Kerem Alkin

Kerem Alkin

İran Savaşı ve 2. Gıda Arz Güvenliği Krizi

Giriş Tarihi:
Ahaber

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk yılında dünya, gübre ve tahıl arzındaki daralma ile sarsılmış; Türkiye'nin Birleşmiş Milletler ile birlikte hayata geçirdiği KaradenizTahıl Koridoru İnisiyatifi, küresel gıda piyasalarına nefes aldırmıştı. Ancak bugün, İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı'nda düğümlenen yeni kriz, dünyayı ikinci ve daha derin bir gıda arz güvenliği sınamasıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu kez mesele doğrudan tarımın kimyasal temeli olan gübre arzında dünyanın ciddi bir tedarik krizi ile karşı karşıya olması.
Doğalgazdan üretilen amonyak, gübre üretiminin başlangıç noktası. Amonyak üzerinden üre ve nitrat bazlı gübreler elde edilirken, fosfat ve potasyum ile birlikte bitkinin büyüme döngüsünü belirleyen üç temel besin unsuru ortaya çıkıyor: azot, fosfor ve potasyum. Bu üçlüden özellikle azot, bitkinin gelişimi için kritik önemdeki girdi. Türkiye'nin terörle mücadele döneminde, patlayıcılarda kullanılıyor olması nedenliyle yasaklanmış olan amonyum nitrat bazlı gübreler, Tarım Bakanlığımızın oluşturduğu sıkı güvenlik takip sistemi ve Emniyet birimlerimizle ortak çalışmalar çerçevesinde, Hürmüz Boğazı krizin yönetimi adına yeniden serbest bırakıldı. İran Savaşı'nın sebep olduğu belirsizlik ortamında Türk tarımı için doğru ve isabetli bir karar.
Yine, stratejik ölçüde endüstriyel bir ürün olan mısır üretiminde de azot, yani nitrojen girdisi vazgeçilmez bir konuma sahip. Mısır, yüksek verim için yoğun azot tüketen bir bitki. Toprakta yeterli nitrojen bulunmadığında bitkinin gelişimi yavaşlar, yaprak oluşumu zayıflar ve verim ciddi şekilde düşer. Bu nedenle mısır üretimi, doğrudan üre ve amonyak bazlı gübre tedarikine bağlıdır. Gübrede yaşanacak en küçük kesinti, birkaç ay sonra hasatta büyükkayıplara dönüşür. Küresel ve bölgesel jeopolitik gerginliklere bağlı olarak, enerji piyasasında yaşanan her şok, artık haftalar içinde tarlaya, oradan da sofraya yansıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanma ise, yalnızca petrol akışını değil, modern tarımın kimyasal dolaşımını da kesintiye uğratmakta.
Körfez ülkeleri, küresel ticarete konu olan ürenin yaklaşık yarısını doğrudan ya da dolaylı biçimde besleyen üretim ve ihracatağının merkezinde yer almaktalar. Fosfat, sülfür ve amonyak zincirinde yaşanan kesintiler, yalnızca fiyat artışı değil, fiziksel erişim sorununu da beraberinde getiriyor. Çin'in, İran Savaşı'nın gidişatını takip ederek, fosfat ihracatını sınırlaması ve benzer şekilde kimi ülkelerin iç piyasalarını korumaya yönelmesi, krizi küresel bir arz daralmasına dönüştürmekte. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, klasik bir emtia fiyat artış süreci değil. Bu, enerji kriziyle tetiklenen, kimyasal girdiler üzerinden derinleşen ve nihayetinde gıda arzını belirleyecek çok katmanlı bir sistem kırılması.
Daha da önemlisi, Hürmüz krizinin jeopolitik zamanlamasıyla, dünyanın pek çok ülkesinde ilkbahar ve yaz dönemi tarımsal ekim dönemi hazırlık döneminin kesişmesi, tarımsal ekim için temin edilmesi gereken girdilere yönelik uyumsuzlukları da tetikleyecek. İran Savaşı ve Hürmüz krizinin daha da uzaması, tarımsal üretim takvimi haftalarla yarışırken, tarım girdilerine dair tedarik zincirlerinin yeniden kurulmasının aylarca sürmesi nedeniyle ciddi bir kırılmayı da beraberinde getirecek. Bu durum, önde gelen ülkeleri hızla korumacı politikalara yönlendiriyor. İhracat yasakları, stokçuluk ve iç piyasayı önceleyen düzenlemeler, küresel ticaretin akışkanlığını daha da zora sokmakta.
Zengin ülkeler gerekirse daha pahalı gıdaya erişirken, kırılgan ekonomiler için mesele artık fiyatın da ötesinde, doğrudan gıdayaerişim sorunu olacak. Türkiye açısından ise, mevcut tablo hem risk hem sorumluluk barındırmakta. Küresel tarımı etkileyen 2022'deki ilk jeopolitik krizde, diplomatik ve lojistik kapasitesiyle çözüm üreten Türkiye, bugün gübre ve enerji maliyetlerindeki artışa karşı tarımsal üretimini korumak zorunda. Bu nedenle, gübre tedarikinin çeşitlendirilmesi, yerli üretim kapasitesinin artırılması, stratejik stok mekanizmalarının güçlendirilmesi ve su yönetiminin yeniden ele alınması hayati önem taşıyor. Bu noktada, hem Tarım Bakanlığımız, hem de Ticaret Bakanlığımız proaktif tedbirler almaktalar.
Aynı zamanda, Türkiye, bölgesel üretim ve dağıtım merkezleri kurarak, yalnızca kendi arz güvenliğini değil, yakın coğrafyanın gıda istikrarını da destekleyebilecek bir konuma sahip. Bu kabiliyet, Ülkemiz için artık yalnızca ekonomik değil, doğrudan jeopolitik birkapasite anlamına da geliyor. Dünya, YeşilDevrim'in kimyasal temellerinin sorgulandığı bir döneme giriyor. Tam da bu noktada, ikinci gıda arz güvenliği krizi başlamışken, krizin derinliğini toprağa ulaşan kimyasal girdi miktarı belirleyecek. Çünkü, 2. Merkantilizm döneminde enerji kadar, gıdaya erişim de devletler arası rekabetin başlıklarından birisi olacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
Mobil uygulamalarımızı indirin