Aynı safta, ayrı hesapta
Dünyada insanlar en çok açık düşmanlıktan korkar.
Oysa acı tecrübelerle dolu tarih bize başka bir şey söyler:
Açık düşman hesaplanabilir!
Çünkü cephe bellidir. Hamlesi ölçülür, kozu-tehdidi görülür.
Ama aynı masada oturan, aynı fotoğrafa giren, aynı safta yer alan büyük güçlerin birbirine karşı taşıdığı gizli rekabet…
İşte gerçek tehlike tam da orada saklıdır.
***
Bugün dünya siyasetinde herkesin ezberlediği bir denklem var:
Batı bloku karşısında Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore aynı safta.
Kulağa güçlü geliyor.
Hatta birçok insan bunu yeni dünyanın "anti-Amerikan ittifakı" olarak görüyor.
Ama kimse şu soruyu sormuyor: Gerçekten müttefikler mi?
Yoksa birbirini kullanmak zorunda kalan rakipler mi?
Ukrayna ve yakın zamanda yaşadığımız İran savaşı uluslararası ilişkiler uzmanı olmasakta belli başlı analizler yapabilir hale getirdi.
Artık hepimiz biliyoruz; devletlerin dostu olmaz.
Menfaati olur.(istisnalar sayılı da olsa)
"İran'ı neden yalnız bıraktılar?" Sorusunun peşinde koşarken, dünyanın gözden kaçırdığı en büyük kırılma tam burada yaşanıyor:
Çin ve Rusya.
Asıl satranç tahtası Washington ile Moskova ya da Pekin ile Washington arasında değil:
Pekin ile Moskova arasında kuruluyor.
Dikkat edin…
ABD ile Rusya birbirini açık tehdit olarak görüyor.
ABD ile Çin arasında ekonomik, teknolojik ve askeri rekabet artık gizlenmiyor.
Ama Çin ile Rusya arasında görünürde dostluk, arka planda ise büyük güç savaşı var.
Rusya bugün hâlâ askeri anlamda dünyanın en sert ülkelerinden biri olabilir.
Nükleer güç bakımından hâlâ caydırıcı olabilir.
Fakat ekonomi, üretim, teknoloji, ticaret ağı, enerji tüketimi ve küresel etki alanı bakımından Çin artık Rusya'nın önüne geçti.
Ve bu durum Kremlin için tarihi bir kırılmadır.
Çünkü Sovyetler sonrası dönemde Moskova kendisini hâlâ Avrasya'nın merkezi güç aklı olarak görüyordu.
Şimdi ise aynı coğrafyada Çin yükseliyor.
Hem de tankla değil; parayla, yatırımla, borçla, limanlarla, enerji anlaşmalarıyla ve ticaret koridorlarıyla…
Bir zamanlar Rus nüfuz alanı sayılan Orta Asya'ya bugün Çin sermayesi hâkim oluyor.
Afrika'da Avrupa sonrası boşluğu Rusya dolduracak deniyordu.
Fakat Ukrayna Savaşı Rusya'yı sahaya kilitlerken Çin Afrika'da attığı adımları ekonomik üsler kurarak güçlendirdi.
Moskova savaşırken, Pekin satın aldı..
Ve belki de Putin'in en büyük korkusu NATO değil.
Kontrol edemeyeceği kadar büyüyen bir Çin.
Bakın enerji denklemine…
Batı yaptırımları sonrası Rusya Avrupa pazarını büyük ölçüde kaybetti ve yüzünü Çin'e döndü.
Fakat Çin burada dost gibi davranmadı.
Tam tersine tam bir küresel güç refleksi gösterdi.
Rusya'nın sıkışmışlığını fırsata çevirdi.
Doğalgazı ve petrolü daha düşük fiyatlarla aldı.(Tıpkı yıllardır İran petrolünde yaptığı gibi.)
Yani Pekin aslında Moskova'ya yardım etmedi.
Moskova'nın mecburiyetini satın aldı.
Bu yüzden Ukrayna Savaşı'nın tamamen bitmesi Çin'in işine gelir mi, emin değilim.
Aynı şekilde İran cephesindeki krizlerin tamamen çözülmesi de Çin açısından tartışmalıdır.
Burada da Rusya devreye giriyor ve Pekin'e petrol açığını kapatmak için mecburi istikamet belirliyor.
Ve dünya hâlâ "Çin-Rusya ittifakı" başlığını konuşuyor.
Oysa perde arkasında çok daha derin bir mücadele yaşanıyor.
Trump-Putin-Xi görüşmelerinin, anlaşmalarının perde arkasında da tam bu gerçek yatıyor.
****

Yeni dünya düzeni için filler tepişiyor yani..
ABD bildiğimiz gibi. Hem askeri hem ekonomik bir güç.
Çin bunu ekonomik hegemonya ile kurmaya çalışıyor. Komünist bir sistemin içinden kapitalist bir küresel düzen.
Rusya ise askeri gücüyle masada kalmaya çalışıyor. Enerji kartı güçlü olsa da kapitalizm kısmı zayıf.
Süper güçler liginde Herkes ABD ile Çin rekabetine odaklanmış durumda.
Ama asıl sessiz savaş Çin ile Rusya arasında.
Unutulmamalı!
Emperyalizm ortak kabul etmez.
İster aynı cephede olsun, ister karşı tarafta…