İngiltere Aklı Nereye Gidiyor?
İngiltere bir dönemin en büyük güçlerinden biri.
Üzerinde güneş batmayan imparatorluk!
Hatta etki ajanlarıyla, düşünce kuruluşlarıyla, medya operasyonlarıyla, devşirdiği akıllarla birlikte dünya siyasetinde akla ilk gelen güçlerden…
Ama son çeyrek asırda daha çok ABD'nin operasyon ortağı…
Brexit'ten sonra belini bir türlü doğrultamadığı da ayrı bir gerçek.
Ama bu yıl içinde yaşananlar insanın aklına ister istemez aynı soru getiriyordu:
İngiltere dünya sahnesine yeniden mi dönüyor?
Bunu sorarken elbette sıradan gelişmeleri okumuyoruz.
İsrail'e karşı aldığı kararlar ve kullandığı sert dil…
Rusya'ya karşı sergilediği tutum…
ABD ile son dönemde yaşadığı siyasi ve ekonomik sürtüşmeler…
Ve tüm yaşananların üzerine Kral Charles'ın Trump ile buluşmasında kullandığı iğneleyici sözler…
İşte tüm bunlar İngiltere'nin yeniden kendi ağırlığını ortaya koymaya çalıştığı şeklinde yorumlandı.
Ama sonra…
Bir anda başka bir İngiltere fotoğrafı ortaya çıktı.
Bu kez soru dışarıdan değil, içeriden geldi:
Birleşik Krallık dağılıyor mu?
Çünkü son olarak İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki bağımsızlık hareketleri, İngiltere açısından sıradan bir gelişme değil.
Üçünün de buluştuğu ortak nokta:
Geleceklerine artık Londra'nın karar vermemesi.
****
İngiltere'nin dünya tarihindeki yeri malum.
Amerika'dan Asya'ya, Afrika'dan Avustralya'ya uzanan toprakları vardı.
ABD'nin henüz dünyada ağırlığının olmadığı dönemlerde İngiltere'nin adı vardı.
Elbette bu hikâyenin başka bir yüzü daha var.
Yalnızca büyük bir imparatorluk değildi.
Aynı zamanda tarihin en büyük sömürge imparatorluklarının birinden bahsediyoruz.
Köle ticaretinden sömürgeciliğe, kanlı ve kara bir miras var ardında.
Belki biraz iddialı olacak ama;
bugün dünyada nerede tarihsel bir kriz, nerede tartışmalı bir coğrafya, nerede geçmişten kalan bir sınır problemi varsa, pek çoğunda İngiltere'nin izi var..
Filistin'de…
Hindistan'da…
Ortadoğu'da…
Afrika'da…
Kıbrıs'ta…
Ve daha birçok yerde.
****
Sonra dünya değişti tabi.
İkinci Dünya Savaşı bitmesiyle yeni bir dünya düzeni kuruldu.
Ve bu yeni düzenin merkezine başka bir güç yerleşti:
Amerika Birleşik Devletleri.
İngiltere de sahip olduğu imparatorluk gücünü yavaş yavaş Washington'a devretti.
Bir zamanlar dünyanın merkezinde duran Londra, giderek Washington merkezli siyasette başrol oynadı.
Operasyonlarda beraber…
Diplomaside beraber…
Fakat zaman içerisinde bu da değişti ve İngiltere, Amerika'nın yanında giderek küçüldü.
Öyle ki bir dönem "ABD'nin en yakın müttefiki" denilirken, zaman zaman bu ilişki neredeyse "ABD'nin küçük ortağı" görüntüsüne dönüştü.
****
İngiltere bugün dışarıda yeniden büyük güç görüntüsü vermeye çalışırken içeride kendi siyasi istikrarını tartışıyor.
Baksanıza…
Başbakan dayanmıyor.
Son 10 yılda İngiltere'de görevinden ayrılan başbakanların sayısı altıya ulaştı.
Starmer, 2024'te büyük bir seçim zaferiyle iktidara geldi.
Daha iki yıl geçmeden görevinden ayrıldı.
Halbuki bir zamanlar İngiliz siyaseti denildiğinde akla istikrar, devlet geleneği ve kurumların gücü gelirdi.
Bugün ise Londra'da hükümetlerin ne kadar dayanacağını, başbakanların ne kadar süre görevde kalacağını konuşuyoruz.
Ve işin ilginç tarafı…
Dahası da var.
Bir zamanlar dünyanın dört bir yanına asker gönderen İngiltere, bugün eski başbakanlarının Ukrayna'da saldırı altında kaldığı bir dönemi yaşıyor.
İngiltere'nin yaşadığı dönüşümün fotoğrafı belki de tam olarak burada.
İşte burada tarihin ironisi başlıyor.
Bir zamanlar başka devletlerin sınırlarını çizen İngiltere, bugün kendi sınırlarının geleceğini tartışıyor.
Bir zamanlar dünyanın dört bir yanında bağımsızlık vaatleriyle isyan ve ihanet organize eden Londra, bugün kendi bünyesindeki bağımsızlık hareketleriyle karşı karşıya.
Bir zamanlar haritaları çizen İngiltere, bugün kendi haritasını kestiremiyor.
Güneş hala Londra'nın üzerine doğuyor.
Ama artık o güneş, bir zamanlar olduğu gibi dünyanın dört bir yanındaki İngiliz topraklarını aydınlatmıyor.
****
Tüm bütün bunlara rağmen…
"İngiltere bitti" demek de kolaycılık olur.
Çünkü hala dünyanın önemli ekonomilerinden biri.
Ve hala dünyanın en önemli finans merkezlerinden.
Diplomasisi hala güçlü. İstihbaratı, ordusu, üniversiteleri ve şirketleri hala küresel ölçekte ilk sıralarda…
Bir de nükleer silah sahibi bir BMGK daimi üyesi.
Ama…
Artık eski dünya yok.
Dengeler değişiyor.
Yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor.
Ve görünen o ki her zamanki gibi İngiltere bütün bu yeni denklem içerisinde kendisine yeniden bir alan açmaya çalışıyor.
İngiliz aklı yüzyıllardır dünya siyasetinin en önemli aktörlerinden biri olmayı başardı.
Bakalım bu defa da kazanabilecek mi?