alırsın ya da dışındakalırsın."
Bu dayatma Türkiye'yi zamansızbir biçimde "Eski sınırılarmiadını doldurdu" tartışmasınınbir parçası yapar.
Dikkatli olmak gerekir; çünkü bu söylemin Türkiye için barındırdığı riskler küçümsenemez. En başta içinden geçtiğimiz kaotik süreçte sınırların tartışmaya açılması, güvenlik tehditlerini artırır. Etnik ve mezhepsel fay hatlarını harekete geçirir, iç politikada baskı üretir.
Ve Türkiye'nin "bölgeyi yenidendizayn eden güç" olaraksunulması da onu bölgesel gerilimlerinhedefi haline getirir. Kısaca,başkasının yazdığı senaryoda rolalmak, hiç hesapta olmayan birfatura getirir.
Oysa bu süreci doğru bir stratejiyle yönetmek ve tersine çevirmek mümkün.
Türkiye, "sınırların değişmesi"söylemi yerine -ki şu andaonu yapıyor- bölgenin "istikrarve egemenlik" vurgusunun öncüsüolursa, bugüne kadar izlediği"bölgede halk iradesini, devletbütünlüğünü ve uluslararasıhukuku" savunan siyasetini birkarşı anlatı olarak ısrarla sürdürürse,oyuna zorlanan değil, oyunundengeleyici aktörü konumuyla öneçıkar.
Görünen o ki, Sykes-Picot'u tekrar gündeme getirmek, geçmişle hesaplaşmak değil; geleceği şekillendirmek için yapılan bir çağrıdır. Bu çağrıyı değerlendirirken kimin oyun oynadığını ve kimin kazançlı çıkacağını doğru okumak gerekiyor.
Aksi hâlde tarih, bir kez daha başkalarının kalemiyle yazılır; bedelini ise sahada olanlar öder...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin