Yunanistan’ı Bekleyen Büyük Tehlike!
İsrail ve Yunanistan arasında bir şeyler oluyor.
Aslında gözle görülemeyen hiçbir şey yok ortada.
Her şey açık ve net.
Aynı şekilde Güney Kıbrıs ile İsrail arasında da…
Her şey gösteriyor ki Doğu Akdeniz'e en büyük kıyısı bulunan ve egemenlik sahası oldukça geniş olan Türkiye'ye karşı bir şeyler yapma derdindeler.
Son dönemde İsrail'in Türkiye'ye karşı attığı adımlar belli.
Türkiye'yi ve özellikle Başkan Erdoğan'ı hedef alan açıklamaları…
Suriye üzerinden yaşanan gerilimler…
ABD'de Türkiye aleyhine oluşturmaya çalıştıkları algı ve yürüttükleri lobi faaliyetleri…
Malum, çok uğraştılar ama bir adım ileri atamadılar.
Zira Türkiye'nin bu adımlara karşı duruşu da mesajı da net.
Başkan Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasında neyin ne olduğunu tüm dünyaya bir kez daha söyledi.
İsrail'in amacının ne olduğunu, Netanyahu'nun nasıl bir siyaset izlediğini ve bölgeyi, hatta dünyayı nereye sürüklemeye çalıştığını da.
Kanlı zihniyetlerini, işgalci politikalarını yüzlerine yüzlerine sıraladı.
Netanyahu, yaklaşan seçimler öncesinde güvenlik siyasetini öne çıkarmanın ve bunun üzerinden siyasi destek sağlamanın derdinde.
Ama bence onu asıl sıkıntıya sokan başka bir mesele var.
Yıllardır bölgede inşa etmeye çalıştığı kirli politikaların çöpe gidiyor olması.
Türkiye'nin Suriye'de, Irak'ta, Suudi Arabistan'da, Libya'da, Sudan'da attığı diplomatik ve askeri adımların ne demek olduğunu çok iyi görüyor,
ABD'siz bir Ortadoğu'nun İsrail için ne anlama geldiğini çok iyi okuyorlar.
Askeri olarak Türkiye'nin karşısında duramayacaklarını da en iyi onlar biliyor.
Fakat mesele sadece askeri güçten ibaret değil.
İstihbarat…
Dijital medya…
Algoritmalar…
Dezenformasyon…
Siber güvenlik…
Toplum mühendisliği…
Modern dünyada bunların tamamı artık birer mücadele alanı.
Sokağın herhangi bir yerinde meydana gelen küçük bir olayı büyütmek, bir toplumsal gerilimi ülke çapında bir krize dönüştürmek, insanların korkularını ve öfkelerini aynı anda harekete geçirmek en iyi bildikleri iş.
Türkiye'nin bu konuda aldığı önlemler elbette var.
Ama maalesef bu tuzağa düşme acziyetinde olanlar da içimizde var.
Yakın geçmişte yaşadığımız toplumsal fay kırılmalarını hatırlamak gerekiyor.
*****
Ekonomik sorunlarımız olabilir.
Eksiklerimiz olabilir.
Eleştirilecek şeyler de olabilir.
Ama ekonomik baskıyla veya ambargo gibi askeri tehditlerle diz çöktürebilecekleri bir Türkiye yok artık.
İşte bu yüzden şimdi Türkiye'nin etki ve ilgi alanlarına göz diktiler.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de bunun en açık örneklerinden.
Türkiye, Yunanistan'la ve Güney Kıbrıs ile uluslararası hukuk çerçevesinde diyalog zeminini hiçbir zaman tamamen terk etmedi.
Hatta Yunanistan'la son dönemde ilişkiler oldukça ileri bir noktaya taşındı.
Ama ilginçtir, bir anda İsrail hem Yunanistan'ı hem de Güney Kıbrıs'ı oyuna getirmeyi başardı.
Geçtiğimiz ay İsrail ve Yunanistan yaklaşık 3 milyar avroluk "Aşil Kalkanı" anlaşması imzaladı.
Bu anlaşmadan sadece birkaç ay önce de yaklaşık 750 milyon dolarlık başka sistemler satın alındı.
Bugünlerde İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs üçgeni giderek daha da kurumsallaşıyor.
Kime ve neye karşı? Tabii ki Türkiye'ye.
Ama işin içinde başka meseleler var.
Çünkü belki de asıl hedef Yunanistan ve Güney Kıbrıs.
****
Yukarıda da söyledik. İsrail, kahraman Türk ordusunu direkt karşısına alamayacağını biliyor.
Yunanistan'ın da alamayacağını biliyor.
Peki tüm bunlar niçin?
Cevabı Yunan ve Rum muhalefeti veriyor.
"İsrail adım adım bizi işgal ediyor."
Güney Kıbrıs'ta İsrail sermayesinin ve İsrailli yatırımcıların gayrimenkul alanındaki ağırlığı giderek artıyor.
Zaten ekonomik bir darboğazda olan Yunanistan'a silah satılarak İsrail'e borçlandırılıyor.
Öyle ki o silahların bile anahtarını Yunanistan'a teslim etmiyor.
Bütün bunlar olurken Türkiye'ye karşı oluşturulan cepheyi büyüttüklerini düşünüyor olabilirler.
Belki de hesapları budur.
Fakat gözden kaçırdıkları bir şey var.
Bu hesabı yaparken kendi hesaplarını, belki de topraklarını İsrail'e kaptırmaktalar.