Tatiller uzadıkça bayramlar kısaldı!
"9 günlük bayram tatili heyecanlandırdı"
Hangisi?
Bayram mı?
Tatil mi?
Malum bayram tatili dokuz gündü. Uzun bir süre.
Haberlerde anlatıyoruz işte: yollar doluydu, oteller doluydu, havalimanları doluydu, memleketler doluydu.
Ama anlatmadığımız bir şey: "bazı evlerin eskisi kadar dolu olamadığını".
Daha önce değinmişimdir.
"Nerede o eski bayramlar…" diye derin bir ah çekeriz bazen.
Bu cümlenin içinde sadece geçmişe duyulan özlem yok.
Çocukluğumuz var; kalabalık sofralar, şeker harçlık toplama heyecanı… o heyecanla uyku tutmayan arefe geceleri.
Hikâyelerimizin kahramanları var. Bugün aramızda olmayan ama hatıralarımızda yaşamaya devam eden güzel insanlar var.
Bu yüzden "Nerede o eski bayramlar?" sorusu aslında biraz da hikâyemiz ve kaybettiklerimize duyduğumuz özlem…
Nesilden nesile geldi bu sitem.
Ama o da değişiyor.
Sanki "Nerede o eski bayramlar?" sorusunun yerini yavaş yavaş "Nerede o eski bayram tatilleri?" arayışı almaya başladı.
Elbette kimse tatil beldelerine gitmesin, çocuklarını gezdirmesin, dinlenmesin demiyorum.
Ailece vakit geçirmek tabii kıymetlidir. Yılın yorgunluğunu atmak önemlidir.
Memleketlerimize gidelim. Çocuklarımızı eğlendirelim. Kafamızı dinleyelim. Yeni yerler görelim. Bunların hepsini yapalım.
Ama en azından birkaç günü bayram gibi yaşayalım.
Ya da bu programları yıllık izinlerimizde yapalım.
Tatil turlarına, rotalarına alternatif çok; ama bayramın alternatifi yok. Yılda sadece 2 kez gelen fırsat bu.
****
Belki de bakış açımızı değiştirmeliyiz.
Bayram…
İbadetlerin yanı sıra kültürel motiflerin en yoğun yaşandığı bir dönem İslam âleminde.
Bağlanmanın, yakınlaşmanın, paylaşmanın ve hatırlanmanın doruğa çıktığı sayılı günlerden oluşan kısa bir mevsim.
Bayramlar bizim medeniyetimizde tatil günleri değildir. Bayram; Allah'ın rızasını kazanmak için ibadetlerin yapıldığı, ailenin, akrabaların, yardıma ihtiyacı olanların hatırlandığı, ellerin öpüldüğü, duaların alındığı, küslüklerin sona erdiği, kırgınlıkların onarıldığı müstesna zamanlardır.
İşte bu yüzden bayramlar sadece dinî bir vecibe ve kültürel bir gelenek değil; aynı zamanda bir medeniyet hafızasıdır.
***
Bu bayram ziyaretlerinde de o acı gerçekle yüzleştim bir kez daha…
Kimisi bir tebessümün ardından söyledi.
Kimisi hafif bir sitemle…
Kimisi de derin bir iç çekerek…
"Eskiden bayramlarda ev daha kalabalık olurdu."
Ve bu manzara beni bazı soruları kendimize sormaya mecbur bıraktı…
Acaba çocuklarımız yıllar sonra bayramları; dedelerinin elini öptükleri, büyüklerinin duasını aldıkları, kuzenleriyle aynı sofrada buluştukları günler olarak hatırlayacak mı? Yoksa trafik yoğunluğundan, otel rezervasyonlarından ve tatil planlarından ibaret birkaç gün olarak mı kalacak akıllarında..
Ya da biz de bayramda gözlerimiz kapıda beklerken onlar da tatile mi çıkacak?
Çocuklarımızı alıştırdığımız bu ihmal nedeniyle yarın üzülen biz, mahrum kalan onlar olacak.
* * *
Güneş doğmaya devam eder. Perdeleri kapatan kişi ise güneşten mahrum kalır. Bayram da böyledir.
Bakidir.
Biz yaşasak da yaşamasak da… Ziyaret etsek de etmesek de…
Bayram, bayram olmaya devam eder.
"İnsan, köklerini kaybettiğinde kendini kaybeder."
Bayram eksilmez. Ama eksilen, bizim bayramdan aldığımız pay olur.
Hayatın telafisi vardır. İşin telafisi vardır. Tatilin telafisi vardır.
Ama alınamamış bir duanın, öpülememiş bir elin ve ertelenmiş bir ziyaretin telafisi yoktur.
Öyleyse gelin…
Bir sonraki bayramda yine gezelim, dinlenelim. Çocuklarımızı eğlendirelim. Ama bayramı da bayram gibi yaşayalım.