Keşke Tek Sorun Hizmet! Kalsaydı
CHP ve belediyecilik denildiğinde, bundan birkaç yıl öncesine kadar akıllara gelen temel tartışma konuları belliydi:
"Çöp, çamur, çukur."
Belediye hizmetlerinin yetersizliği, yapılmayan yollar, ulaşım problemleri, toplanmayan çöpler, yetersiz altyapı…
İstanbul, İzmir ve CHP'nin yönettiği pek çok belediyede tartışmanın temel ekseni belediye hizmetleriydi.
Elbette "hiçbir şey yapmıyorlardı" demiyorum. Kendi imkânları içerisinde yaptıkları işler, üretmeyi vadettikleri projeler vardı.
Ancak mesele; milyonlarca insanın yaşadığı bir büyükşehir ise ve her geçen yıl büyüyen ilçeler ise işiniz, gücünüz, önceliğiniz o şehir olmalı.
Haliyle icraatlarınız da….
Hele mevzu İstanbul ise durum bambaşka.
Çünkü bu şehre kazandıran, bu şehre hizmet eden, vizyonuyla diğer yerel yönetimlere de örnek teşkil etmeli…
****
Şimdi gelelim asıl konumuza.
Maalesef artık standart bir CHP yerel yönetim anlayışından çok ötedeyiz.
Keşke bugün hâlâ "Bu yol neden yapılmadı?", "Bu metro neden gecikti?", "Bu şehir neden temiz değil?" diye tartışıyor olsaydık.
Fakat geldiğimiz noktada bazı eski/yeni CHP'li belediye başkanlarının ve parti yöneticilerinin isimleri artık çok daha ağır iddialarla anılıyor.
"Rüşvet… Yolsuzluk… İrtikap…"
Ve bunların yanında, kamuoyuna yansıyan başka ciddi etik, siyasi ve ahlaka aykırı suçlamalar…
Bütün CHP'li belediye başkanlarını aynı kefeye koymuyoruz elbette. Siyasi görüşler ve parti farklılıklarını bir yana bırakıp şehirleri için yapılması gereken yatırımlar konusunda hükümetle eş güdüm içerisinde kaynak arayan, proje üretenler elbette var.
Ama gelin görün ki kişisel hırs, kariyer ve partizanlıklarını hizmet etmesi gereken vatandaşın önünde tutanlar da var.
Mesele de burada başlıyor işte…
Kamuoyunda hepimiz görüyor, okuyor ve duyuyoruz soruşturmaları, yargılamaları… Tabii herkes direkt suçludur diyemeyiz.
Buna karar verecek olan yüce Türk yargısı. Ama yargıya bu iddialarla konu olmaları bile içler acısı.
Zira kamuoyuna yansıyan görüntüler, ifadeler, mesajlaşmalar, itiraflar, bilgi ve belgeler yokmuş gibi davranamayız. Sıradan bir "özel hayattır bize ne canım" sözüyle geçiştiremeyiz.
Çünkü bu insanlar sıradan insanlar değil. Her biri binlerce insanın oyuyla seçilmiş, şehrine hizmet etmesi beklenen ve örnek teşkil etmesi gereken siyasetçiler, yöneticiler.
Pek çok ismin belirlenmesinde, kendi dönemlerinde Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel'in başat aktör olduğunu biliyoruz.
Unutmamız mümkün değil; Özgür Özel'in Erdal Beşikçioğlu için "kahraman Türk polisi" vurgusuyla yaptığı tanıtımı.
Veya Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek…
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım…
Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek…
Ya da milletvekilini bıçaklayan, 27 suç kaydı çıkan eski CHP Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş…
****
Peki şu soruları sormak her şeyden önce bir vatandaş olarak hakkımız değil mi?
"Bu insanlar kim tarafından, hangi kriterlerle ve nasıl seçildi?"
Adaylık kriterleri ne? Karakter, kamu ahlakı ve siyasi sorumluluk dikkate alınıyor mu? Yoksa sadece seçim kazanabilecek kasası dolu isim mi aranıyor?
Çünkü mesele yalnızca bir belediye başkanının yaptığı bir hata değil. Mesele siyasi partilerin insan kaynağına nasıl baktığı.
Bana göre CHP'nin veya Yeni Parti'nin bugün yüzleşmesi gereken temel sorunlardan biri bu.
***
Bir insanın siyasi görüşleri nedeniyle yargılanması başka şey. Siyasi bir ismin rüşvet, yolsuzluk, irtikap veya başka somut suçlamalar nedeniyle yargılanması bambaşka bir şey.
Muhalif olmak, size suç işleme özgürlüğü tanımadığı gibi, yanlışlarınızı görmezden gelme hakkı da vermez.
Yaşananları "özel hayat", "siyasi operasyon" veya "algı" diyerek geçiştirmeye çalışmadan önce "Biz nerede yanlış yaptık?" demek daha doğrusu olacaktır.
Velhasıl…
Çöp çamur çukurdan bugünlere.
Nereden nereye…
Not: Her ne kadar tüm bu eylemlerle anılan isimler CHP'li olarak adlandırılsa da, konunun muhatabı pek çok isim bugün Yeni Partide görev yapmakta. Bizim konumuz zaten parti değil, bir zihniyet.