Ne Yaparsak Kopamıyoruz, Koparamıyoruz…
En çok ziyaret edilenler camiler, saraylar…
En çok okunanlar Osmanlılar, Selçuklular…
En çok dinlenenler türküler, destanlar…
En çok izlenenler tarih anlatıları…
****
Zaman değişiyor.
Nesiller aşınıyor.
Değerlerin kaybolduğundan söz ediliyor.
Hepimizin ortak endişesi de bu zaten.
Fakat eleştirilerimizi sıralarken bazen gözden kaçırdığımız bir gerçek var:
Ne kadar değişirsek değişelim, ne kadar savrulursak savrulalım, köklerimizle olan bağımız tamamen kopmuyor.
Bir yanda modern dünyanın sunduğu imkânlar.
Kolay ulaşılabilir seyahat araçları…
Baş döndüren teknolojik gelişmeler…
Sosyal medya…
Yapay zekâ…
Diğer yanda ise insanı geçmişinden, ailesinden, inancından ve milletinden uzaklaştıran küresel kültürel akımlar…
Dinsiz…Ailesiz…Milliyetsiz…Cinsiyetsiz…Mülkiyetsiz… Hissizleştirilmiş bir insan modeli inşa etme çabaları…
Bunun için kullanılan şarkıcılar, sahne sanatları, dijital platformlar, algoritmalar ve yeni medya operasyonları…
Bütün bunlar hayatımızın tam ortasında duruyor.
Endişelerimizde haklıyız.
Tedbirlerimizi elbette almalıyız.
Ailemizi, kültürümüzü, dilimizi, tarihimizi ve inancımızı korumak için gayret göstermeliyiz.
Ama bir gerçeği de teslim etmek gerekiyor:
Su elbet yatağını bulur.
Demek ki bu milletin genetik kodlarında hâlâ güçlü bir hafıza var.
Ne kadar inancımızı yargılayanlar olsa da…
Ne kadar tarihimiz "gericilik" yaftasıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılsa da…
Hatta kendi geçmişini inkâr etmeyi ilericilik sananlar ortaya çıksa da…
Ne kadar türkülerimiz unutturulmaya çalışılsa da…
Veriler bambaşka bir şey söylüyor.
Sondan başlayalım.
Yapay zekâ ile üretilen müziklerde milyonlarca dinlenmeye ulaşan eserlerin önemli bir kısmı türkü uyarlamaları…
Kitapçıların çok satanlar raflarında Osmanlı'yı, Selçuklu'yu ve tarihimizin farklı dönemlerini anlatan eserler üst sıralarda…
Televizyon reytinglerinde tarihi yapımlar yine zirve yarışında…
Tatillerde ilk rotalardan biri İstanbul'un Tarihi Yarımada'sı…
Anadolu'nun dört bir yanında dolup taşan mekânlar ise camiler, türbeler, hanlar, kervansaraylar ve ecdat yadigarları…
Aslında nedenini merak etmememiz normal.
Olumsuz örnekler ise daha görünür.
Yanlış tercihi olan bir genç günlerce konuşulur.
Ama diğer gençler haber olmaz.
Tarihi mekânlarda uzun kuyruklar oluşturan gençleri görüyoruz.
Türküleri yeniden keşfeden gençleri görüyoruz.
Köklerini merak eden gençleri görüyoruz.
Demek ki mesele sadece neyin kaybedildiği değil, neyin yaşadığı.
Köklerinden tamamen kopan toplumlar maalesef yönünü kaybediyor.
***
Ve bugün..
Belki biçimler değişiyor.
Belki yöntemler değişiyor.
Belki nesiller farklı araçlarla büyüyor.
Ama öz aynı yerde duruyor.
Ağacı kökünden söküp atmadıkça, sürgün vermeye kök salmaya devam edecektir.
Evet anlaşamıyoruz belki yeni nesille.
Sorunu onlarda aramadan kendimize dönmeliyiz.
Acaba dilimiz mi anlaşılmıyor?
Onlara ulaşmak için ne dinimizi ne tarihimizi ne de kültürümüzü değiştirmeye gerek var.
İyi görünmek için özümüzden taviz vermek zorunda değiliz.
Sadece dilimizi güncellemek yeterli.
İmam Gazali de öyle yapmış Mevlana da..
Malcom X de öyle konuşmuş, Aliya da…
Bu bir uzlaşı değil, bir köprüdür.
***
İbn Haldun, toplumları ayakta tutan şeyin ortak his ve hafıza olduğunu söylüyor ve buna da asabiyet diyor..
Asabiyet zayıflarsa millet çözülür, güçlü kalırsa hiçbir baskı onu bitiremez.
Veriler gösteriyor ki bu milletin asabiyeti hâlâ yaşıyor.
Çünkü ne yaparsak yapalım, onlardan tamamen kopamıyoruz.