Dünyadan cılız tepkiler yükselse de İran'a karşı saldırılar ile iktidara yönelik protestolar sürüyor. Bu bölgede kaostan beslenenler, dış güçlerden ve siyasi karşılığı olmayan Şah gibi bitik aktörlerden medet umanlar ile "İran düşsün" diye senaryo yazanlar hiç eksik olmadı. Rahmetli Alev Alatlı, Türkiye'ye yönelik ekonomik kuşatma artınca ve içerideki aparatları heveslenince şöyle demişti: "Türkiye batarsa okyanuslartaşar..."
Bugün de İran düşmez ve düşüremezler de. Mesele sadece İran'daki rejimin kötü uygulamaları ve özgürlük alanlarını kısıtlaması değil. Emperyalizmin böyle bir derdi yok. ABD Başkanı Trump'ın o pişkin, "İran'ı büyük yapacağız,özgürleştireceğiz" sözleri de yeni değil, önceki ABD başkanları da söyledi. Afganistan'a, Irak'a, Libya'ya ve en son Suriye'ye özgürlük yalanıyla geldiler, bölgeyi kan ve gözyaşına boğdular.
Son 30 yıla bakın, bütün bunlar biz yaşarken oldu. En son Gazze'deki soykırım karşısında kılını kıpırdatmayan, ürettikleri bütün ahlaki değerleri yerle bir ederek soykırımın suç ortağı olan Batı, şimdi kalkmış İran halkının özgürlüğünü dert ediniyor, baskı altında yaşadığını söyleyip duruyor.
İran'da baskıcı bir rejim olduğu, mezhepçi siyasetle komşularını bile zorladığı doğru, ancak başta ABD olmak üzere Batı Bloku'nun da baskıları ve ambargolarıyla bu ülkeleri cendereye aldığı da doğru. Bu da bölge ülkelerinin birbirlerine "sahip" çıkmasını engelledi. Birinin başına bir şey geldiğinde diğeri sustu, hatta yararlanmaya kalktı.
Bu kısırdöngüyü özellikle Arap Baharı gerçeğini acı biçimde yaşadıktan sonra Libya'ya, Suriye'ye, Katar'a, Somali'ye ve İran'a sahip çıkan Türkiye değiştirdi.
Çünkü Türkiye aynı zamanda darbeler ve ekonomik saldırılarla nasıl hizaya getirilmek istendiğini iyi biliyordu. En son proje ortağı olduğu F-35'ten çıkarıldı, NATO üyesi olmasına rağmen "hasım ülke" ilan edildi. Türkiye'ye bunu yapanlar İran'a, Somali'ye, Suriye'ye neler yapmaz ki... Bugün İran'ın karşılaştığı saldırılar "rejimin" kötülüğüyle ilgili değil, bölgeyi korkutma ve büyük olasılıkla da Çin'in önünü kesmeyle ilgili. Çin'in ne yapacağı ise bilinmiyor.
Ama şu çok net biliniyor; bu bölgede veya dünyanın başka bir köşesinde kaos, kargaşa veya darbe varsa bilin ki bu sadece o ülkelerin iç dinamiklerle ilgili değil, emperyalistlerin çıkarlarıyla ilgilidir. Çok değil 15 yıl önce komşumuz Suriye'de bizi de derinden etkileyen, binlerce insanın ölümü ve göç etmesiyle sonuçlanan bir iç savaş yaşandı. Hâlâ sorunlar olsa da nihayet o iç savaş geçen yıl 8 Aralık devrimiyle bitti. Bitti ama dünyaya da Suriyelilerin kendi aralarındaki bir iç savaşı olarak sunuldu.
Gerçek böyle değildi. Bunu da bu coğrafyadan biri değil, Time dergisi tarafından dünyanın en etkili kişilerinden biri sayılan Amerikalı akademisyen Jeffrey David Sachs geçen yıl Antalya'da düzenlenen "AntalyaDiplomasi Formu"nda söyledi. "Bu savaş Washington'dançıktı" diyen Sachs, şöyle devam ediyordu: "Amaç beş yıl içindeyedi savaş çıkarmaktı.Netanyahu'nun üzüntüsünerağmen gerçekleşmeyen teksavaş İran'la olandı. (O tarihte12 gün savaşı yaşanmamıştı.) İsrailhâlâ bu savaşı kışkırtmayaçalışıyor. (Bugün de devam ediyor.)Yani Suriye savaşı bölgeselbir trajedinin parçası. Gazze,Batı Şeria, Lübnan, Suriye,Irak, Sudan, Güney Sudan veLibya'da trajedi var. Bunlarınhepsinden ABD hükümeti veİsrail sorumludur."
Şu sözleri de bu bölgede "rejim"üzerinden esip gürleyen aydınlara dersniteliğinde: "Eğer dış emperyal güçler,örneğin ABD, bu bölgedeşartlarını dikte etmeye devamederse asla barış olmayacak.Barışın tek yolu, bu bölgeningeleceğine kendisininkarar vermesidir, dış güçlerindeğil."
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.