Değişen mi? Değişmek zorunda kalan mı?
Uluslararası ilişkiler çıkarlar üzerine kuruludur.
Eski dünyada da, yeni dünyada da.
İki ülke arasında iyi ilişkiler diye bir şey varsa, biliyoruz ki bunlar jeopolitik dengeler üzerine kuruludur. Bugün düşman, yarın dost olabilir. Zaman, mekân ve şartlar bu ilişkileri şekillendirir.
ABD'yle, Rusya'yla, Çin'le… Almanya'yla, İngiltere'yle olan ikili ilişkilerimize bakarsanız tam da bu tablonun fotoğrafını görürsünüz.
Kardeşlik, dostluk, müttefiklik başka… Azerbaycan, Pakistan gibi.
Peki, belli alanlarda politikalarınız birbiriyle çakışırsa, bu sizin birbirinize "hizmet ettiği" anlamına mı gelir?
Hayır! Öyle değil.
Öncelikli olan, ikili ilişkilerinizden ziyade ülke menfaatleridir.
ABD'yle, Rusya'yla olan ilişkilerimiz bunun en net örneği.
İkili ilişkiler son dönemde çok kuvvetli.
Evet, kuvvetli ama…
Suriye'de, Filistin'de, Libya'da, Somali'de, Kıbrıs'ta, Ukrayna'da, İran'da Türkiye'nin attığı adımlar…
Bunları Rusya'ya, ABD'ye "hizmet ediyor" diye mi yapıyoruz?
Hayır!
Türkiye'nin çıkarlarını koruduğumuz için.
Hatta pek çok noktada karşı pozisyonlarda yer alıyoruz.
Yer alabiliyoruz çünkü güçlüyüz!
Peki, bu güç nereden geliyor?
Ülkeniz ne kadar büyük olursa, ne kadar zengin olursa olsun…
Güçlü bir lideri ve güçlü bir ekibi yoksa, sahip olduğu potansiyeli sahaya yansıtamaz. Bir süre sonra o güç de etkisini kaybeder.
Eğer bu güçle bir devlet aklı ortaya koyamıyorsanız, durum biraz bugünün Avrupası gibi oluyor.
Bakın Almanya'ya, Fransa'ya…
Son yılların en zorlu dönemlerinden geçiyorlar ve liderlerinin neredeyse tamamı Trump karşısında güçlü bir söz söyleyemiyor.
Uluslararası ilişkiler literatüründe de kabul görmüş bir gerçektir bu.
Joseph Nye'ın tabiriyle ihtiyaç duyulan şey; güçlü bir liderlikle ortaya konulan "akıllı güç"tür.
Yani askerî ve ekonomik kapasite gibi sert güç ile yumuşak gücün dengesini koruyarak bunu sahaya yansıtan kazanır.
Acı tecrübesi hafızamızda taze işte.
Türkiye bir NATO üyesiydi. Güçlü bir ordusu, stratejik bir konumu da vardı.
Ama?
Ama Batı'nın kapısında yıllarca bekletildi. Bir top için, bir tank için, hatta bir uçak için.
Çünkü yıllarca o gücü stratejiye dönüştürecek siyasi iradeden yoksundu.
Koalisyon hükümetleri, daha kendi siyasi hesaplarını kapatamadan dünya sahnesinde güçlü bir şekilde varlık gösteremedi.
Haklı davasında hakkının peşinden pek çok kez gidemedi.
Peki bugün ne değişti?
İbn Haldun'a göre devletleri ayakta tutan şey, dayanışma ruhu ve ortak hedefe bağlılıktır.
İşte içeride bunu inşa edip dışarıda da akıllı gücü uyguladığınızda çok şey değişiyor.
İç politikada, askerî stratejilerde, ülkeler arası ilişkilerde, savunma sanayiinde elde edilen başarılar…
Bugün ABD Başkanı, Türkiye'nin ordusunun geldiği gücü şu sözlerle dile getiriyor:
"O kadar güçlü ki insanlar Türkiye'nin askerî açıdan ne kadar büyük olduğunu bilmiyorlar. Erdoğan sayesinde çok güçlü bir ordusu var."
Avrupa "Türkiye'siz güvenlik olmaz." diyor.
Asya ve Afrika'da Türkiye ile birlikte yol almak isteyen ülkelerin sayısı artıyor.
Coğrafyada, ülkemizin adının geçtiği yerlerde artık Türkiye'ye rağmen bir şeyler yapılamıyor.
Aksine… Türkiye ile, Türkiye'nin etkisiyle çok şey değişiyor.
100 yılı aşkın Türkiye düşmanlığı üzerine varlığını inşa eden Ermenistan'da, Azerbaycan'a karşı savaş kaybetmiş bir başbakan, Türkiye ile iyi ilişkiler vaatleriyle seçim kazanabiliyor.
NATO, yeni dünyaya güç gösterisini Türkiye'nin gelişen savunma sanayisiyle yapar hâle geliyor.
***
Uluslararası ilişkiler güç ile şekillenir.
Ne kadar güçlüyseniz, sahada ve masada o kadar varlık gösterebilirsiniz.
Dünyanın dört bir yanında yaşanan olaylarda da gördüğümüz bu.
Uluslararası siyasette söylemler değil, sonuçlar konuşur.
Ve geldiğimiz bugün…
Sonuçlar ortada.
Tüm bunlar ancak güçlü Türkiye'nin güçlü yönetimi ve güçlü liderliği ile mümkün olabildi.
Gerçek bu!
Bu gerçeğin adı…
Recep Tayyip Erdoğan.
Tarihe böyle geçti.
Ve bunları belli vesayet odaklarının desteğiyle, karanlık ittifaklardan aldığı güçle değil…
Çeyrek asırdır girdiği her seçimde milletinin desteğini arkasına alarak gerçekleştirdi.