Ekonomi çevrelerinde “Karanlık Senaryo” radarda
2026 yılının ilk yarısını geride bırakmaya hazırlanırken, küresel ekonomi için bu yılın ikinci yarısı ve 2027 perspektifine ilişkin değerlendirmeler giderek daha fazla önem kazanıyor. Uluslararası ekonomi ve finans çevrelerinde yapılan analizler, dünya ekonomisinin kritik bir yol ayrımına yaklaştığına işaret etmekte. Özellikle OECD'nin geçtiğimiz hafta yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu, önümüzdeki döneme ilişkin iki farklı gelecek senaryosunu gündeme taşıyarak dikkatleri üzerine çekti. OECD'nin temel senaryosu, enerji piyasalarında yaşanan bozulmaların sınırlı kalacağı ve küresel ticaret akışlarının zaman içerisinde yeniden normale döneceği yönünde.
Bu senaryo çerçevesinde, küresel büyümenin 2025'deki yüzde 3,4 seviyesinden 2026'da yüzde 2,8'e doğru geri çekilmesi; bununla birlikte, 2027 yılında yeniden yüzde 3,1'e yükselmesi öngörülüyor. Aynı dönemde G20 ülkelerinde enflasyonun da yüzde 3,4'ten yüzde 4 seviyesine çıkacağı tahmin edilirken, dünyanın önde gelen merkez bankalarının faiz oranlarını büyük ölçüde mevcut seviyelerinde koruyacakları öngörülmekte. Bunun yanı sıra, ham petrol, doğal gaz ve gübre fiyatlarında ilave yüzde 10'luk bir gerilemenin yaşanması halinde ise, küresel büyümenin daha da iyileşebileceği ifade edilmekte.
OECD'nin raporunda yer alan ikinci senaryo ise, 'karanlık senaryo' olarak, küresel ekonomi açısından ciddi risklere işaret etmekte. İran Savaşı'nın Orta Doğu'da daha geniş bir coğrafyaya yayılarak derinleşmesi ve Hürmüz Ablukası'nın da uzaması nedeniyle enerji arzı aksaklığını derinleşmesi halinde, küresel ekonomi son yılların en sert yavaşlamalarından birisiyle karşı karşıya kalabilir. Söz konusu uzun süreli kriz senaryosunda, küresel büyümenin 2026'da yüzde 2,1'e, 2027'de ise yüzde 1,8'e kadar geri çekilmesi bekleniyor. Çok sayıda ekonominin resesyona sürükleneceği, işsizlik oranlarının yükseleceği ve küresel enflasyonun ise daha hız kazanacağı öngörülüyor.
OECD hesaplamalarına göre söz konusu senaryoda küresel enflasyon 2026'da 0,4 puan, 2027'de ise 1,3 puan daha yüksek gerçekleşebilir. Böyle bir ortamda merkez bankalarının faiz oranlarını yeniden 50 ila 75 baz puan artırmak zorunda kalabilecekleri değerlendiriliyor. Umarız, bu 'karanlık senaryo' asla gerçekleşmez. OECD, enerji fiyatlarının, mevcut vadeli piyasa beklentilerinin yüzde 50 üzerine çıkabileceği uyarısı yaparken, bunun yalnızca maliyetleri artırmakla kalmayıp; aynı zamanda özel sektörün yatırım kararlarını ve tüketici güvenini de ciddi biçimde zedeleyebileceğini vurguluyor.
Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, 2026'nın ikinci çeyreği itibarıyla küresel şirketlerin üst düzey yöneticileri artık büyüme rakamlarından, satış hedeflerinden veya kar marjlarından çok; mevcut jeopolitik ve jeoekonomik şartlarda ayakta kalabilmeye odaklanmış durumda. The Conference Board tarafından yayımlanan son CEO Güven Endeksi sonuçları da bu dönüşümü açık biçimde ortaya koymakta. Küresel şirketlerin üst düzey yöneticilerinin en ciddi endişe başlıkları incelendiğinde, siber risklerin yalnızca bir çeyrek içerisinde yüzde 56'dan yüzde 65'e yükselmiş olması, dijital altyapıların ne kadar kırılgan hale geldiğinin en somut göstergesi.
Bugün dünyanın önde gelen şirketlerinin yönetim kurulu toplantılarının gündeminde artık sadece rakiplerin hamleleri veya yeni pazar fırsatları bulunmuyor. Devlet destekli siber saldırılar, kritik altyapılara yönelik sabotaj ihtimalleri ve veri güvenliği tehditleri, şirket stratejilerinin merkezine yerleşmiş durumda. Benzer şekilde jeopolitik risk algısının da yüzde 59'dan yüzde 62'ye yükselmesi, dünya ekonomisinin artık haritalar üzerindeki gerilim hatlarına göre şekillendiğini gösteriyor. CEO'lar stratejik planlarını sadece bilanço tablolarına değil, aynı zamanda çatışma bölgelerine, enerji koridorlarına ve siyasi risk haritalarına bakarak oluşturmak zorunda kalıyorlar.
Enerji arz güvenliğine ilişkin kaygıların üç ay gibi kısa bir sürede yüzde 19'dan yüzde 34'e çıkması, tedarik zinciri risklerinin ise yüzde 25'ten yüzde 36'ya yükselmesi, finansal risklerin ise yüzde 49-50 bandında seyretmesi, sermayenin artık yalnızca yüksek getiri arayışında olmadığını gösteriyor. Küresel yatırımcılar için günümüzün önceliği, yüksek kazançtan önce güvenli limanlara ulaşabilmek. Önümüzdeki dönemde ülkelerin ve şirketlerin başarısı yalnızca büyümeden çok, krizlere karşı dayanıklılıklarıyla ölçülecek. Çünkü yeni dönemin anahtar kavramı büyüme değil; güvenlik, direnç ve sürdürülebilir istikrar olacak.